SİYASETCİLERİN DİLİ

Hasan Mutluoğlu

Seçim günü yaklaştıkça, siyaset meydanlarında hararet oldukça yükselmeye başladı. Vatandaş olarak düşündüğümüzde işimizin oldukça zor olduğu söylenebilir.

Siyasi tabloya bakıldığında, eskilerin deyimi ile “Sapla saman birbirine karıştı.”

En hafif tabirle ifade etmeye çalışırsak; ezeli siyasi rakiplerin ortak hareket edeceklerini, ortak çalışmalar yapacaklarını kim tahmin edebilirdi?

Daha açık yazmak gerekirse, muhalefet partileri; CHP, MHP,  HDP , taban tabana zıt partilerin, AKP ye karşı söylem ve gelecek planlarında nasıl iş birliğine doğru gittikleri oldukça sorularla yüklü bir durum.

En dikkat çeken taraf, yıllarca milliyetçilerle her türlü mücadeleyi yapan, mücadelesinde her türlü yolu mubah gören sol görüşün kalesi CHP.

Kürt siyasi hareketin tek temsilcisi olmayı kafasına koyan HDP ‘nin de ortak siyasi cephenin içinde yer alması oldukça ilgi çekici bir durum.

Bu durumda, seçmenin düşüncelerini, kanaatlerini öğrenmeye çalışan araştırma gruplarının ortaya koyacağı değerlendirmelere ne kadar güvenilebilir?

Aslında olması gereken, iktidar partisi ve muhalefet. Netleşmiş siyası görüşlerin ve politikaların yarışı.

Fakat¸Türkiye eski Türkiye değil. Halk, alışıla gelen “yığın halk” anlayışı değil. Muhalefet bunu gördü.

Muhalefetin görünmez amacı,ortalığı bulandırmak “bulanık suda balık avlamak” kastıyla, net görüşlerinden taviz vererek seçmen kitlesi yelpazesini genişletmek amacında.

Seçmen kitlesinin yeniden bölüşülmesi kavgasını vermekteler. Bunu da başarabilmek için, akıllara ziyan vaatler, kullanılan kirli siyasi dil, aklı başında olanları oldukça düşündürmekte.

Siyasi çalışmalarda kullanılan “siyasetçilerin dili” iyice bozuldu. Birinin kullandığı üslup, zaman zaman diğerine rahmet okutuyor.

Politik konuşmalarda sarf edilen “kirli dil söylemelerini” yazmaya çalışmak pek hoş olmayacağını düşündüğümden, örnekleme bile yapmıyorum.

Televizyonlardan, gazetelerden ve her türlü iletişim araçları vasıtalarından bu kirli dil üslubunun kitlelere ulaşması, ayrıca oldukça üzüntü verici bir durum.

En önemli iletişim aracı dil olduğuna göre, dil ile ifade edilenlere çok dikkat etmek gerekir.

Ülkeyi, insanları, toplumu kargaşaya sürüklemeye hiç kimsenin hakkı olamaz.

Etrafa kin, nefret, husumet saçan bir dil kullanmak, ülkemiz, insanımız ve en önemlisi geleceğimiz için ne kadar tehlikeli olduğu göz ardı edilemez.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)  bakınız bu dil konusunda neler ifade etmiş:

“Mü’min bir kimsenin dili kalbinin arkasındadır. Konuşmak istediği zaman kalbiyle o şeyi düşünür, sonra dili ile onu geçiştirir; münafığın dili kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde diliyle söyler, kalbiyle düşünmez.”

Konuşulanların değerlendirilmesi ölçüsü ortadadır. Heyecan ve hırs ile ifade edilenlerin, kitlelerin üzerindeki etkisi ile, gerçeğe dayalı, mizana/ölçüye uygun ifadelerin etkisinin elbette farklı olduğunu ayrıştırmak, feraset sahipleri için oldukça kolaydır.

Tekrar meydanlara dönersek, önlerindeki kitlerle hitap eden partilerin söylem ve tavırlarından yola çıkarak, zihnimize düşen değerlendirmeleri paylaşmak istiyorum.

-Bu seçim sürecinde, MHP ve HDP gibi iki milliyetçi siyasi partilerin medyada öne çıkarılması gayretlerini,

-Sol tarafı daha çok omuzlayan CHP’nin medya tarafından gereğinden çok pohpohlanması

-Seçim sonuçlarını görmeden, koalisyonlardan sıkça söz edilmesi,

Yeni siyasi anlayış, toplumu dizayn etme iddiasından veya amacından çok, iktidarın yani AK partinin geriletilmesi, iktidarın zayıflatılmasının amaçlandığı “gün gibi aşikar”.

Bu seçimde; aklı başında olan herkes kendine, şu önemli gerçeği görerek sormalı; “Türkiye için nasıl bir gelecek?” gerekiyor…

Geçen 13 yılı göz önüne alarak, -Milat- çizilmeye çalışılan felaket tablolarına itibar etmeden, gelecek için de çok iyimser bir tablolu yorumlara dikkat ederek, vatandaşlık görevimizi yapalım.

Sandığa, oylarımıza sahip olalım, mutlaka oy kullanmaya gidelim. Oy kullanmanın gereğini iyice düşünerek yerine getirelim.

Son pişmanlık fayda vermez.”