Nasıl bir devlet?

Prof. Dr. Önder Kutlu

Devletin hızlı ve öngörülemez değişim ve dönüşümü insanların ilgisini çekiyor, öncelikle anlamak sonrasında ise etki etmek için çaba sarf ediyorlar.

İnsanlık tarihinin son 2500 yılında gündeme gelen devlet, toplumların ortak kararları nasıl verecekleri sorusuna yoğunlaşır. O nedenle de insanların talep, ihtiyaç ve kaynaklarındaki değişim devleti de değiştirir.

Modern devlet müdahaleci, düzenlemeci ve aktiftir. Değerlendirmelerini yaparken hangi kurallara bağlı olarak karar verdiğini, hangi süreçleri takip ettiğini ve hangi saikla hareket ettiğini beyan etmek kaydıyla etkisi mazur görülür.

Konu sıkıntısız olmadığı gibi devletler de eleştiriden ari değiller: Ya şeffaf olmayan kararları nedeniyle soru işareti oluşturuyorlar ya da izah etmedikleri kararlarından dolayı tehdit algısına sebebiyet veriyorlar.

Serbest piyasaya, sivil topluma ve kişilerin hak ve özgürlüklerine yapılan müdahalenin boyutları her geçen gün artıyor. Bu da doğal olarak eleştiriliyor.

Devlet adına hareket edenlerde, hiyerarşide aşağılara doğru inildikçe ketumluk, gizem ve sessizlik artıyor. Mesela, Cumhurbaşkanı vatandaşla konuşmasında her şeyi gerekçesiyle birlikte izah ederken, alttaki bir memur ya da bir taşra birim sorumlusundan aynı duyarlılığı göremiyoruz maalesef.

Genel olarak seçimle gelenlerin çok daha makul oldukları söylenebilir. Ancak atama yoluyla pozisyonunu elde edenlerde aynı hassasiyet mevcut değil.

Bütün bu süreci yürütme görevi ise seçimle gelenlere, yani siyasilere ait. Atamayla gelen memurları her daim kontrol altında tutmak gerekiyor.

Cumhurbaşkanlığı Sistemini anlayamayan memurların yeni dönemde ciddi hatalar yaptıkları ifade edilmelidir. Sisteme meşruiyet veren seçimlerin gölgesinden yararlanıp, sağladığı meşruiyeti sanki kendilerine aitmiş gibi kullanıyorlar.

Etkili karar almaları gereken alanlarda aynı hız ve kararlılığı göremezken bakıyorsunuz sessiz kalmaları ve hareketsiz olmaları gereken alanlarda olmadık işler yapabiliyorlar.

Devleti yönetmek tarihte hiç olmadığı kadar zor bugün. Herkes kendisini merkeze oturtuyor ve her şeyden haberdar. Yalan – yanlış bilgiler ortalığa saçılmış vaziyette.

Hal böyle olunca siyasetin işi zorlaşıyor. Bir taraftan toplumu tatmin etmeli diğer taraftansa memurlarına göz kulak olmalılar.

Oysa memur çoğu zaman siyasileri yanıltabiliyor. Bilgiyi çarpıtabiliyor.

Bireysel hak ve özgürlükleri tehdit altında olan kişinin yapamayacağı çılgınlık yok. Sonuçta demokrasi denilen şey herkesi eşit ve özgür olarak değerlendiriyor.

Pandemi döneminde devlet sınırlarını genişletti. Sokağa çıkma yasakları, insanların hareket ve kararlarını etkileme, ekonomiye müdahale gibi gelişmeler bir anlamda devlet gücünü temsil edenleri şımartmış olabilir.

Müdahalenin yönü ve derecesini makul sınırlar içinde belirleme görevini yerine getirenler öncelikle kendileri hukuka uygun hareket etmek zorundadır.

Bu nedenle keşke her alanda seçim yapılabilse demek geliyor içimizden: Üniversiteden tutun da kendi müftü ve imamınızı seçmeye kadar pek çok alan buna uygun aslında.

Hastanelerde ‘hekim seçme hakkını’ bugün nasıl çok sevmişsek, hizmet aldığımız kişileri seçme hakkına da sahip olmamızın bir mahsuru bulunmuyor aslında.

Kendilerini yönetecek olanları seçemeyenler sisteme güvenlerini kaybediyorlar. ‘Camiye, okula siyaset girer’ diyenleri kabul etmek mümkün değil.

Kendisine hizmet sunacağı insanları anlamayan, onların ihtiyaçlarına duyarsız bir bürokrat en büyük problem.

Önümüzdeki dönemde bütün bu alanlarda adım atılması büyük bir ihtiyaçtır; özellikle de özerkliği bulunan kurumlar öncelikle ele alınmak kaydıyla.

Son dönemlerde tartışılan olayların büyük bir kısmında bu eksiklik bulunuyor.

Seçim gerçekten iyi bir yöntem; olmadığı zaman oligarklar, tiranlar, despotlar ortaya çıkabiliyorlor.

Bunları faturası da, haklı olarak, seçimle gelenlere kesiliyor.