RUS AMERİKAN SURİYELİ

Hakan Bahçeci

Dünyanın gerek ekonomik gerek sosyal gerekse politik olarak yönetimini elinde bulundurduğu söylenen 20 (yazıyla yirmi) kadar ülke nadide tatil beldemiz Antalya’da önemli bir zirvede bir araya geldi.

            Zirve, gerek konuşulanlar gerekse ekranlara ve fotoğraf karesine takılanlar bakımından renkli, farklı ve ilginçti. Suudi Kralın, kamyonlar dolusu eşya ile gelip koca bir oteli kapatmasından, Amerikan Başkanının yanağını okşayan Cumhurbaşkanına kadar ne çok ayrıntı hem ironi hem magazin malzemesi oluverdi birkaç gün içinde.

            Aslında zirve ekonomi zirvesiydi lakin “terör” başrolü kapmayı bildi hele Paris saldırısından sonra… Terör değimiz yapının herkese göre bir tanımı hatta iyisi kötüsü olanı var. Lakin bu işten karlı çıkmayı başaranlar nedense hep bu yapıları kullanabilenler oluyor. Kullanışlı oluşu terörün saldığı korkuyu ve onu kullananları selamete erdirir mi, muallak işte orası…

Şimdi bu ülkelerden hani Amerika ve Rusya tutuyor ya başı, nerede bir mazlumun canı yansa hemen koşup geliyorlar ya… Bir problem olduğunda kafa kafaya verip yarım saatte çözüm üretip altı ayda uygulamaya koyuyorlar bir yılda plan işliyor ya…

Durumun böyle olmadığının farkındayım ama zirvenin en önemli resmini ve işleyişle ilgili ipucunu Rusya Devlet Başkanı ve Amerikan Başkanının korumalarının gölgesi altında baş başa görüşmeleri vermiş oldu.

Görece anlaşamadıkları ve birbirlerinden hazzetmedikleri düşünülen iki dünya devi, Suriye ile ilgili görüşmeyi bir otel lobisinde yaptılar. Sahi o yarım saat içinde vakıanın hangi boyutunu hangi şekilde konuşup görüştüler acaba? Ya da hangi soruya “evet-hayır” diyerek cevap verdiler?

Şimdi bu iki dünya vatandaşının oturup konuştukları konu net olarak nedir ve asıl amaçları hangisidir? Orada yeni bir devlet kurmayı, haritaya yeni sınırlar çizmeyi düşünüyor olabilirler. Çıkarları karşı karşıya gelmiş de olabilir, birbirlerini ölçüp tartma, alan açma hesabı da görülebilir.

Bu görüşmeden Suriye’nin öz evlatları ne kadar haberdar ve ne kadar ümitlidirler acaba? Tarihi, her iki devletten daha büyük ve daha kadim olan bir devletin geleceği ile ilgili bir kararın iki başkan tarafından alınması hangi vicdana, izana, insafa sığacak?

O görüşmede ölen binlerce insanın vebalini üzerine almadı nitekim ikisi de. Ama o ikisi de coğrafyaya ve tarihe müdahaleyi hak ve had olarak evvel emirden kabul etmiş durumdalar. Halkına sormadan, kendi kendine bırakmadan dolaylı ya da direk her türlü müdahaleyi yaparak yeni bir oluşumun temellerini atmak sonraki dönem için ilk baştan kaybediş olacaktır.

Coğrafyanın çocuklarına güvenmediği için mi başkanlar el atıyor meseleye yoksa kendi hesapları açık vermesin diye mi ilgi duyuyorlar Şam’a?