SATILIK KALEMDEN SATILMIŞ MAKALE

Bekir Dolu

Geçen hafta yazdığım yazıya övgü ve beğeniler gönderen sayısız okuyucularım yanında en az bunun yarısı kadar da olumsuz eleştiride bulunan okuyucularım da oldu. Hakaret ve küfür içermeyenlerin hepsini saygıyla, dikkatle okudum. Hepsine teşekkür ederim.

Hakaret edenlere de onların seviyesine inmeden, hakaret etmeden cevap vermek vacip oldu.

         Geçen haftaki yazımdan sonra bana “satılık kalem, aday mısın, nereye adaysın” gibi son derece seviyesiz argümanlarla saldıranlara söylüyorum: Hiçbir partiden hiçbir mevkiye aday değilim. Yaklaşık 7 yıldır hiçbir partiyle de ilişkim yok. Kalemim ve fikirlerim de asla satılık değildir.

Zannettiğinizin aksine ilk gençlik yıllarımdan beri merhum hocanın siyasi hareketinin takipçisi olarak büyüdüm. Ankaralara, İstanbullara, Bursalara mitinglere gittim. Lakin hiçbir zaman aklımı ve vicdanımı bir kenara koyacak kadar fanatik olmadım. Bana yanlış geleni o zaman da söylerim, şimdi de söylerim. Siz ne kadar önem atfederseniz edin, sonuçta parti partidir. Daha fazlası değildir. Din değildir.

Liderler de masum değildir. İnsandır. Yanılır. Yanılabilir. 

Son günlerinde hocanın koltuğuna girip de yürüyemeyecek derecede hasta halinde, oradan oraya sürükleyen zihniyeti ve yine partinin genel başkanı iken Numan Kurtulmuş’a mübarek iftar sofrasında ağza alınmayacak hakaretleri eden zihniyeti o gün eleştirdiğim gibi bu gün de Başbakan’ın Bülent Arınç’ı ikide birde açığa düşürmesinin doğru olmadığını açıkça söyleyebilenlerdenim.     

Çok şükür ki sorgusuz sualsiz kimselere tabi olmadım. Aklımın ve vicdanımın emrindeyim. Kimselerden de korkmam Allah’tan korkarım fakat.

Çok yerinde bir tabirle benim de kendime göre bir özgül ağırlığım var.

Saadet partisinin yaptığı siyaset ve bilhassa hocadan sonra içine düşülen durum hakkında yorum yapmak en az beni eleştirenler kadar hakkımdır.

Haa! şu kadarını da söylemeden geçmeyeyim. Bendeniz Ak Parti kurulduğu dönemde bir yerlere saklanıp, işler olgunlaştıktan sonra parti değiştirenlerden de değilim. Abdullah Gül’ün, Recai Kutan karşısında aday olduğu günden beri tavrım nettir.

Şimdi bana sövenlerin bir kısmı gibi o zaman da bize kızıp satılmış diyenlerin pek çoğu şu anda Ak Parti’de önemli görevlere kurulmuş durumdalar. Biz teşkilatı kurup sistemi oturttuktan sonra bize yapmayın, etmeyin diyenlerin pek çoğu gelip yerleşiverdiler.  

Eğer sıkıyorsa, eğer vicdanınız varsa, biraz da o ağabeylerinizi eleştirin bakalım. Onlara başkanım başkanım, deyip bize atarlanmak, hakaret etmek hiç yakışık alıyor mu?

Bu mudur sizin milli görüşçülüğünüz? Benim bildiğim milli görüş bu değil. O halde ya siz hoca ders anlatırken dersi kıranlardansınız ya da aileden sağlam terbiye alamamışsınız.

ÇOŞKUN VALİYE DAİR 

Resmi günler ve resmi bayramlarda bir skandala imza atmadan geçmeyen bir valimiz var biliyorsunuz. Evet, evet o harikulade bıyıklara sahip olan zattan bahsediyorum. Son olayla artık pes dedirtti, coştukça coşuyor. Bir türlü durdurulamıyor. İşte bu valiyle ilgili gözlerden kaçan ilginç bir benzerliğe dikkat çekmek istiyorum.

Valinin ismi ve memleketi bana Sultan Abdülaziz’i hain bir tertip ile devirip öldürten Hüseyin Avni Paşa’yı hatırlatıyor nedense.

Umarım ailesi vali beye hemşehrileri olan paşaya nispetle o ismi vermemiştir. Çünkü Hüseyin Avni Paşa tarihimizde pek kötü şöhrete sahip gaddar bir adam olarak yerini almıştır.