Merâmım şudur ki…

Dr. Ramazan Tuzla

Bozulsun dershanelerin bu güçlü sihri,

Nazımdan bihaberiz, bilen yok nesri.

Babayı sayar olduk cüzdandan ibâret.

Gayretin kapısı, kör hancıya emânet.

 

Dershane tartışması, her ne kadar ismi konulmamış bir kalkışma olsa da, dershanelerin büyüsünü bozması açısından anne-babalar için büyük bir kazanımdır.

Evlatlarını geri kazanım sancısıdır bu yaşanan.

Kimliklerine sahip oldukları evlatlarının benliklerine uzanan kurtarma elidir ortaya konan.

Gençleri evden uzaklaştıran ilk olgudur dershaneler.

Dışarıda geçirilen her bir an, evden kopuştur anbean.

Gencin mâzeret üretmesine gerek yok dershane varken,

Anne diyemez ki: Oğlum, kal biraz, daha çok erken.

Arkadaşlar değil mi ki, yeni alışkanlıkların perdesini açan?

Sigaranın, alkolün ve daha ne belâların sahte güzelliğini saçan…

Aynı evde, anne kızına hasret, baba oğluna… Haftanın beş günü, gençlerin sahibi okullar; hafta sonu bu gençler soluğu dershanede alırlar.

Bunun adı hayat…

Bunun adı başarı…

Bunun adı istikbal…

Evden koptukça, tükendi gençlerimiz yavaş yavaş. Bu kopuşun ilk suçlusu dershanedir ey arkadaş.

Anne, evladı ile bir Cumartesi öğle yemeğini beraber yesin ve çayını kızı ile beraber içsin.

Baba, akşam eve döndüğü zaman oğluna Necip Fazıl’dan bir güzel şiir okusun ve beraber tartışsınlar: Ne diyor ve kime diyor bu adam?

Bu gencecik gülfidanlar, hayatın bir altıncı şıkkının daha olduğunu bilsinler ve onu işaretlesinler silinmemek üzere hatır defterine.

Başarının, yüz sorunun tamamına cevap vermek olmadığını, elli doğrunun da kendisine yeteceğini bilsin bu delikanlı yürekler.

Ama, kalan ellinin de, anne hatırını gözetmek, babanın gayretine hürmet, halanın hasretine muhabbet, dayının cömertliğine kıymet, amcanın şefkatine hizmet ve ziyaretlerle dostlukları yaşatmak olduğunu bilsinler.

Bir hafta sonu, mahallenin ak saçlısına selam verip, hatırını sormanın, duâsını almanın kıymetinden haberdar olsunlar.

Hayata ses versinler ve yankısını alsınlar hayattan.

Oturup seyretsinler bir karınca kolonisini, görsünler her bir karıncanın eve dönme gayretini.

Daha önce yazmıştık bu satırlarda. Anne-babalar, evlatlarının gayret kapısının anahtarını,  köhne hanların bilmem kaçıncı katındaki dershanelerde aradılar bu zamana kadar.

Bulanlar oldu…

Bulduğunu sananlar oldu…

Bulamayanlar oldu…

Ama hepsi ortak bir paydada buluştular:

Binbir zorlukla kazandıkları ve alınterlerine karşılık ödenen ücretlerinin aslan payını, bu köhne hanlarda bırakmak zorunda kaldılar.

Kimileri, banka kredileri ile ayakta kaldılar, kimileri kredi kartı ödemelerini tehir ederek yönettiler cüzdanları.

Kimileri akşam taksi şoförlüğü yaptı, evladından habersiz; kimileri hafta sonu limon sattı pazarda, mertliğinden tâvizsiz.

Gelin görün ki, babaların bu fedakârlığı, aynıyla cevap bulmadı gençlerin tavırlarında.

Baba mecbur görüldü bu hamiyetperverliğe, gençler dershane kapılarından koştu kıymet bilmezliğe.

Bir kez daha ifâde edelim ki, dershane tartışması, hiçbir işe yaramasa bile, bir sihrin bozulmasıdır, geç kalınmış olsa bile.

Her hânenin dersidir bu bozulan sihri sorgulamak ve gayretin anahtarlarını sıcacık yuvada aramak.

Yazdık, yine yazalım.

Allah, anne-babasını sevindiren gençleri çok sever. Anne-babasını fedakârlığa mecbur bırakmadan sevindirenler, Allah’ın bu sevgisinden paşa payını alırlar.

Vesselam.

 

Yer biter söz bitmez, yel biter köz bitmez.

Çoktan seçtiğin sorular, çöz ki, çöz bitmez.

Hani hoşgörüye araladığın o altın kapılar?

Sükûtun kıymetine sarılanda söz bitmez.

 

Duânızı eksik etmeyin efendim.