Mardin izlenimleri

Hasan Mutluoğlu

Mubarek Ramazan Ayına yeniden kavuşmanın sevincini yaşadığımız şu günlerde, oruç ayının ailemize, ülkemize, İslam alemine ve dünyaya huzur getirmesi dua ve dileğimiz olsun.

17 – 21 Mayıs tarihleri arasında Güneydoğu illerimizden MARDİN’e,  Konya STK Platformu’nun öncülüğünde düzenlenen “SİVİL TOPLUM VE DİN” konulu “UFUK TURU” programına ANADOLU EĞİTİM KÜLTÜR VE BİLİM VAKFI Konya şubesi adına katılmak üzere gittim.

MARDİN; Dicle ve Fırat nehirlerinin bulunduğu tarihi “YUKARI MEZOPOTAMYA” bölgesinin “AK GERDANLIĞI” diye isimlendirilen, TAŞ EVLERİN DESTANI olan bir şehir.

Ahmet Davutoğlu’nun MARDİN için kullandığı “Coğrafyamızın, medeniyetimizin BİBLO şehri MARDİN” ifadesi, MARDİN’i yakından görebilenler için bir anlam kazanır.

“7 DİL, 7 DİN MERKEZİ MARDİN” diye nitelenen bu şehri anlayabilmek ve tanımak için sınırlı bir süre yetmiyor. Bu şehri anlamak için, kısa zaman dilimi içinde arkadaşlarımızla eski MARDİN yerleşim alanlarında dolaştık.

Bu şehirde taşlar anlamlı hale gelmiş. Taşlar canlı durmakta, huzur veren bir hayat sunmakta. İçinde yaşayan insanlarla bütünleşen taşlı yollar, taş evler, taştan camileri ve kiliseleri,  taştan eğitim merkezleri, taştan çarşı ve bedestenleri.

Kürt, Türk, Arap, Süryani, Ermeni, Yahudi, Ezidi çeşitliliğinde beşeri yapının, bir o kadar dil ve kültür zenginliğinin,  Müslüman, Hırıstiyan, Musevi v.s farklı dinlerin merkezi olan MARDİN.

MARDİN;  Müslüman ARTUKLU Devletine başkent olmuş bir şehir.  Artuklular, taşı ustaca kullanarak İslam kültürünü taşlara çok ince bir ustalıkla işlemişler. Bu muhteşem yapılar, ziyaretçilerini hala etkileyebilmekte.

Dar sokaklar, taş evlerin birbirlerine yakınlığı, dağ yamacının yerleşim alanı olarak seçilmesinden kaynaklanan evlerin üst üste gelmesi, harmanlanması, gezme esnasında insanlara hiç sıkıntı vermediğini farkediyorsunuz.

Arabalarla gezme şansının olamadığı bu şehirde, insanların birbirleri ile yakınlaşması, selamlaşması ve dostluk kurması kolaylaşmış. Bir bakıma zorunlu hale gelmiş. Farklı dinden, farklı dilden ve kültürden insanları birbirine kaynaştırmış. Huzurlu bir şehir olmaya zorlamış.

MARDİN sokaklarında karşılaştığınız insanlara SELAM verdiğinizde, - karşınızdaki insanın özelliğini bilme durumunda değilsiniz-  verdiğiniz selamı, MARDİN şehrinin insanı selamınıza –bir arkadaşın ifadesi ile- “BİR İBADET ANLAYIŞI İLE” karşılık vermekte.

Aynı zmanda İSLAMIN ANADOLU’ya giriş kapısıdır MARDİN. İslam Hz. ÖMER zamanında buralara girmiş. ULU CAMİİ 672 yılında yapılmış.

30 yıldan beri kardeşliğimizi ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerin sürdürüldüğü bu coğrafyamızın bir parçası olan MARDİN’e gelmek, yakından tanımak, insanları ile yerleşik oldukları ortamda tanışmanın önemli olduğunu fark ettik.

Bu gezi ve programın kardeşliğin yeniden hatırlanamasına, kurulmasına, “ÖZE” dönmeye vesile olacağına inanıyorum.

 MARDİN eski yerleşim alanlarını gezerken etkilenen ve anında satırlara dökülen, benim duygularımı da ifade eden, ORHAN GÜNDÜZ beyin dizelerini paylaşmak istiyorum.

ESKİ  MARDİN

Dik yamaçlar, dar sokaklar, / Hem Arnavut kaldırımlar,

Hem münzevi taş duvarlar, / Bize tarih anlatırlar.

         ****                         ****

Burda her dinden insan var, / İseviler, Museviler,

Türkler, Kürtler ve Araplar, / Hepsi yanyana yaşarlar.

            ****                       ****

Mardin, kültürler tortusu, / Tam bir mozayık kurgusu,

Cami kilisenin komşusu, / Kardeşlik bu şehrin olgusu.

              ****                      ****

Market, avm ve mall’lar yok, / Hep küçük küçük dükkanlar,

Çalışan zanaatkar çok, / Bu şehrin bir benzeri yok.

             ****                      ****

Mardin bir dünya mirası, / Behemhal korunmalı,

Kadim kültürler harmanı, / Geleceğe taşınmalı.

 

NOT: Yazı devam edecek.