Sözün Doğrusu

Şerife Oktar

Çin’in meşhur filozofu Konfüçyüs’e sormuşlar:

“Ülkenizi yönetme imkânı size verilseydi işe önce nereden başlardınız?”

Konfüçyüs tereddütsüz cevap vermiş:

“İşe önce dilimizi ele alarak başlardım. Çünkü dil bozuk olursa düşündüklerimizi iyi anlatamayız. Düşündüklerimizi iyi anlatamazsak yapılmasını istediğimiz işler doğru dürüst yapılamaz. İşler doğru dürüst yapılamayınca adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa adalet terazisi çalışmaz olur. Adalet terazisi çarpılırsa halk ümitsizliğe korkuya kapılır. Ne yapacağını bilemez. Böyle bir halkı idare etmek artık çok zorlaşır.”

Yavuz Bülent Bakiler hoca tarafından televizyon programı şeklinde hazırlanan ve tahminlerin çok üstünde ilgiyle karşılanan toplam on iki ödüle layık görülen bir eser: Sözün Doğrusu. İki cilt halinde yayınlanmış, konularına göre alfabetik dizilerek kitaplaştırılmış. Okurken asla sıkılmayacağınız üstelik pek çok bölümde ben bu bilgiyi ilk kez duyuyorum, canım Türkçemin başına gelenlere bak hele diye esefleneceğiniz sohbet havasında yazılmış, gelecek nesle fikir ve umut vaat eden harika bir kaynak.

103 program metni birinci ciltte yer almış. Akıcı bir dil ile tartışma üslubu kullanan yazar yer yer belirli kelimelerin gerekli gereksiz her yerde kullanılmasından yakınmış; yer yer kimi eklerin hoyratça kullanımına kızmış. Türkiye dışındaki Türk topluluklarıyla ortak kullanılan kelimelere yer vermiş. Bu kelimelerin bazı kurum kuruluşlarca kullanılmak istenmediğini belirtmiş. Yıllardır kullanılagelen Türk kökenli kelimelerin terk edilerek yerine yabancı kökenli sözcüklerin konuşulmasından rahatsız olmuş. Pek çok konuda yaşanmış örnekleri çarpıcı şekilde okura sunan yazar, profesörlerin sözlerinden alıntılar yaparak fikirlerini ispatlamış. Ülkemizdeki kütüphanelerin azlığından yakınmış. Ülkemizdeki ilköğretim ders kitaplarında ortalama beş bin kelime varken Amerikan ilköğretim okullarında okutulan ders kitaplarında yetmiş bir bin kelime bulunduğunu kıyas etmiş.

Binlerce yıldır konuşa konuşa Türkçeleştirdiğimiz kelimelerin dilimizden sökülüp atılması yerine uyduruk kelimeler konulmasını beyin ve gönüllerimize atom bombası düşmüş şeklinde betimlemiş.

Kitaptan en beğendiğim ilgi çekici bulduğum bölümleri sizlerle paylaşmak istedim.

Kamus, bildiğiniz gibi lügat demektir, sözlük demektir. Cemil Meriç merhum, sözlük için diyor ki:

“Kamus, bir milletin hafızasıdır. Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilali bir tek mukaddese saygı göstermiş: Kamusa. Heyhat! Batıda cinnet bile terbiyeli.”

Bütün radyo ve televizyon programlarında ve bazı köşe yazarlarımızın yazılarında çok sık geçen bir büyük yanlışlık var. Artık şöyle başlayan cümlelerle karşılaşıyoruz: “Geçtiğimiz ay, geçtiğimiz bayram, geçtiğimiz tatil vs”…

Bu ifadeler yanlıştır. Çünkü geçen biz değiliz, geçen geçip giden zamandır. Bu bakımdan “geçen ay, geçen bayram, geçen tatil” demek lazım… Bir köprü üzerinden geçtiğimizde bir köyden bir şehirden geçtiğimizde “geçtiğimiz köprü, geçtiğimiz köy yada geçtiğimiz şehir…diyebiliriz. Öyle dememiz doğru olur. Çünkü o köprü üzerinden o köy o şehir üzerinden dönüp bir daha geçmemiz mümkün. Ama geçen ayı, geçen bayramı tutup geri getiremeyiz. Onları bir daha yaşayamayız.

Anadilimiz Türkçe, evlerimizde Türkçe konuşuyoruz. Sonra sekiz yıllık bir ilk eğitim devresi başlıyor. Orada da sekiz yıl Türkçe konuşuyoruz. Lise eğitimimiz üç yıl Türkçe olarak devam ediyor. Yani yedi yaşımızdan sonra 11 yıl Türkçe okuyor Türkçe dinliyoruz. Ama hayret bin defa hayret üniversite sıralarına geldiğimiz zaman meramımızı doğru dürüst bir Türkçe ile ifade edemiyoruz. Üniversitelerimize Türkçe dersi koymamız bir çarpıklığı bir kısırlığı bir yanlışlığı ortaya çıkarıyor.  Bu nasıl bir eğitim sistemidir ki anadili Türkçe olan çocuklarımızı sokak dilinden koparamıyor onlara zengin ve güzel bir Türkçe öğretemiyor?

Dünyada, doğumu ve ölümü aynı zamanda bir Mevlevi şeyhi olan şair Arif Nihat Asya kadar acaba kim yumuşak ve güzel anlatabilmiştir? Arif Nihat Asya bir mensur şiirinde diyor ki: “Bir yanağından öptüm söyle ey Dünya öbür yanağından da öpmek için kaç günlük yol yürümeliyim?

Mevlevi Arif Nihat Asya, doğumu, dünyanın bir yanağından öpmek olarak kabul ediyor. Ona göre ölüm Dünyanın öbür yanağından öpmek. Ne güzel, ne rahat ne yumuşak bir söyleyiş.

Şimdi zaman zaman alkışlarla kaldırılan cenazeler için radyolarımız, televizyonlarımız, gazetelerimiz “yaşamını yitirdi” ifadelerini kullanıyorlar. “Yaşamını yitirdi ne kadar çirkin, ne kadar zavallı, ne kadar cin çarpmış bir sarsak cümle.

Dünkü zengin Türkçemizde ölüm gerçeğini anlatan yüzden fazla ifade vardı. İşte onlardan bazıları:

Can kuşunu uçurdu, cennetlik oldu, darı bekaya irtihal eyledi, ecel şerbetini içti, gerçek hayata uyandı, Hakka yürüdü, kalıbını dinlendirdi, kulağının dibi sarardı, kuş gibi uçtu gitti, merhum oldu, Mevlasına kavuştu, ölüm kapısını dövdü, ömür defteri kapandı, rahmeti Rahmana kavuştu, ruhunu teslim etti, şehit düştü, topraktan geldi toprağa gitti, ukbaya irtihal eyledi, yatağından kalkamadı, yensiz gömlek giydi, vefat etti, Azrail sinesine kondu, bir varmış bir yokmuş oldu, Gor’a gitti…ve daha niceleri.