MUTLU YILLAR

Oktay Aksu

Bir yıl daha bitti. Ömürden bir yıl daha gitti. Bana her zaman saçma gelen yeni yılınız kutlu olsun dileklerine bu yıl facebook’un ‘harika bir yıldı, parçası olduğunuz için teşekkürler’ sloganı eklendi. Kendimi baskı altında hissettim, üzerimde bir algı operasyonu yapılıyormuş gibi. Benim ve bütün facebook kullanıcılarının harika bir yılı geride kalmış olmak zorundaydı. Tam tersi olsaydı da hiçbir şey fark etmezdi. Berbat bir yıl oldu, sebep olanların… gibi bir cümlede aynı oranda tahripkardır. Zamanın bir kabahati yok. Zaman sadece insanoğlunun yapıp ettiklerinin şahididir.

                Bol kahkahalı, keyifli, bol kazançlı ve terfili bir yıl mükemmel bir yıl olarak vasıflandırılıyor. İşler kesat gittiyse berbat bir yıl. Zihinlerimiz işgal altında. İnancımız ve değerlerimizle, hayattan beklentilerimiz arasındaki bağ kopmuş durumda.

                Psikolog, mutluğun anahtarları ve mutsuzluğumuzun sebepleri üzerine bir söylev veriyor. Dinleyicilerden biri ‘ dünya mü ‘minin zindanı ise bu mutluluk arayışlarını nereye koyacağız’ diye soruyor. Psikolog yanlış din algısından, dünyadan da nasibimizi unutmamaktan dem vuruyor. Müslüman olsun ya da olmasın bütün bilim adamlarının pozitif bilimle kuşatılmış bir zihni var. Bizim için mutluluktan ziyade huzur kavramının öncelenmesi gerekir.’ Melali anlamayan nesle aşina değiliz’ diyor şair. Melal, dünyevi bir sıkıntı, mutsuzluk vs. değil. Hüzün; bu dünyaya ait olmamaktan, ait olduğu yerde olmamaktan kaynaklı bir hüzün halini işaret ediyor. Müslüman; hüzünlü ama huzurlu bir yolcu olarak bulunuyor bu dünyada.

                Geçen yılın muhasebesi ve gelen yıldan beklentiler maddi varlıklar üzerinden yapılmak zorundaymış gibi bir mahalle baskısı altındayız. Oysa bizim için önemli olan; ahiretin tarlası olan bu dünyada, ahirette biçilecek cinsten neyi, ne kadar ektiğimizdir. Vicdanların sızladığı, zulüm ve haksızlıkların arttığı, acının çoğaldığı bir yılı geride bırakmışsak şüphesiz dünyada, bizde, gelecek nesiller de zarardadır.

                Bir yıl daha geçti; Soma ve Ermenek’te maden faciaları, Asansör faciası, gezi olayları, paralel darbe girişimleri, Suriyeli göçü, Kobani olayları, Ezidi mazlumiyeti ile. Bir yıl daha geçti; Sisi, Esed, İsrail ve ABD terörü ile.

                Kaçıncı yılda olduğumuzun ne önemi var. Yıllardır kapanmamış yaraların, verilmemiş hesapların sızısı ile yaşıyoruz. Çığlıklar arasında bir geçitten geçiyoruz. Şeyh Ahmet Yasin’in ‘Allah’ım ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum’ diyen sesi. Ceylan Önkol’un cesedinin parçalarını eteğine toplayan, annenin çığlığı. Üzerlerine gökyüzünden ölüm yağan Roboskili kaçakçıların çığlığı.  Ve Suriye’de üç yaşında bir çocuğun ölmeden önce söylediği ‘ her şeyi söylicem Allah’a’ çığlığı. Kurşun sıksan daha iyiydi çocuk. Yerin altının üstünden hayırlı olduğu günler yaşıyoruz. Huzur mu demiştim?

                Zaman şahittir ki insanlık hüsrandadır.