NAMAZ BİZİM NEYİMİZ OLUR?

Dr. Ramazan Tuzla

Sözlerin Sultanı ile başlayalım.

Kur’an buyuruyor:

Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur. (İsra-1) Hepimiz bu hükme iman ettik ve tasdik diyoruz.

Din-i Mübin-i İslam’ın beş temel esasından biridir namaz. Müminin, mübini idrak noktasında en temel enstrümanıdır namaz. Miraç ile beş vakit olarak farz kılınmıştır ve Peygamber Efendimiz’in Rabbi ile buluşması Miraç ile vâki olmuştur.

Rabbi ile buluşan İnsanlığın Serveri, ümmetine de, günde beş defa Rabbi ile buluşma imkanını, inanan gönüllere Rabbinden aldığı bir hediye olarak sunmuştur.

Bu yüzden “namaz müminin miracıdır” deriz.

 

Bu sözün içerisini doldurarak sahiplenemedik bu zamana kadar. Sözüm şahsımadır ve en azından ben sahiplenip de hakkını veremedim namazın.

Bazı şeylerin farkına varınca bir alışkanlık peyda oldu ve o alışkanlığın adı namaz oldu. “Namaz müminin miracıdır” sözü, ancak ve ancak Miraç Kandili’nde kulaklarımızın pasını sildi ama gönlümüze kadar işleme etkisinden hep uzak oldu. Beni şöyle bir titretmedi kendime gelebilmem için.

Kendimde olmadığımın farkına da varabilmem gerek titreyebilmem için. Bu da mümkün değil.

 

Dedik ya, bir alışkanlığın adı namaz ve daha ötesinde nasibimiz (nasibim) yok. Geçirme tehlikesine karşı biraz canını sıkar, endişe duyarsın. Eğer geçerse, birazcık pişman olur ve kısa süre sonra unutursun.

Vaktini geçirmediysen, hızlı bir şekilde eda edersin ve içini rahatlatırsın; rükudan, secdeden ve mânâdan uzak.

Neden iftitah (açılış) ile başladığımızı düşünmeden.

Neden okuduğumuzu düşünmeden.

Neden eğildiğimizi düşünmeden.

Neden secdeye vardığımızı düşünmeden.

Neden selam verdiğimizi düşünmeden.

Kabe’nin bir şubesindeyizdir ve bir peygamber vekilinin arkasındayızdır ancak yalnızca cismimiz o ortamdadır.

Hayatımızın her alanındaki sorgulamasızlık alışkanlığımız bizi namazda da bırakmaz ve tadil-i erkan içinde kılarız namazımızı en güzel şekilde(!) Edâ etmişsek vaktinde, üzerimizden büyük bir yük kalkmıştır.

Sevdiğimiz bir arkadaşımızla buluşmamız esnasında, biz büyük bir yükten kurtulduğumuzu mu düşünürüz yoksa buluşmanın gereği sevince mi boğuluruz?

Namaz müminin miracı ve Allah ile buluşuyoruz değil mi? Câmi çıkışlarındaki çehrelerimiz, bu buluşmalara en güzel tanık olsa keşke!

 

Miraçtan, buluşmadan, ibâdetten, huzurdan öte başka maksatların aracı mıdır yoksa namaz?

Bana Müslüman mı desinler?

Bana iyi insan mı desinler?

Beni güvenilir insan mı bilsinler?

Benim ikbalim için namaz fayda mı sağlasın?

“O, namaz kılıyor” mu desinler?

 

Hepten unuttuk buluşmanın anlamını.

En güzel Dost ile görüşmenin sevincini.

 

Hikâyedir, anlatılır ya:

“Meczubun biri camiye girer ve herkesin sırtında yükler görür. O da, sırtına odunları alır ve öylece namaza durur, aralarda sırtından odunları dökerek. Cemaat kızar ve rahatsız olur gürültüden; tabi hoca da. Hoca sorar meczuba, “Neden sırtında odunla namaz kılıyorsun?” diye. Meczupun cevabı, “Neden bana kızıyorsunuz?Âdetiniz böyle sandım, hepinizin sırtında çeşit çeşit yükler vardı, ben de sırtıma odunları aldım” olur. Meczup, cemaatin sırtında çocuklar, eşler, eşyalar görür. Hoca da merak eder kendisinin sırtındaki yükü ve sorar. Meczup da, “En çok sizin sırtınızdaki yüke inanamadım. Siz sırtınızda inekle namaz kılıyordunuz” der.” Büyük buluşmaya, hangi yüklerle (önceliklerle) gittiğimiz ortada.

 

Beş vakit buluşma bize yük oldu fakat bu buluşmaya da zaten yüklerimizle gidiyoruz ve bu yüklerin altında eziliyoruz. Harâbat ehli bunu görüyor; biz de onu hor görüyoruz.

Yüksüz olarak, tâbiri câizse kuş kadar bir hafiflikte çıkamıyoruz Mevla’nın karşısına.

Her buluşma bizim için kilometreleri sıfırlama imkânı iken, her buluşmadan yakıtımızı tüketerek dönüyoruz mâalesef.

Başlığımız cevapsız kaldı biliyorum. Her an olduğu gibi yine mâzeretimiz hazır: Yerimiz dar.

Rabbim, haberdar olduğumuz Miraç’ı hayırlara ve huzura vesile kılsın; idrâkine varabilmeyi ve Miraç’ın hediyesine hakkıyla muamele edebilmeyi bizlere nasip etsin. Mevlam, nasipsizlerin huzur bozucu fiillerinin gerçek faillerini görebilme idrakinden bizi yoksun bırakmasın. Âmin.

 

Duânızı eksik etmeyin efendim.