Masal masal içinde!

Gülşen Yılmaz

Uçurtma Avcısı isimli kitabı bilmem okudunuz mu?

Orada şöyle bir cümle geçer; “Afganistan'da çocuk var çocukluk yok ...”

2003 yılında yayınlandı bu kitap. Yani şöyle bir bakıldığında dünya üzerinde pek de bir şeyin değişmediğini bu cümle ile anlıyoruz.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü mesela…

Otoriteler, bu güne dair bir sürü masal okudu basında ve sosyal medya da! Herkes oluşturulan bu zincire katıldı. “Dünya Çocuk Hakları Günü kutlu olsun” mesajları paylaşıldı.

Benim gördüğüm kadarıyla ki yanlışsam biri düzeltsin. Bu günü kutlayanlar Avrupalı çocukları kastediyor olmalı! Çünkü ben Orta Doğu’da mutluluk içerisinde gülücükler dağıtan bir çocuk görmedim maalesef…

Her bir dakika da on iki çocuğun öldüğüne dair ciddi bir veri varken, biz hangi haklardan bahsediyoruz?

Bu günü icat edenler, dünyadaki bu derin eşitsizliğe gözlerini kapatmış olmalılar… Yok, eğer kapatmadık, bizim gözümüzde tüm çocuklar eşittir diyorlarsa, o zaman Yemen’deki, Filistin’deki, Doğu Türkistan’daki, Afrika’daki ve daha sayamadığım bölgelerdeki çocuklar için bir şey yapmayı düşünüyorlar mı merak ettim?

Bu masum çocukları kendi menfaatleri ve çıkarları doğrultusunda kullanmaktan öte başka bir projeleri var mı? Mesela göz göre göre ölen çocuklar için bu güne kadar kayda değer bir faaliyet yapmışlar mı? Yemen’de açlıktan ölen çocuklara, yemek göndermişler mi? Son bir ayda ölen 250 çocukla alakalı bir önlem almaya çalışmışlar mı?

Burada örneklemeye devam edersem sayfalarca bu tarz bilgi çıkabilir.

Evet, kapitalist mantıkla üretilen bu gün, misyonundan epeyce uzak kalmış gibi görünüyor. Kendi çocuklarını el üstünde tutan Batı güruhu, terör patlamasında öldürülen, tecavüze uğrayan, açlıkla boğuşarak can veren, cesedi kıyıya vuran çocukların haklarını tam olarak nerede saklı tutuyor?

Yani anlayacağınız bilmem kaç milyon çocuğun öldüğü, bu çarpık düzende, dünya büyükleri (!), birer birer barış mesajı verip, çocukların haklarına dair methiyeler düzüp, ertesi gün kan dökmeye ve dökülen kanlara göz yummaya devam edecekler.

Bitirirken Tarık Tufan’ın şu düşündürücü cümleleri geliyor aklıma; “Artık dünyanın neresinde bir çocuk ölürse orası Gazze’dir. Gazze, çocukların öldüğü yerlerin adıdır bundan böyle. Bir çocuk sıtmayla, tüberkülozla, yüksek ateşle ve daha bilmem hangi hastalıkla ölürse ölsün, öldüğü yer neresi olursa olsun, biz oraya Gazze diyeceğiz. Duvarların çepeçevre sardığı bir ölüm kampına dönüştürülen Gazze’de, çocuklar ölmeye devam ettiği sürece hiçbir masal tamamlanamayacak, hiçbir çocuk şarkısı melodisini bulamayacak, hiçbir oyunun sonu gelmeyecek, hiçbir top zıplamayacak, hiçbir tebeşir tahtaya yazmayacak. Çocukluk dünyasına dair hiçbir renk gerçek yüzüyle insanların gözüne görünmeyecek bundan böyle. Çocuklar eksildikçe, eksilecek herkes ve her şey…”