LİDERLİK YÜRÜYÜŞÜ

Ramazan Yaşar

21. Yüzyıl bir “Büyük Devlet Adamını” konuşuyor. Aslında yaptıkları ve yapmayı taahhüt ettiklerini gerçekleştirirse yüz yıllar sonra “Liderliği ve Büyüklüğü” daha iyi anlaşılacak. Ülke yönetimini hasta bir politikacıdan devralan Recep Tayyip Erdoğan’ı konuşuyor tüm dünya. 2003’den bu yana Türkiye ve dünya gündemine damga vuran çok şey yaptı, ancak son hamlesi, kendisine ve Türkiye’ye karşı uluslararası güçleri rehin alan karanlık elleri kırıverdi. Daha önce dünyaya başarı ve demokrasi dersi veren Erdoğan, şimdi de liderlik ve insanlık dersi veriyor.

Aslında insanlık konusunda Filistin, Mıyanmar, Mısır ve Suriye üzerinden çok ders vermişti. Bu seferki dersin konu başlığı daha önceki derslerden hiçbir şey almak istemeyenleri bile mest etti. Ülkemizin utanç tabloları bir bir kaldırıldı. Kıbrıs, Kürtler, Aleviler, Dersim, Kuzey Irak, Ermenistan ve benzeri konularda yıllardır havanda su döven Türkiye, 2003’den sonra başlayan Başbakan Erdoğan döneminde adeta “Tabu yıkım ekibi” gibi çalıştı.

Dokunulamaz denilen konulara yönelik açılımlarıyla ezber bozan Erdoğan, 1915 olaylarında hayatını kaybeden Ermeniler için “taziyede bulunarak” bir kez daha tarihe not düştü. Erdoğan’ın mesajının dünyanın dört bir yanında yankı bulması bir yana, hala Türkiye’de vatandaşlarımız olarak yaşayan Ermenileri derinden sarıp kucaklaması daha anlamlıdır.

1915’i yaşamadılar ancak “Ulus Devlet anlayışı” üzerine bina edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden de bekledikleri şefkati görmediler. Tıpkı Kürtler, Rumlar ve Müslümanlar gibi. Bunları “Milli düşman” gören zihniyetten; Müslümanları, Kürtleri, Rumları ve diğer etnik yapıları kucaklayan Başbakan Erdoğan’a uzanan yol hiç de kolay geçilmedi. Başbakan, onlara haklarını vermekle kalmadı, onların da bu devletin eşit vatandaşları olduğunu ve onların da bir devleti olduğunu göstermiş oldu. Yayınlanan mesajın en önemli sonucu bence budur.

Etliye sütlüye dokunmadan, kangren olmuş sorunlara neşter vurmadan, kapınızda bekleyen tehlikelere meydan okumadan büyük devlet de olunamaz, büyük devlet adamı da! Başbakan, Türkiye’nin büyüklüğünü pekiştiren, daha büyük hedeflere taşıyan adımları cesurca atarken, bir taraftan da “Büyük bir lider” olduğunu dünyaya göstermiş oluyor. Türkiye’de ve dünyada gündemi böylesine yoğun ve aralıksız kuşatan, tartışma alanlarını ipotek altına alan başka bir lider olmadı. O’nu farklı kılan şey sadece konuşulur olmayı başarmak değil, aynı zamanda konuşulmaya değer şeyleri de yapıyor olmaktır.

Erdoğan, ezberlerle mücadele verdikçe kişisel ve siyasal kariyerini güçlendirirken, Türkiye’nin özgüvenini ve moralini de artırıyor. Türkiye’nin devlet olarak halkıyla, geçmişten gelen küskünlük ve kırgınlıklarını tamir ederken, ileriye doğru hızlı atılımlar yapmasında da şüphesiz Erdoğan’ın şahsi imzası var. Bunu bilen halk her seçimde desteğini arttırarak hem O’na, hem de “Büyük Türkiye’ye” destek veriyor. Ülkenin ve toplumun uzun vadeli hedeflerine kilitlenmek ancak “Büyük lider olma” vasfına haiz olmakla mümkündür.

Ermeni Gazeteci Etyen Mahçupyan, “Türkiye artık dünya yüzeyinde diğer büyük ülkelerle aynı sınıfta sayılmayı, eşit olmayı, saygı görmeyi talep ediyor. Bu duygu muhafazakar zihinde bir kişilikli duruş ve siyaset beklentisi olarak şekilleniyor” tespitiyle bu yürüyüşün adını koyuyor.

Başbakan sadece ileri sağlam ve güvenli adımlarla yürümüyor, kendisinden önce yapılmış hataları ve yanlışları düzelterek ve temizleyerek ilerliyor. Bu kendisini yavaşlatsa da, geride kalmış hangi kangren yaraya el atsa, ileriye doğru Türkiye’nin önünde onlarca kapı açılıyor. Yaptıkları kadar yapanın kimliği de onları şaşırtıyor. Öyle ya solcular kendisini “Diktatör”, cemaatçiler “El-Kaideci” diye dünyaya servis ederken, O, herkese kapısını, kollarını, gönlünü ve dilini açıyor.

Türkiye’de ve dünyada Müslümanların umutsuzluk içinde sağa sola savrulduğu bir dönemde onlara umut olan bir lideri gıptayla seyrediyor tüm dünya. Başbakan’ın Türkiye’de ve dünyada tüm dini gruplara, tüm etnik unsurlara uzattığı el sadece “Büyük lider” olmakla açıklanamaz. Bunu besleyen asıl kaynak İslami düşünce ve hayat tarzıdır. Türkiye ve dünya konjöktürü değil, beslendiği kaynak Başbakan’ı bunları yapmaya teşvik ediyor. Çünkü beslendiği kaynak insanlığın onuruna yakışanı binlerce yıl önce tanımış ve vermiştir. Başbakan’ı “Büyük lider” yapan da bu inancı ve imanıdır.   

Tarih bundan önce hep cesur liderler tarafından yazıldı, bundan sonra da öyle olacak. 21. Yüz yılın cesur lideriyse Recep Tayyip Erdoğandır. Kafa tuttuğu güçlere ve çözdüğü sorunlara bakarsanız bunu daha iyi anlarsınız...