Merkez Üssü

Gökhan Kırlangıç

Evlilik konusunda ilgi meselesi içinden çıkılması en zor konulardan biridir. Bugün biliyorum ki yorumlarınız farklı olacak ama ilginin bu boyutunu bir de yazdığım açıdan bakmanızı  rica ediyorum. Zira ilgi kavramının anlamı kişiye göre değişiyor. Yorum farklılıkları da burada başlıyor. İlginçtir ki ufacık bir jest gösteren eşinden memnun olurken kimi de bir ömrün her anının kendine ayrılmasını bekliyor. Beklentilerin farklılığı gibi karşılanma şekli de farklı olunca durum tam bir muammaya dönüşebiliyor. Haliyle şikâyetlerin de ardı arkası kesilmiyor.

Mesela beklentilerinin karşılanamamasından dem vuran kadınların “Eşim bana hiç değer vermiyor, onun için yaptığım onca fedakârlığa rağmen ‘Sen ne yapıyorsun ki’ diyor bir de üstüne” sözleri pek çoğumuza tanıdık gelir. Yahut beyler eşlerinin bu sitemlerine karşılık hemen savunmaya geçerek başlar sıkıntılarını anlatmaya: “Ne yapsam memnun olmuyorsun, hep daha fazlasını istiyorsun. Sürekli sevgi, alaka istiyor, her şeyi beraber yapalım diyorsun şikâyet eden taraf değişse de şikayetler aynı oluyor çoğu zaman. Bir türlü memnun olamayan karı koca, ne birlikteliklerinden bir tat alıyor ne de ayrı geçirdikleri zamanın keyfine varıyorlar.

Sonra eşler soruyor birbirine

Bağlı mıyız yoksa bağımlı mı?

Oysa eşlerin bu tarz tutum ve davranışları ile birbirlerini hayatın merkezine alma çabalarından vazgeçseler bişeyler daha çabuk değişir. Tek vücut, tek akıl, tek ruh çabası işi daha çok çıkılmaz kılar. İşte bu nedenledir ki bağlı mıyız yoksa bağımlı feryatları yükselir.

Evet evlilikte normal olan tabiki eşini düşünmektir, fakat ipin ucu kaçınca bir de bakıyoruz ki kadın kocası olmadan hiçbir iş yapamaz olmuş. Ne eski arkadaşları ile görüşüyor ne de kendine bir meşgale ediniyor. Her şeyi birlikte yapmak arzusu ile sürekli eşine söylenip sitem ediyor. Ya da tam aksine, erkek yapıyor aynı şeyi. Eve geldiği andan itibaren her işi eşi ile beraber yapmak istiyor. Kadının işi, temizliği, yemek yapma telaşı var mı diye düşünmeden “Neden yanımda oturmuyorsun, sonra yap, şimdi gitme” vb. nedenler ile eşinin işlerini sürekli erteliyor. Pek çoğumuzun hayatında tanıdık örnekler değil mi bunlar?  Ne yazık ki birlikteliğimizi  yok eden en büyük hastalığın sinyalini veriyor bizlere.

Hastalık belli

Eşini hayatın merkezine alma” hastalığı…

 Kişi beynini o benim her şeyim, ben onsuz yapamam, onsuz olmayı hayal edemiyorum’ gibi gerçekçi olmayan düşüncelerle doldururken; aslında yuvaya darbeyi eşler indirmektedir.

Oysa hastalık kadar reçetede hazırdır...

Uzak da değil emin olun; Eşler birbirine nefes aldıracak. ..

Aksi takdirde bir tarafta kendine ait alanın olması için çırpınan kadın yahut erkek, öte yanda “Sen benim merkezimsin” diyen bir eş olursa ilişkiler kopma noktasına dahi gelebilir. Düşünelim bir kere, bazı şeyleri yalnız yapmak isterken eşimizden sürekli “Ben her şeyimi seninle yapıyorum, sen neden beni dışlıyorsun? Artık beni sevmiyor musun, benden sıkıldın mı? tarzı cümleler duyuyoruz. Yapmaya çalıştığımız tek şey biraz kendimize zaman ayırmak halbuki. Birlikte geçirilen zamanların kıymetini daha iyi bilmek için ara sıra ayrı işlerle meşgul olmak… Fakat karşı taraf bu tavrımızı vurdumduymazlık, sorumsuzluk, sevgisizlik olarak algılıyor. Çünkü onun “merkez üssü” tam olarak biziz; biz onun için “her şeyiz.” Biz olmadan nefes aldığını dahi düşünemiyor. Her işi bizimle yapmak istiyor. Ve bu tavrının doğruluğundan öyle emin ki aynını bizden de bekliyor. Hatta öyle abartıyor ki bu durumu, o çok sevdiği, onsuz yapamayacağını iddia ettiği eşini, benliğinin içinde boğuveriyor. Böyle bir durumda kalan eşin kaçmaya çalışması da çok normal oluyor. Tek kaygısı birazcık “nefes almak” olan eşe verilen tepkiler ise ne yazık ki kırgınlıkları beraberinde getiriyor.

Kalın sağlıcakla efendim .