PİMİ ÇEKİLMİŞ TRUMP

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

          Dünya, özellikle ABD ve Euro Bölgesi’nde gerçekleşen iktisadi olayların olası etkilerinin ve sonuçlarının ne yönde gelişeceği üzerine kafa yorarken, Trump’ın tüm yerküreyi ateş topu haline getirecek potansiyeli taşıyan İsrail’in başkentinin Tel Aviv’den Kudüs’e alındığını gösteren kararı imzalamasıyla, her türlü olayın sürpriz olmayacağı günleri yaşamaya başladı. Alınan söz konusu kararın başta Müslüman ülkelerde meydana getirdiği tepkilerin gösteri boyutunda kalmayıp eylem şekline dönüşmesine yol açması, korkulan ama ABD’nin gizli ajandasına uygun gelişmeler olacağı da açıktır. Eğer Müslüman ülkelerin söylem boyutunda kopardıkları fırtınanın onda birini iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda birliktelik şekline dönüştürmeyi başarmaları halinde, ön planda Ortadoğu-İsrail merkezli olmak üzere ve geri planda ABD, Almanya ve İngiltere’nin uygulamaya koymayı düşündüğü politikaların yol açacağı üst perdeden gerilimin tüm dünyayı sarması, kimse için sürpriz bir gelişme olmayacaktır.

          Trump’ın Müslümanların hassas noktalarından olan Kudüs konusunu, “körün gözüne gözüne” hesabı, canlı yayında tüm dünyayı ve özellikle İslam ülkelerini tahrik etmesi, ABD gibi bir ülkeye başkan olan birisinin yaptığı spontane bir açıklama değil, bizzat bilinçli ve sekiz on hamle sonrası hesap edilerek atılan bir adımdır. Burada ABD ile Almanya ve İngiltere’nin başını çektiği AB ülkeleri tarafından öncelikle verilmek istenen mesaj ve ortaya çıkması beklenen ortam, Müslüman ülkelerin kutsal değerlerini tahrip ederek İsrail odaklı bir kaos ortamı oluşturmaktır. Gelişmelere bakıldığında, batılı ülkelerin bu konuda başarılı oldukları görülmektedir. Bu durumun bir sonraki aşaması İsrail’e artan tepkinin eyleme dökülerek, Müslüman ülkelerle karşı karşıya getirmektir. ABD ve AB’nin bunu başarmaları halinde, diğer ülkelerin enerjilerini ve kaynaklarından elde ettiği gelirleri savaş ekonomisi için harcamaları, artık beklenen bir durumdur. Savaşan ülkelere her türlü cephane ve ağır silahlar satılması, savaş sonrası viraneye dönen şehirlerin kendi firmaları tarafından yeniden inşa edilmesi, en sonunda ise birbirine kırdırılan ülkelerin doğal zenginliklerine (petrol, doğal gaz, kıymetli madenler vb.) el konulması, planın son aşaması, taçlandırılmasıdır.

          Yıllardan beri ABD ve AB tarafından, yeraltı kaynakları bakımından zengin dünyanın geri ve gelişmekte olan ülkelere uyguladığı politikanın artık esrarengiz bir tarafı kalmamıştır. Tarih boyunca ABD’nin ve AB ülkelerinin petrol, doğal gaz, altın, bakır, demir, elmas gibi emtia fakiri ülkelerde dini, etnik, mezhepsel veya aşiretler arası bir çatışma çıkarıp, oralara demokrasi yerleştirmek için müdahale ettikleri hiç vaki mi? Amaç ilk önce dünyanın göreceli sosyal barış dengesini bozmak, sonra da bu ülkelerin kaynaklarını sömürerek kendilerine zenginlik aktarmak. Bu gerçek karşısında söz konusu ülkelerin ilk olarak yapması gereken bu oyunu görmeleri, sonrasında ise slogan niteliğinde nutuklar atarak haklarının galeyana gelmelerini köpürtmek yerine, soğuk kanlı davranıp uzun vadede karlı çıkacak kararları almaktır. Örneğin Türkiye özelinden yola çıkarsak, çok fazla öne atılmadan uluslararası kurumları harekete geçirip diğer ülkelerle birlikte hareket edilmeli, Suriye politikası benzeri hatalara düşülmemelidir. Olmazsa olmaz olan sahneye konulan oyunu, hem Türkiye hem başta üzere doğal kaynak zengini Müslüman olmak üzere tüm ülkeler doğru anlamalıdır. Sonra ABD, AB merkezli açıklanan reel ve finansal ekonomiyle ilgili veri ve raporların arkasından koşmadan, başta eğitim olmak üzere ileri teknoloji içeren imalat sanayine yatırım yapıp, oynanan oyunlara çalışarak ve karşı teknolojik hamleyle, kısacası iktisadi güçle cevap verilmelidir. Ancak o zaman yapılan konuşmaların ve söylemlerin bir ağırlığı ve getirisi olur. Yoksa konuş konuş, boş. Ömür biter laf bitmez.   

 

            Soru:  Üretim maliyetlerindeki artış, her zaman maliyet enflasyonuna yol açar mı? Neden?

            Sözün Gözü: Kişi ancak kalbinin yansımasıdır.