SAVAŞ TECAVÜZLERİ VE MAĞDURLARI

Sıtkı Yonca

                 6 Ağustos 2017 tarihli Yeni Şafak Gazetesinin Pazar ekinde  Erhan İdiz imzasını taşıyan uzun bir gezi ve inceleme yazı. Bu yazı, beynimin unutulmak üzere bilinçaltına gönderdiği acıları  yeniden bilince taşıyınca isyan, öfke hatta intikamla karışık duygularım harekete geçti.

                Şu bilgiler yazıdan aynen alıntıdır.

‘’1992 Yılında Sırplar Saraybosna’yı kuşattı. Üç buçuk yıl boyunca her gün ortalama 329 bombanın atıldığı Bosna’da ,35 bini çocuk 312.000 kişi hayatını kaybetti. 2 milyon kişinin evini terk ettiği savaşta,50.000 Boşnak kadın tecavüze uğradı.30.000 kişi de kayıtlara kayıp olarak geçti. Camiler, köprüler ve bir çok tarihi eserler yok edildi’’

                ‘’BM in Hollandalı ve Fransız askerleri kendilerinden yiyecek ve yardım isteyen kadınları  da cinsel ilişkiye zorluyordu.’’ ifadeleri  de, BM e  tercümanlık yapan ve olaylara dayanamayıp ilaç içerek intihar etmeye kalkışan  Boşnak gazeteci Hasan Nuhanoviç ‘e ait.

                Suriye’de  eşinin gözü önünde ABD askerlerince tecavüz edildikten sonra  eşiyle Lübnan’a sığınan kadının anlattıkları geliyor aklıma. İki aylık bebeğini aldırmak için doktora giderler. Doktor  kadının isteğini önce reddeder. Sonra kocası araya girer durumu anlatır. ’’Ben onu çok seviyorum. Onu bu travmayla yaşatmaya hakkınız yok. Israrla o bebeği taşımak istemediğini söylediği halde neden ısrar ediyorsunuz ‘’ deyince  doktor ikna olur.

                İki değişik coğrafyadaki  savaşta neden tecavüzün altını çizdim?

                Rasim Özdenören’in  ‘’Çok Sesli Bir Ölüm’’ isimli hikayesinde ,Kamber ‘e söylettiği ‘’Ölüm nedir ki  baba, ölüm nedir ki baba’’ sözleriyle  ölümden de beter acıların olduğu yorumunu da yaptıracak seslenişini  hatırladım.

                Kadın değilim evet ,ama şuna yürekten inanıyorum. Kadının imandan sonra en değerli hazinesi iffetidir. Bir kadının isteyerek ve severek fuhşa bulaşacağına asla inanmıyorum inanamıyorum. Çünkü yaratılışta ki inceliğine, zarafetine, edep anlayışına, nazenin yapısına, mazlum duruşuna,  şefkat ve merhametine aykırıdır.

                Yukarıda ki özelliklerinden dolayı savaşın bende deprem etkisi yapan özelliği kadınlara yapılan tecavüzlerdir.

                Bir paragrafını alıntıladığım yazı, beni şoka sokunca şu soruyu sordum kendime. Savaşı önlemek  mümkün olmayacağına göre bu vahşetin önüne kim ve nasıl geçebilir? Sorum önyargısızdı sadece insani duygularla çözüm üretmeye yönelikti.

                İnsan pslkolojisi ile ilgili sebepler ararken beynime tepeden inme iki olay düştü.

                Birisi şu: Mevlana sokakta yürürken  bir fahişeyle karşılaşınca ona ‘’ya Rabiya’’ hitabıyla başlar. Tebliğ bitmeden kadın oradan uzaklaşır ve tövbe ederek Allah’a dönüş yapar. Kadın Rabia benzetmesi yapıldığı anda mesajı almış ve gereğini yapmıştır anlayacağınız.

                İkincisi de  Mevdudi’nin  yıllar önce okuduğum ‘’Hicab’’ isimli eserinde rastladığım bir diyalog.1900 lerin başlarında Paris Belediye Başkanı  bir sokak fahişesine  ‘’günde kaç erkekle beraber olduğunu ‘’sorar. Kadın (yanlış aklımda kalmadıysa)70 rakamını verince  başkan ‘’az değil mi daha fazla erkeği mutlu etmen gerekmiyor mu?’ sorusunu yöneltir.

                 İki medeniyet arasındaki fark o kadar derin ki, çatışmadan asla…Değilse benim bacılarıma yapılanların acısı öldürür insanı. Şehitlerimizin  bıraktığı emanetleri sakın incitmeyin. Yarınınız daha güzel olsun inşallah.