POZİTİF DÜŞÜNMEK VEYA DÜŞÜNEBİLMEK

Sıtkı Yonca

                İnsan Denen Meçhul adlı eserinde Alexis Carrel’in, bilincimizin hallerini bir vadi boyunca akan nehire benzetmesi güzel elbette; içinde keşke nehir kadar berrak ve temiz aksaydı demek gibi bir hayıflanmayı da taşıdığı halde.

                Güzelle çirkin, inkarla iman, doğruyla yanlış, nefretle sevgi, kinle dostluk gibi zıtlıklarla vuruşurken gerek iç aleminden(dünya sevgisi uğruna) gerekse çevresinden aldığı metafizik yaralarla bazen de kan ırmağında akar gibidir insan. Bunun bazen farkındayızdır; bazen de çok sessiz ve derinden yol aldığı için bıraktığı izin acısı  nedeniyle sonradan farkına varıyoruz.

                Kendi zulmümüz nedeniyle tökezlediğimiz halin verdiği acı, çevrenin bize verdiği acıdan daha derin ve köklüdür. Yaşadığımız acılardan ders almamak gibi kendimize karşı bir nankörlüğümüz de var nedense. Sonuç alamadığımız ve iç dünyamızın ışıklarını söndürdüğü halde aynı davranışı değiştirmeye direniriz örneğin.

                Adam, en az onbeş kadar ‘’yok’’lu cümle kurmuş. Bunların karşısına da ‘’çok’’ları sıralamış. ‘’Yok’’lukta ki olumsuzluğu anlıyoruz ama’’ çok’’ gibi zengin bir kavrama da olumsuzluk yüklerseniz, nefretinizdeki yoğunluğu kaydederiz. Adalet  yok,  hırsıza çok. Doğru yok, yalan çok, soğan yok, soyan çok örneklerinde olduğu gibi

                Bu adamın mutluluktan ne anladığını kestiremeyiz ama bu kadar negatif düşünce üreten bir beynin, insana  hayatı zehir ettiğini tahmin edebiliyoruz.  Çünkü nefret, kendi başına bağımsız bir duygu değil; içinde üzüntü, endişe, korku, umutsuzluk, suçluluk gibi duygular da taşıyan karmaşık  bir yapıya sahip. Bu saydığımız duygular insanı mutlu edebilir mi?

                Kullanılan  her yok ve çoktan, hükümet aleyhine, özelde cumhurbaşkanına bir nefretin kodlanmış olduğunu çıkarmak zor değil.(Köklerine inmeden söyleyelim.)  Ancak bu duyguyu yönetemeyip kalıplaşmasına izin verirseniz, kendi bilincinizdeki kanalların kapanmasına yol açarsınız. Bu kanalların kapandığı yer fıtratın iflas ettiği yerdir.

                Peki nefretin  yönetimi mümkün mü? Kesinlikle evet. Kişiliğin bir parçası olmuşsa kolay değil ama imkansız da değil.

                Tekrar Carrel’e dönersek:                                                                                                                                        ‘’İnsan hem mermer hem heykeltraş. Hakiki biçimini yeniden kazanmak için büyük çekiç darbelerini kendi maddesine indirerek kıvılcımlar çıkaracaktır ama ızdırap çekmeden olmaz’’ diyordu.

                 Carrel’in  reçetesi için iki çekiç darbesi. Samimiyet ve kararlılık.

                 Dikkatimizi ‘’X i neden sevmiyorum’’ sorusuna odaklayıp içimize dönüyoruz. Bu odaklanma beynimizin  sessizleşmesine yol açar. Sessizlikse bize, nefretin gerçek sebebini söyler.

                İkinci safhada nefretin sunumlarına kendimizi kapatmadan ama onlarla çatışmaya da girmeden makas değiştirip aklımızı kullanacağız.

                 Son aşamada X kişide bildiğimiz bütün olumlu davranışların sıralamasını isteyeceğiz düşünce merkezimizden. O kadar malzeme sunacak ki şaşıracaksınız.

                Bir süre, gerek X le görüşürken, gerekse yalnızken hafızamıza nefret sinyalleri düştüğü anda sadece kullandığımız olumlu argümanları tekrarlayıp bırakacağız.

                Belirli bir zaman sonra,  bu duygunun pozitife dönüştüğünü hissedeceğiz. Nefret de,  kara ışık gibi bilinçaltımızda dururken, zaman zaman bilinç düzeyine çıkma denemeleri yapsa bile, bizim sunmuş olduğumuz pozitif değerler tarafından vurulup bilincimizin ulaşamayacağı bir noktaya gönderilecektir. Neden bu kadar eminiz? Nefret kir, sevgi nurdur. Nurun mağlup olmayacağı Kur’anla garanti edilmiştir de ondan. Denemek isteyen olabilir. Ücretsiz. Selamlar.