Naim Hazım Onat

Latif Demirtaş

Sevgili okurlarım; Konya ile ilgili bir kişi, bir tarihi değer, bir sanatsal eser ya da herhangi bir Konya değerini İslam Ansiklopedisi’nin ışığında paylaşmaya devam ediyoruz.

Naim Hazım Onat, Konya’da doğdu. Babası Mehmed Hâzım Bey, annesi Hafize Hanım’dır. İlk öğrenimini Konya Hamidiye Okulu’nda tamamladı, Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetti. Yağmurlu Medresesi’ne devam ederek icâzetnâme aldıktan sonra Konya Fethiye Medresesi müderrisliğine (1910), buradan da yeni kurulan Dârülhilâfe Medresesi’ne tayin edildi (1915); burada Türkçe, edebiyat, Farsça ve psikoloji dersleri okuttu. Daha sonra kurulan Sahn Medresesi’nde kelâm, mantık, Arap dili ve edebiyatı dersleri verdi. 1912’den itibaren Konya Askerî Rüşdiyesi’nde Türkçe, 1915-1918 yılları arasında Konya İttihat ve Terakkî İdâdîsi’nde Türkçe ve tarih, 1918’de Yatılı Askerî Rüşdiyesi’nde Türkçe, ardından idâdî bölümünde edebiyat, tarih, kelâm, felsefe, Arapça ve Farsça öğretmenliği yaptı. Konya İl Genel Meclisi üyeliğine seçildi. 1923’te yapılan Büyük Millet Meclisi II. dönem seçimlerinde Konya milletvekili seçildi, milletvekilliği IX. döneme kadar aralıksız devam etti. 1936’da açılan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde profesör olarak üç yıl süreyle Arap dili ve edebiyatı dersleri verdi. Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla oluşturulan Türk Dil Kurumu’nda kuruluşundan (1932) ölümüne kadar üye, derleme kolu başkanı ve yönetim kurulu üyesi sıfatıyla görev yaptı. Diyanet, Şer‘iyye, Evkaf, İrşad ve Kānûn-ı Esâsî komisyonlarında çalıştı. 5 Mayıs 1953’te vefat etti.

Naim Hazım Onat’ın dil çalışmaları Türk Dil Kurumu’nun amacına ve Cumhuriyet’in dil politikasına uygun olarak sürmüştür. I. Türk Dil Kurultayı’nda ileri sürülen görüşlerin birçoğu Türk dilinin başka dillerle karşılaştırılması, bilhassa onun medenî milletlerin dilleriyle ve özellikle Hint-Avrupa dilleriyle akraba olduğunun ispatlanmasıyla ilgiliydi. Erken dönem Cumhuriyet aydınları bu fikirlerini ispat edebilmek için yoğun bir gayret sarfetmişlerdir. Türkiye’de karşılaştırmalı filoloji çalışmaları, bu erken dönem aydınlarının milliyetçi nazariyelerini ispat amacına dayanan “naif” çabalarından sonra büyük ölçüde sönmüştür. Naim Hazım Onat’ın bu karşılaştırmalı filoloji çalışmalarına Türkçe’yi Sâmî dillerle, bilhassa Arapça ile karşılaştırma yolunda katkıda bulunduğu görülmektedir. “Türk Kökleri Arap Dilini Nasıl Doğurmuş” (Hâkimiyet-i Milliye, 4 Mart 1933) ve “Türk Dilinin Sâmî Dillerle Münasebeti” (Türk Dili, sy. 15 [1935], s. 1-97) adlı yazıları onun bu alandaki ilk etütleridir. Daha sonra Arapçanın Türk Diliyle Kuruluşu isimli çalışmasında belli sınıflamalara ve karşılaştırmalara dayanarak Arapça üzerindeki Türkçe etkisini ortaya koymaya çalışmıştır. Kendi ifadesiyle bu eserde “Sâmî dillerin en zengini ve gelişmişi olan Arap dilinin ses ve kök bakımından karşılıklı durumuyla onun Türk dili varlıklarıyla nasıl kurulup yoğrulduğunu” incelemiştir. Onat, konuyla ilgili çalışmalarında Arapça ile Türkçe’nin akraba dil olduğu veya Arapça’nın Türkçe’den doğduğu tezini değil aksine bunların farklı ailelere mensup farklı yapıda diller olduğunu, ancak çok eski dönemlerde Arapça’ya Türkçe’den geçmiş pek çok kelime bulunduğunu, hatta Arap dilinin Arap tasrifine girmiş bir Türkçe niteliği taşıdığını ileri sürmekte ve bu tezini verdiği çok sayıda örnekle ispat etmeye çalışmaktadır (Arapçanın Türk Diliyle Kuruluşu, I, 9-13, ayrıca bk. tür.yer.). Onat, Ön Asya’nın Orta Asya’dan gelen Türk kavimleriyle meskûn bölgelerine Sâmîler’in zaman zaman yaptıkları istilâ dalgalarının Ural-Altay dil zümresinin çeşitli lehçeleriyle konuşan bu kavimleri Sâmîleştirmiş olmasının buna zemin hazırladığını, böylece bu lehçelerin işlenmiş kelimeleriyle tasrife uğramış çeşitli Sâmî dillerin ortaya çıktığını iddia etmektedir (a.g.e., I, 25-26).

Kitap ve makalelerinde nisbeten bilimsel bir yol izlemeye çalışan Onat, Türkçe’nin eski zamanlarda birbirinden ayrılmış lehçelerini ve Moğolca’yı bir arada kullanarak bir tür anakronizme düşmüştür. Arapça’nın tasrifli yapısı sayesinde birçok yabancı kelimeyi kolayca özümseyebildiğini ileri süren Onat, Arapça’daki Türkçe kelimeler hakkında bilgi verirken ve karşılaştırmalar yaparken Dîvânü lugāti’t-Türk’teki verilerle Mançu, Moğol gibi Altay dillerinin ve Yakutça gibi uzak Türk lehçelerinin verilerini eş zamanlı olarak kullanabilmektedir. Bir başka eksikliği de söz konusu kelime alışverişlerinin hangi kültürel/coğrafî ortamlarda gerçekleştiği konusunda açık değerlendirmelerde bulunmamış olmasıdır. G. Lewis onun tezini kanıtlamakta başarısız olduğunu ileri sürmüşse de (Trajik Başarı Türk Dil Reformu, s. 68) Onat’ın bu eserini bütünüyle başarısız diye nitelendirmek doğru değildir. Onun Türkçe’den alıntı olduğunu düşündüğü Arapça kelimelerin azımsanmayacak bir kısmının Türkçe’yle ilgili olduğu görülmektedir.

Gelecek haftaki yazımızda sizlere Konya ile ilgili başka bir kişiyi daha tanıtmak üzere, hayırlı hafta sonlarınız olsun.

Allah’a emanet olun.