SOMUT KÜLTÜREL MİRAS

Prof. Dr. Önder Kutlu

Her insan topluluğu mutlaka kültürel anlamları olan somut bir takım değerler ortaya koyar. Giyim, kuşam, yiyecek, içecek, gündelik hayatta kullanılan alet, edevat ve üretim araçları gibi maddi değerler toplum tarafından üretilmekle kalmaz, toplum onlara belli anlamlar da yükler. Toplumlar değişip, dönüşürken bu değerlere ‘kayda değer’ bir önem atfedip, onları yüceltirse toplumsal ‘değişim’, ‘ilerleme’ye dönüşür.

Bu tür ‘değer-bağımlı’ anlamlar toplumun manevi ‘kodlarında’ yer alırlar. Yani, her toplum kültürel değerlere sadece o toplumun mensupları tarafından anlaşılacak anlamlar ithaf eder. Bu, toplumsal sürekliliğin bir aracıdır. Değerler, kuşaktan-kuşağa bu tür araçlarla aktarılırlar.

Milletler diğer milletlerden, şehirler de diğer şehirlerden bu değerlerle farklılaşırlar. Ancak, her şehrin kendine özgü bir kültürünün bulunmayacağını da ifade etmeliyiz. Lakin ‘kadim’ milletler ve ‘kadim’ şehirler öyle değil. Konya’nın, Kayseri’nin, Sivas’ın, İstanbul’un ve Bursa’nın kendine has somut değerleri var. Zira bunlar ‘kadim’ şehirler. ‘Şehir’ olmanın ayırt edici özelliğidir bu.

Kültür dediğimiz toplumsal değerler maddi ve manevi faktörlerden müteşekkildir. Bu değerlerin ifade ettiği anlamlar bilinir, muhafaza edilir ve gelecek kuşaklara aktarılması için çaba sarf edilirse toplum geleceğe güvenle bakabilir. Kültür ve geleneklerini koruyamayan ve aktaramayan topluluklar ‘köksüz’, ‘mesnetsiz’ insan grupları olarak algılanırlar.

Kültürel değerlerin, özellikle de maddi kültür unsurlarının korunması görevi sadece şahıslara değil, bilhassa kurumlara ve topluluklara verilmiştir. Son yıllarda kamu hizmeti anlayışındaki gelişmeler, kültür konusunda kamuya daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Kamu kurumlarının maddi birtakım kültür hizmetlerini yürütmelerinin yeterli olmadığı, kültürel anlamda değeri olan somut unsurların muhafazasında görev almalarının önemli olduğu kabul edilmektedir.

‘Somut kültürel miras’ konusunda dersler çıkarmamıza yardım edecek, müşahhas bir girişimden bahsetmek istiyorum…

2012 yılında davet edildiğim bir konferans vesilesiyle ziyaret ettiğim İnegöl’de gördüğüm, somut kültürel mirasın korunmasına dönük atılan adımlar beni çok etkilemişti. İnegöl Belediyesi’nin çabalarıyla oluşturulan Kent Müzesi (www.inegolkentmuzesi.gov.tr) çok başarılı bir uygulamalı kültür çalışması olarak zihnimde kaldı. İnegöl Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ı tebrik etmekle kalmadım, yaptığı çalışmaların ülkemize örnek olabilecek bir girişim olduğunu sayısız defalar açıkça ve farklı ortamlarda ifade ettim.

Somut kültürel değerlerin korunmasına dönük bir proje olarak son derece zengin bir kent müzesi oluşturulmuş. İnegöl’ün tarihindeki ‘gündelik hayatıyansıtan, herkesin ‘kendinden bir parçabularak gezebildiği müze hakikaten çok mükemmel bir şekilde planlanıp, uygulanmış.

İnegöl Belediyesi’nin girişimiyle ve Bursa İl Özel İdaresi’nin sembolik katkısıyla hayata geçirilen proje kapsamında, sergilenen malzemelerin tamamı İnegöl halkı tarafından bağışlanmış. İki yıldan kısa bir süreyi bile bulmadan, ‘vatandaş katılımının’ en güzel örneği sergilenmiş. Tarihi yüzyılları bulan eserler müzeye ve dolayısıyla topluma ‘kazandırılmış’.

