Petrol etkisi

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Ülkeler, ABD ekonomisinden gelecek veriler, ECB’nin alacağı kararların ne yönde seyredeceği gibi konular başta olmak üzere Japonya’nın ekonomik yavaşlama sendromundan çıkıp çıkmayacağı, Çin ve gelişmekte olan ülkelerin yapısal sorunlarının üstesinden gelerek sağlıklı ekonomik kalkınma yolunda nasıl bir performans göstereceği, top yekun küresel ekonomik yavaşlamanın üstesinden gelinip gelinmeyeceği gibi gelişmelerin kuyruğunda koşturulmaya devam ediyor. Bütün bu temel faktörlere, üretim ekonomisinin unsurları arasında önemli yer işgal eden petrolün, kısa ve orta vadede fiyat savaşlarına girişileceğinin ayak sesleri de daha yüksek perdeden duyulmaya başlaması da eklendi.  Konu petrol ve fiyatlarının belirlenmesi olunca, tüm dünyanın dikkatlerinin bu konu üzerinde toplanmasından daha normal bir beklenemez.  Dünya ülkelerinin hemen tamamına yakına yakını, petrolün etkileri açısından kuşatılmış durumdadır. Ülkeler ya petrol üreticisi, satıcısı (Arap yarımadası Ülkeleri, Ortadoğu Ülkeleri, Rusya, Venezüella, Brezilya gibi) yada hem üretip hem de üretim faaliyetlerinde yoğun bir şekilde kullananlar (ABD, Kanada, Rusya, Çin gibi) veyahut büyük oranda petrol ithal etmek zorunda kalan bizim gibi ülkeler olmak üzere, bir şekilde petrolle ilişki içindedir. Sadece zengin petrol yataklarına güvenip, üretim ekonomisini geliştirmek adına politikalarını kurgulamayan, kişi başına yüksek gelire sahip (gelir dağılımının adaletli olduğu söylenemez) genellikle Arap yarımadası ülkeleri, petrol fiyatları 100$ gibi fiyatlardan 30$’a düşünce büyük sıkıntılara düştüler. Gayri safi yurtiçi hasılanın yüksek olması, her zaman o ülkenin gelişmiş ülke olduğu anlamına gelmez. Arap, Orta doğu ve Venezüella gibi petrol fiyatların düşeceğini düşünmeyip, petrol gelirlerine güvenerek imalat sanayi üretimini önemsemeyen ülkeler; ciddi boyutta bütçe açıkları, kemer sıkma politikaları, harcamaların azalmasına bağlı ekonomik durgunluk gibi sorunlarla karşılaştılar. ABD, Kanada, Rusya, Çin gibi diğer grubu oluşturan petrol üreticisi ve kullanıcısı konumundaki ülkelerin ürettikleri mallar içinde petrol kaynaklı maliyet unsurunun oranı büyük önem taşımaktadır. Kıran kırana rekabetin sürdüğü küresel arenada başarılı olmanın yolu kalitenin yanı sıra, fiyat avantajına sahip olmaktan geçmektedir. Petrol ve türev ürünlerinin fiyatlarının düzeyi ile istikrara kavuşup kavuşmaması, enerji sağlama ve ara mal olarak malların üretiminde ciddi düzeyde kullanılarak, malların maliyetlerini etkilemede önemli konumunu sürdürdüğü, yani petrole olan bağımlılık devam ettiği müddetçe, ülkeler için önemli olmaya özelliğini koruyacaktır. ABD grubundaki ülkeler için petrolün fiyatı, 50$ civarındaki çıkarım maliyeti açısından önem ifade etmektedir. Bu ülkeler petrol fiyatları 50$ fiyatın üzerine çıktığında, petrol çıkarmaya veya yeni petrol kuyuları açma yoluna girmektedirler, düşük fiyatlarda ise maliyetler karşılanamadığı için petrol çıkarma faaliyetlerinden vazgeçmektedirler. Petrol fiyatlarını belirlemede önemli rol oynayan Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC), önemli bir açmaz, ince nokta ile karşı karşıya bulunmaktadır. Zaten aralarında önemli görüş ayrılıkları bulunan OPEC üyeleri, petrol fiyatlarını artırdıklarında, ABD gibi ülkeler üretimlerini ve arzı artırma yoluna gitmekte, buda fiyatları arzın arttığı orandan daha fazla düşürmektedir. OPEC, fiyatları 50$ civarı bir rakamda tutmayı başarsa da, bu sefer toplam hasılatları düşeceği için, bütçe açıkları başta olmak üzere ekonomik sorunlarla yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Bu nedenle 26 Eylül’de Cezayir’de yapılacak toplantı, geleceğe dönük etkiler ortaya çıkaracak kararların alınabilmesi açısından oldukça önemlidir.

          Bizim gibi petrol ithalatçısı ülkeler için, petrolün 50$’ın altına düşmesi, cari açığın azalması, ürünlerin maliyetlerini etkilemesi bakımlarından büyük önem taşımaktadır. Petrol fiyatlarının düşmesi, en basit olarak petrol ve türevleri kaynaklı, yaptığımız döviz giderlerimizin azalacağı anlamına gelmektedir. Biz ve bizim gibi ülkeler için petrol fiyatlarının düşmesi önemli fakat ondan çok daha önemli olan bir gerçek, ekonomik faaliyetleri petrol fiyatlarına bağlı olmaktan kurtarmaktır. Sadece petrol fiyatlarının düşmesi, sorunlara çare olmamıştır. Petrol fiyatları 30$, hatta 27$’a düştüğünde ülkemizin cari açığını 28 milyar doların altına düşüremedik, yani cari dengeyi sağlayamadık, cari fazla veren duruma geçemedik. Demek ki bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, yapısal sorunların olduğu ekonomilerde (enflasyon, işsizlik, dış borç, istikrarsız büyüme ve kalkınma) petrol fiyatlarının düşmesi önemli, fakat tam çare değil. Çözüm reel ve yüksek teknolojiye dayalı üretim ekonomisi aşamasına geçmek, cari açıktaki olumlu gelişme zaten arkasından gelir. Bunun da en temel yolu, eğitime ve insana yatırım yapıp, beşeri sermaye kalifikasyon düzeyini yükseltmekten artı ekonomik, siyasi ve toplumsal güveni sağlamaktan geçer. Ülke olarak en kısa sürede bu yola girmemiz şart, başka çaremiz yok. Değilse Yellen’in, Draghi’nin masallarını dinlemeye, petrolün, doların, euronun günlük değişmelerini takip etmeye yönelik, anlık politikalar geliştirme çabalarıyla, ülkemiz enerjisi boş yere harcanmış olur.

 

          Soru: Herkesin mal alırken aynı tutarı ödediği dolaylı vergiler adaletli midir? Neden? 

          Sözün Gözü: İnsanlar ikiye ayrılır, yalnız bu dünya için çalışanlar ve her iki dünya için çalışanlar.