SİVİL OLMAK

Prof. Dr. Önder Kutlu

Türkiye’nin uzunca süredir en önemli probleminin sivilleşememe olduğunu herkes biliyor. Osmanlının son döneminde başlamıştı bu hastalık. Ne zaman Yeniçeri ocağı çığırından çıktı, milletin menfaatleri yerine ya kendi özel çıkarlarına ya da belli ve dar kadroların kaygılarını gerçekleştirmeye yöneldiler o zaman sivilleşememe sorunu baş gösterdi.

Sivil düşünemeyen, belli ve alakasız mihraklardan fayda umarak hareket eden çevreler topluma kalıcı katkı sağlayamazlar. Kafaları parsellenmiş, meselelere at gözlüğüyle bakan kesimler sahiplerinin veya menfaatlerinin esiri durumuna düşerler.

Ama sivil düşünce toplum için vesayetçi yaklaşımı reddeden, demokratik hak ve özgürlükleri savunan bir duruş sergiler. 28 Şubat sürecinin o puslu ve karanlık atmosferi defedildikten sonra, adeta bir bahar havası estiren demokratik açılımlar ve yapılanma sivil kaygıyı öne çıkardı. Önce bunu tescil ve tasdik etmemiz lazım.

Şahsen sivil toplum içinde yer almaktan, sivil kuruluş ve yapılanmalara katkı sağlamaktan her zaman mutluluk duydum. Sivil olunca, özgür oluyorsunuz. Bu işin doğası gereği ortaya çıkan bir durum. Kendi sınırlarınızı, kendiniz tayin ediyorsunuz. Özgürlük hissi azımsanacak bir duygu değil sonuçta.

Özgürlükten daha iyisi daha çok özgürlüktür. Sivil kelimesinin İngilizce anlamından yola çıkarak meseleyi ele alırsak; ‘civil’ kelimesi özgürlük anlamına geldiği gibi, ‘medeni’ anlamına da gelir.

Demek ki sivilleşince hem özgürleşiyor hem de medeni hakları kullanma ehliyetine kavuşuyorsunuz.

Bugün bütün siyasi partilerin sivil olduğu söylenebilir mi? Güya demokratik hakların kullanılması için kurulmuş bir siyasi oluşum, pekâlâ eli kanlı çetelerden, komitacılardan talimat alıyor olabilir.

Bunun yanında bu türden örgütlerle organik bağları bulunmasa bile kafalarını kiraya vermiş, özgür düşünemeyen, bağlı ve bağımlı tiplerin etkili olduğu siyasi örgütler de yok değil.

Kanaatimce buradaki problem kişi ve kurumların olaylara ve gelişmelere bakış açısıyla da alakalı. İdeolojik yönelimler etkili. Bu anlamda otoriter ve totaliter ideolojik görüşe mensup yapılanma ve kişilerden demokratik ve özgür çıktılar beklemek ham hayal.

Hayatlarının bir döneminde bu nevi otoriter ve totaliter faşist ve komünist oluşumlara kafalarını kiralayan tipler sivil olamıyorlar. Zira mezkûr ideolojiler her ne kadar bir birlerine taban tabana zıt gibi tanımlansalar da kullandıkları yöntem itibariyle aynı kaynaktan beslenirler ve düşman iki kardeş olarak değerlendirilmeleri gerekir.

Bakınız etrafınıza; insanları kategorize edenler, kendilerini ön plana çıkarma gayretiyle sağa-sola saldıranlar, siyasette, yönetimde entrika peşinde koşanlar bu ‘toptancı’ tiplerdir. Totaliter davranırlar. ‘Toptan alır, toptan satarlar’. Ya yanında ve emrinde, ya da karşısındasınızdır.

Bunlar sivil olamazlar. Bunlar özgürlükçü olamazlar. Özgürlük ancak onların özgürlüğüdür; medeniyet ancak onların algıladığı şekildedir.

Üzülerek söylemeliyiz ki bu tipler her yerde mebzul miktarda mevcut. Tüm siyasi partilerde az veya çok bulunduklarını söylesek yanlış olmaz. Hak ve hukuk kaygıları bulunmadığı için iftira, çekememezlik, dar görüşlülük, kısacası kısırlık bunların temel özelliğidir.

Sivil toplumda bunlara yer yok. Zira sivil toplum özü itibariyle paylaşım ve yardımlaşma yeridir. Başkalarına hizmet etmeden saygı duyamaz, saygı duymadan da kendinize saygı duyulmasını isteyemezsiniz.

Seçimle gelinen yerler genel olarak böyledir. Gücün mutlaka bir temeli, mutlaka bir tabanı bulunur.

Sivil düşünebilen zevatı toplumsal sorumluluk alma noktasında teşvik ve tahrik etmek gerekir. Görev istemeseler, sorumluluktan kaçsalar bile itmek lazım. Zira bir teşkilatta gönüllülük esası çerçevesinde yer alan ve kişisel beklentisi olmadan çalışan insanlar toplum sevdalarını zaten ortaya koymuşlardır. Onlardan korkmamak, aksine teşvik etmek gerekir.

Toplumsal hissiyat ve gelecek açısından en önemli mesele sivil kafalara ulaşmaktır.

Vesayetçi, toptancılar ancak faşist düşünce dünyasının esiri olabilirler.