Mazlum Dua Ederse

Hakan Bahçeci

Son zamanlarda ekranlara, gazetelere düşen mide bulandırıcı, ürkütücü, kaygı verici ve hatta korkutucu haberler hepimizi ziyadesiyle tesiri altına almış ve hüzünle karışık bir kahır içine sürüklemiş halde…

            Toplumun değer yargıları iğdiş edilmeye başlanırsa aklı selim unutulur. Eğer toplum korkmaya başlarsa güvensizlik duygusu anarşiye yataklık eder. Ve eğer toplum galeyana gelirse kimi tedbirler için geç kalınmış olunabilir.

            Bilhassa çocuklara yönelik şiddet, istismar, taciz vb. kavramlar hemen her toplumda insanı rahatsız eden, tedirginlik yaratan ve kızdıran sınırlar içerir. Doğumundan itibaren başkasına bağımlı olarak büyüyebilen, kendi bakım ve ihtiyaçlarını başkasının yardımıyla karşılayan tek varlık insan olsa gerek. Hal böyle olunca özellikle çocuklar, topluma emanet edilmiş masumlardır.

            Toplumsal kodlarımızda önce çocuklara sonra kadınlara karşı merhamet ve muhafaza altında tutma yaklaşımı katı ve nettir. Manevi dünyamız, gelenek ve göreneklerimiz, millet olarak getirdiğimiz miras bu konuda hassasiyetimizi ortaya koyar.

            Bu durumda; sıklaştığı kanısı ağır basan bu vakıalar, üzerine gidilmeyi konuşulmayı, ihya ve irşat, tecziye ve tedbir konularında adım atmayı icbar etmektedir. Bununla birlikte “işe nerden başlamalı, ne yapmalı” soruları her kesim tarafında farklı cevaplanmakta, değişik metotlar ileri sürülmekte ve en vahimi bu vakıalara sebep olduğu düşünülen kişi ya da kurumlara mesnetsiz saldırılmaktadır.

            Şu tespiti yapmak yerinde olacak sanırım; biz ne kadar arzu etsek de dilimiz varmasa da bu tür olaylar tekrar tezahür edebilir çünkü insandan bahsediyoruz ve insanın kimi zaman hayvandan daha aşağı olacağını kitabımızdan biliyoruz. Dün vardı yarın da olacak. Mesele şu ki en aza nasıl iner, tedbirler ne olmalıdır, caydırıcı önlemler ve seviyesi ne kadar tespit edilmelidir gibi soruların selim bir akılla, vicdani sorumlulukla ve ahlaki boyutuyla cevaplanması gerekmektedir.

            İkinci bir tespiti şu şekilde yapalım; ispata muhtaç yönü olmakla birlikte düne göre daha sabırsız, daha merhametsiz, daha acımasız, daha sınırsız bir dünya arzu ediyor insanlar. Kimseye “öte git” denmiyor, kimsenin hatasını söyleyecek cesareti göstermiyoruz çünkü kimse hatasını görmek ve kabul etmek istemiyor.

Neden açtım bu konuyu çünkü insanımızın içindeki merhamet, acıma, vicdan, günah, yasak, ayıp gibi değer yargıları aşınmış ve örselenmiş durumda. Hemen şunu belirtelim de kimse işi hafifletmeye çalışıyorsun demesin; savunmasız ve masum hiçbir canlı hiçbir şekilde hiçbir menfaatin konusu bile olamaz…

Buraya kadar gelince “çözüm ne” sorusu hemen akla geliyor biliyorum. Devlet baba mı? Elbette o üzerine düşeni yapacak, çağırsın bilim adamlarını, emniyetini, jandarmasını, hukukçularını, aileleri, yazanı, çizeni köklü bir çözüm için oturtsunlar vicdanları, yürekleri rahatlatacak tedbir ve düzenlemeleri ivedilikle çıkarsınlar.

Şu sosyal medyada ha bire paylaşım yapanlar işin önünü, arkasını, sonunu ve başını iyice düşünüp haybeye sallayıp durmasınlar. Özellikle sanat çevresi bu konuda çok daha hassas olmalı değil mi sizce de? Ve sakın bu olayları dini hassasiyet ve toplumun gelenekleri ile ilişkilendirmeye kalkmayın. Çözümlerden biri olacak yolu çözümsüzlük haline getirmeyin.

Sivil toplum kuruluşları da eğitim işi de bu meselenin içindedir kimse kenara çekilmesin. Ve medya, hani o ekranlarda ana haber bültenlerini sunarken afili cümleler kuranlar, hemen senden sonra başlayan ana kuşaktaki sinema filmine ya da dizi filme bir bak bakalım hangi kahramanlar nasıl özendiriliyor?

Velhasıl ne sen ne ben ne o ne öteki bundan azadeyiz… Üzerimize düşenin ne olduğunu bilecek ya da öğrenecek kadar farkında ve bilincinde olmalıyız. Masumları korumak ve kollamak hepimizin boyun borcu yoksa mazlum dua ederse “nihayet” hayrolmaz…