SİYASET SOSYOLOJİSİ

Prof. Dr. Önder Kutlu

Siyasetin toplumsal tabanı hep merak edilir. Farklı toplumsal özelliklere sahip, farklı sosyolojik özellikleri bulunan insan gruplarının siyasal davranışları arasındaki ilişkiler araştırılır. Bu konuda tabii ki değişik insan grupları arasında değişik şekillerde tepkiler ortaya çıkar.

Kentleşme, cinsiyet, yaş, ekonomik statü, eğitim seviyesi ve diğer değişkenler açısından insanlar sınıflandırılırlar. Aradaki anlamlı ilişkiler değerlendirme konusu yapılır.

Türkiye gibi her açıdan dinamik ülkelerde bu hassaten önem taşır. Nüfusun değişken görüntüsü, eğitim ve diğer göstergeler açısından farklılaşmalar siyaset bilimcileri olduğu kadar siyaseti sahada icra edenleri de ilgilendirir.

Sözgelimi geçtiğimiz yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminden beri 1.1 milyon yeni seçmen oy kullanma hakkını elde etmiş. Yeni seçmen, yeni talepler, yeni düşünceler demek. Gençlerin sorunları, beklentileri ve talepleri eğer yakından bilinirse ona uygun çözümler üretmek mümkün olabilir.

Seçmen profilinin bu kadar hızlı değiştiği bir ortamda siyaset yapmak hakikaten çok zor. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, yeni seçmen yeni talep demek. Yeni evlenecek çiftler, yeni iş kuracak insanlar, yeni beklentileri olan dinamik bir nüfus demek. Kaba ifadeyle ‘karıyı bile kolayca boşayabilen’ insanlar demek.

Onu yapan neler yapmaz ki? Siyasi partiler konumlarını biraz da seçmenin beklentilerine göre belirliyorlar. Hele de genç seçmene hitap ettiğini söyleyenler. Gerçi tüm partiler bu kesimi ihmal edemezler ama belli partiler sadece bu kesim üzerinden seçimleri dizayn edebilir, tavırlarını ona göre belirleyebilirler. Gençler ne talep eder, ne ister, sorularına cevap olabilecek çözümlemeler ortaya koymak durumundalar.

Ülkemizin dinamizmi ekonomiyi, bürokrasiyi ve geleceği de doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Herkes konumunu bu denklem uyarınca ayarlamak durumunda. Türkiye’deki canlı propaganda ve eleştiri dönemi biraz da bundan. Gençlerin eleştiriden ve beklentiler üzerinde oy kullandığı düşüncesiyle ortaya konulan bu yaklaşım siyasetçileri karar verme aşamasında etkiliyor.

Bu etkinin verdiği tazyikle ülkenin zaman zaman kutuplaştırmalara kadar götürüldüğünü de ifade etmemiz gerekiyor. Bir anlamda toplumu kutuplaştıran da siyasettir. Yoksa, insanlar komşusunu, aynı sınıfta öğrenim gören arkadaşını ya da daha genel anlamda aynı havayı soluduğu hemşehrisini niçin eleştirsin, niçin onlara şiddet uygulama yoluna gitsin?

Yukarıda siyasi propaganda yapan insanlar bu nedenle üsluplarını gözden geçirmek durumundalar. Yalan, yanlış ifadelerle ve ipe sapa gelmez iddialarla toplumun karşısında çıktıklarında toplumun olumsuz tepkiler vermesi, belki siyasi şiddete yönelmesinin sorumluluğunu da kendileri üstlenirler.

Ülkemizin içinde geçtiği hassas dönem, komşularımızdaki çatışma ve savaşlar aslında bize ders olmalı. Siyasilerimiz siyasi propaganda aşamasında çok daha dikkatli olmalılar. Yoksa bu toplum sadece bir seçimlik değil, Allah izin verirse daha nice seçimler yapılacak.

Beştepe Külliyesi tartışmalarını hepimiz takip ediyoruz. Altın kaplama klozetler, israf, yolsuzluk iddiaları toplumu geriyor. Nasıl germesin ki? Cumhurbaşkanının rahatsız olduğu bir ülkede sıradan seçmen, toplumsal katmanlar haydi haydi rahatsız olur. Olmaları son derece normal.

Siyasetin yapılış şekli, araçları ve kullanılan söylemler herkesi bağlıyor. Yanlış yöntemle yanlış netice alınır. Kırıcı, ötekileştirici ve töhmet altında bırakıcı ifadeler karşı tarafta da aynı etkiyi yapar. Ülkemizin ve siyasetin yapılış şeklinin normalleşebilmesi için öncelikle takınılan tavırdan, kullanılan kelimelerden, kısacası üsluptan başlamak gerekiyor.

Konya bu anlamda ülke siyasetine örnek olabilecek bir şehir. Siyaset bütün acımasızlığına ve kesif rekabete rağmen kaliteli bir biçimde icra ediliyor.

Darısı ülke siyasetinin başına. Seçmen olarak beklentimiz bu.