Eserlerden yola çıkarak İnegöl’ün yüzyılları bulan tarihini değerlendirme imkânına kavuşabiliyorsunuz. Mesela, ilçedeki gelişmiş ‘fıçı’ sektörünün arkasında yatan temel mantığın bölgedeki zeytin ve zeytinyağı üretimine bağlı olduğunu ve bölgenin zengin ormanlarının bu sektörün gelişmesinde katkısı bulunduğunu tespit edebiliyorsunuz.

O günün fıçı sektörü, bugünün muazzam mobilya sanayiine dönüşmüş. Görüldüğü gibi sergileyebilecek maddi kültür öğeleriniz varsa, buradan o bölgenin üretim unsurları, geçim kaynakları ve insan ilişkileri konusunda bilgi sahibi de olabiliyorsunuz. Yani sadece nostalji anlamına gelmiyor.

Daha önce Kayseri Kadir Has Kent Müzesi’ni ziyaret etme imkânım olmuştu. Onlar konuyu, birtakım bilgi teknoloji imkânlarını harekete geçirerek çözmüş. Ama İnegöl doğrudan doğruya somut ve maddi unsurları kullanarak, ‘amatör’ bir ruhla ama İnegöl halkının doğrudan ‘kalbine’ ve ‘duygularına’ hitap edecek bir proje ile ortaya koymuş. İnegöllü olmasanız da müzeyi saatlerce gezebilirsiniz. Tarih ve kültürü saatlerce özümseyebilirsiniz. Ne mükemmel bir girişim.

Konya’da eksik olan da bu. ‘Ruhunuza’, ‘hislerinize’ hitap edecek maddi kültür değerleri ‘sergilenmiyor’. Sergilenemiyor. ‘Projeler’ planlanırken ve uygulanırken ‘modernizmin’ etkilerini görebiliyorsunuz. ‘Klasik yaklaşım’ bu anlamda daha mantıklı. Kendinizi ‘orada-burada’ anlatmadan önce, kendi şehrinizde ve somut unsurlarınızla ifade etmeniz daha rasyonel.

Konu çok ‘basit’, çok ‘doğrudan’, çok ‘insani’ bir şekilde ele alınmış. Dedenizin, babanızın, belki de kendinizin görüp, bildiğiniz maddi kültür unsurları kullanılarak bugüne ve yarına dönük bir eser ortaya konuluyor.

İnegöl ziyaretinden sonra Konya’da belediye yetkilileriyle konuyu paylaşmış, şehirde benzer bir teşebbüste bulunulabileceğini ifade etmiştim. Uygulanması ‘zor’ ve ‘zahmetli’ idi. İnegöl çok ‘çabalamış’. Kapı kapı dolaşmak, insanları ‘ikna’ etmek gerekmiş. Konya böyle bir şey yapmadı.

İnegöl nihayetinde bir ‘ilçe’, ama kent kültürüne sahip olduğu konusunda kuşku yok. Hissediyorsunuz. O kültüre sahip olmak için illa da ‘il’ olmak gerekmiyor. O başka bir şey. İlçenin bir milyar doları aşan ihracatı var. Kültürel hayat çok ‘canlı’.

Konya’da bir Etnografya Müzesi var, ama şehir kültürünü yansıtmaktan çok uzak. Somut değerlerimizi, kültürümüzü ifade edebilecek durumda değil. Koyunoğlu Müzesi hakeza.

Konya’da bu tür tesisler yok. Yapılması için ‘gönüllük’ esası işe katılmalı. ‘Katılımcı’ bir anlayışla süreç değerlendirilmeli.

Konya’da daha yapılacak çok şey var.

Şehir bunları planlamalı, ‘somut kültürel mirasını’ önce kendi hemşehrilerine, daha sonra başkalarına anlatmalı.

Yapılması gerekenler çok basit...