ORHAN MİROĞLU’NU OKUYUN…

Ramazan Yaşar

Diliniz, dininiz, mezhebiniz, hayat felsefeniz, dünya ve ahiret anlayışınız ne olursa olsun Star Gazetesi’nden Orhan Miroğlu’nun yazılarını okumanızı tavsiye ederim…

Hükümet 2009’dan bu yana “Çözüm süreci” için yasal düzenlemeler yapıyor, kamuoyu desteği sağlamak için de sivil toplum çalışmalarına destek veriyor. Orhan Miroğlu’nu boşuna okuyun demiyorum. Bu çalışmaların verdiği meyveyi görmek için bakacağınız ve göreceğiniz en önemli isimlerden biri, belki de en başta geleni Miroğludur. Aramıza örülen sisten duvarları yıkmak,zarar görmüş köprüleri, mayınlanmış yolları yeniden onarmak için Miroğlu’nu okumak lazım…

*

Türkiye, AK Parti iktidarıyla beraber, bulunduğu coğrafyada yer alan ülkelerin hemen hiçbirinin başaramadığı bir şeyi başardı. Türkiye, ortalık kan revanken, mezhep ve etnik çatışmalar coğrafyamızda her türlü kötülüğün kol gezmesine yol açıyor ve şiddetten başka bir şey üretmiyorken, ortak bir kimlik etrafında bir arada yaşamanın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu keşfetti…

Bana biri AK Parti’nin ve Başbakan Erdoğan’ın en önemli siyasi başarısı nedir diye soracak olsa, cevabım şu olur: AK Parti, bütün farklı ve çeşitli kimliklerimize rağmen bizi barış içinde bir arada tutacak olan kimliğin Türkiyelilik üst kimliği olduğunu, bu kimliği koruyamazsak, diğer kimliklerimizin barış içinde bir yaşamı sürdürmeye yetmeyeceğini gösterdi…AK Parti, Türk, Kürt, Alevi Boşnak, Ermeni, Süryani, Sünni, Rum, Mıhellemi bütün kimliklerin yarattığı hapishanelerden, zincirlerden kurtulmanın yolunu gösterdi, ‘makbul vatandaşı’ özenilmesi gereken bir kimlik olmaktan çıkarırken, Türkiyelilik kimliğini özgürleştirdi.”

*

“Bugün ise, Kemalistlerin, İslami bir damardan beslenen bir partiyle başları bir hayli beladadır. Bu partinin lideri, Kemalist inkarınsürdüğü ve Kemalistlerin Kürt toplumuna hiçbir şey vaat etmediği bir dönemde;  Kürt sorununda Kemalist paradigmayı paramparça eden bir siyaset izlemiş, Kürt milliyetçiliğinin efsanevi lideri Mustafa Barzani’nin oğlu Mesut Barzani’yle Diyarbakır’da kol kola girmiş, Kürdistan’ın petrolü onun döneminde dünya pazarlarına Türkiye üzerinden ulaşmış  ve Kürtler, onun iktidarı döneminde, zor zamanlarda kapısı çalınan, ama sonra da unutulan bir halk olmaktan çıkmıştır.”

*

“KCK’nın benimsediği ön önemli politika ise çözüm süreci bağlamında ve ‘ikinci aşamada atılacak adımlar’ diye sözü edilen adımları atmaya hükümeti zorlamak için, kitlesel eylemlere başvurulması idi. Oysa PKK/BDP’den halkın beklediği, yol kesmek, çocuk yaştaki insanlara kimlik kontrolü yaptırmak, HÜDA/PAR’a saldırmak, direkten bayrak indirmeye yol açacak  provokasyonlara zemin hazırlamak değildi.

Bu eylemler, sanılanın aksine, hükümete adım attırmak bir yana, ‘Erdoğan ve Öcalan Kürt sorununu çözemez’ diye hezeyan içinde bağırıp duranların ekmeğine yağ sürdü. Bu gerçeği Öcalan İmralı’dan görebiliyor, ama KCK yöneticileri maalesef yeteri kadar göremiyor. Kürt sorunu ve çözüm süreci konusunda sağlam kanaatlere sahip hiç kimse, hükümetin bu konudaki tutumunu, bir mecburiyetin, bir acizliğin sonucu olarak görmüyor.

Ne hükümet Öcalan’a mecbur ne Öcalan hükümete. Ortada bir çözüm iradesi var ve bu iradeye hem hükümet hem Öcalan sahip çıkıyor.”

*

“Türk-Kürt siyasi ilişkilerinde şiddete yer olmadığını yazıp durdum…Merak etmeyin, geri çekilmeleri durdurmaya bu defa, ne yaşlı İttihatçıların dağlara yollanıp Kürt gerillaların önünü kesmesi durdurabilir, ne de ‘solcu’ kızıl milyarderlerin Öcalan’a yolladığı selamlar…Yeter ki, Öcalan, ‘selamınız baş göz üstüne de, şu PKK’yi artık rahat bırakın, Erdoğan’la savaş bizim savaşımız değil’ diyebilsin…”

*

“Hiçbirinin aklına, o inkar ve zulüm yıllarında, dağa çıkışın sebeplerini gidip PKK’ye sormak gelmiyordu. Dağa çıkmaya toplum vicdanında meşruiyet kazandıran çok sayıda sosyal-siyasal sebebin adresi ve üretildiği yer dün, devletin çeşitli kurumlarıydı.

Kayıpların sorgulanacağı adres değişti artık. Çünkü gençler ve çocuklar, devletin sorgulama merkezlerinde filan değil, dağlarda aranıyor. Kayıpları arama çadırları, valilik makamının önünde değil, Kürt siyasetinin yönettiği belediyenin önüne kuruluyor.Dağa çıkmayı meşru kılan siyasal, sosyal sebeplerin üretildiği adresler değişti artık.  

Bu muazzam değişimin yarattığı ve yaratacağı sonuçları başta Kürt siyaseti olmak üzere herkes iyi görmeli ve iyi analiz etmelidir…Halk dağa çıkışın sebeplerini sorguluyor, dağa çıkan yoksullarla, dağa çıkmayıp işin siyasetiyle meşgul olanlar arasında açılan mesafeyi düşünmeye ve anlamaya çalışıyor.

Okunmaya ve üzerinde düşünülmeye değer bunun gibi yüzlerce tespiti var Miroğlu’nun. Diğerlerini Star Gazetesi’ndeki köşesinden okuyabilirsiniz…