Ramazan notları (II)

Ömer Kocabaş

Ramazan’da beni mutlu eden, kendimi Cristiano Ronaldo tarzı çevik ve kıvrak çalımlar atabilen bir futbolcu gibi hissettiren durumlar var. Örneğin tuttuğu orucun etkisiyle kafası şişmiş, kavga etmek için fırsat kollayan esnaf ya da dolmuş-otobüs şoförünün her türlü tahrikine rağmen ona fırsat vermeyip, söylediklerini, davranışlarını görmezden gelerek ince bir bilek hareketiyle onu yok saymak bana ayrı bir keyif veriyor. Böyle yapınca hem kendim günaha girmemiş oluyorum hem de karşımdaki insana isteği fırsatı vermeyip onun daha sinirlendiğini görüp Allah’a havale ediyorum.

 Maalesef Ramazan ayında ister istemez bu tarz insanlarla muhatap olmak zorunda kalıyoruz. Sanki kendinden başka oruç tutan yokmuş gibi sabahtan akşama kadar çalıştığı iş yerindeki arkadaşlarıyla, ilgilendiği müşterileriyle kavga etmek için sudan sebepler kollayanlarla uğraşıyoruz. Böyleleri oruçtan elde edeceği sevaptan daha fazla günaha girdiklerinin çoğu zaman farkına bile varamıyorlar. Tamam, özellikle yazın uzun ve sıcak günlerde oruç tutmak diğer günlere göre daha zor oluyor. İnsan normal günde bile çekilmeyen kaprisli müşterilerle oruç ağza daha zor ilgileniyor ama orucun anlamı, imtihanı tam bu noktada başlamıyor mu? Oruç sabretmek ve nefsin sözünü dinlememek değil mi? Allah imtihanı kazanıp, mükâfatı elde edenlerden eylesin.

***

Avrupa şampiyonasında bu sefer işler milli takımımız açısından iyi gitmedi. Zaten turnuvaya mucize diye nitelenen ihtimallerin gerçekleşmesi ile katılmıştık. Her zaman ki gibi yumurta kapıya gelince yine ihtimal hesabı yaptık ama olmadı. Atasözü haline gelen “Allah Kerim, Fatih Terim” sözünün büyüsü bu kez bozuldu. İrlanda Cumhuriyeti İtalya’yı 85. dakikada attığı golle yenerken aynı zamanda bizim dönüş biletimizi de kesmiş oldu. Taktik-teknik analiz yapacak değilim. Günlerdir zaten ağzı olan konuşuyor. Benim tek söyleyeceğim erken havaya girerek bu hayal kırıklığının da temelini atmış olmamız. Turnuvanın en zor gruplarının birinde yer almamıza rağmen sanki çok formda bir takımımız varmış gibi direk çeyrek final, yarı final hesaplarına giriştik. Kadroda formda olan değil de ismi ünlü olan futbolcular daha fazla şans bulunca bize de turnuvanın kalan kısmını evde izlemek düştü. En azından bundan sonrası için bir ders alsak ama nerde, dünya kupası elemeleri başlasın biz yine aynı mantıkla işimizi son dakikaya bırakıp havanda su dövmeye çalışırız.

***

Ramazan ayında malum her kanal kendi meşrebine göre iftar ve sahur programı yapıyor. İlahiyatçı hocalar, ilahiyatçı olmayıp bilge edasıyla doğruyu konuşmasa da hoş konuşarak insanları etki altına alabilen tipler programları hazırlıyor, konuk oluyorlar. Yok, niyetim bu hocaların kazandıkları paralar değil. Onun geyiği her yıl yapılıyor nasıl olsa. Benim merak ettiğim bu hocalar kanal yöneticilerinden en azından bu programların reklam kuşaklarına banka reklamı alınmamasını rica etseler olmaz mı? çünkü çok absürt manzaralarla karşılaşıyoruz. Hoca faizin haram olduğundan bahsediyor, reklama girilince filanca bankanın çok düşük faizli geleneksel bayram kredisi reklamı çıkıyor. Kanal ticari mantıkla haklı. Zaten hocanın anlattıkları önemli değil, önemli olan hocanın aldığı reyting oranı. Peki, bu hocalarımız kazandıkları paraların kaynağını hiç mi merak etmiyorlar? Bize ne canım bunu da kendileri düşünsün(!)

Ramazan’da huzurunuzun kaçmaması için uğramamamız, mümkünse muhatap olmamanızın gereken bazı iş yerleri var. Örneğin, bankalar, emlakçılar, muhasebeciler, avukatlar ve her türlü sigorta pazarlamacıları. Genelde akçeli işlerin döndüğü bu iş kollarıyla araya en azından Ramazan ayında bir mesafe koyabilmek mutlaka insana iyi gelecektir.

Şuurlu bir şekilde Ramazan’ın feyzinden nasiplenmemiz dileğiyle…