SÜLEYMAN DEMİREL

Doç. Dr. Ömer Akdağ

Çarşamba günü ölen Süleyman Demirel’i herkes gibi matbuattan tanırım. Şahsen tanışıklığım yoktur. 1960’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar ülkemizin siyasetinde yer aldı. Defalarca  “gitti ve geldi”.  Askeri darbeleri ve muhtıraları kast ediyorum. Türkiye siyasi tarihinde çok partili dönemde şapkalarıyla öne çıkan iki politikacıdan biriydi. Süleyman Demirel fötrüyle Bülent Ecevit şapkasıyla hafızalara kazındı.

Fötr ve şapka, Türk kültüründe ne ifade eder bilemem. 1925 yılında cebrî olarak Türk milletine dayatılan Şapka iktisası kanunun yegane temsilcisiydiler bu iki politikacı. “İktisa” giymek demektir.  Yani ne Demirel’e ne de Ecevit’e başınıza mutlaka “bir şey” koyacaksınız denilmedi. Milletin böyle bir talebi asla olmadı ve olmayacaktır. Zaten bu Şapka İktisası denilen kanun “ölü” doğan  bir yasaydı. Tek partili dönemde Takriri Sükun kanunun dehşetiyle köpürtüldü. Her ihtilal döneminde millete “hatırlatıldı”. Ama her geçen gün bu ölü doğan kanun tefessüh etti. Nihayet 2014 yılında yapılan bir düzenlemeyle, geç kalmış da olsa ilga edildi.

Türk milleti aslî hüviyetine dönmek istiyor ve dönecektir.

1980’li yıllarda “bir bilendi” Süleyman Demirel. Güniz Sokak denilince akla Demirel gelirdi Türk matbuatında…..

Nazlı Ilıcak Tercüman gazetesinde Demirel’i “bir bilen” olarak gündemde tuttu. Gerçi Nazlı Ilıcak 28 Şubat’ın kavurucu soğuğunda Demirel’in “beklenmedik” şekilde Anadolu insanının karşısında yer almasına “geri ver yıllarımı” dese de, pek değişen bir şey olmadı. Zira Türk milleti üzerinde bildik oyun tekrarlanıyordu.  Churcill, 1920’li yıllarda dememiş miydi; “Türkiye kırk okkayı geçmemelidir” diye… Milletimiz kökleriyle  buluşma temayülüne girince, ya fötrlü birisi çıkarıldı karşısına veya şapkalı birisi “rehber” oldu……

Demirel, yıllarca sağ cenahın oylarını “merkez sağ” sepetinde “tepe tepe” kullandı. Bilinen bir gerçektir ki, başka bir tercih yoktu. Milletimiz adeta Demirel’e mahkûm edilmiş gibiydi.

Milletimiz Demirel’e mahkumdu adeta dedik, zira öyledir maalesef…. O tarihlerde siyaset sahnesinde merhum Alparslan Türkeş  ile merhum Necmettin Erbakan vardı ama iktidar olacak kadar oyları yoktu. Tıpkı altı sene önce şüpheli bir helikopter kazasıyla kaybettiğimiz merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun başındaki Büyük Birlik Partisi gibi…

Süleyman Demirel ile ilgili olarak yapılan en büyük eleştirilerden birisi 28 Şubat süreciyle ilgilidir.  “İslamköylü” Süleyman Demirel’in Müslümanları biçen 28 Şubat’ı savunması sağ seçmende şok oluşturmuştu.  “Başörtüsü takmak isteyen Suudi Arabistan’a gitsin” lafı ise herhalde gerçek çehresiydi Demirel’in diyesi geliyor insanın. Bu söz “derin bir hıçkırık” bıraktı masum Anadolu insanının gönlünde….

Aziz Türk milleti bir defa daha “İslam köylü” Demirel’e mahkum olmuştu. “Bir defa daha” diyorum. Zira bu senaryo daha önce de tekrarlanmıştı. ÖYLE ANLAŞILIYOR Kİ, KÖKLERİYLE BULUŞMACAK TÜRKİYE’Yİ BU TÜR TRAVMALAR TEVALİ EDECEKTİR.

1950 yılında milletimiz DP’yi tercih ederken, sırf CHP’den kurtulmak maksadıyla hareket etmişti. Temelde bu iki partinin birbirinden farkı yoktu. DP, ezanı aslî şekliyle okunmasına müsaade etti. CHP’nin  koyu laiklik cenderesinden kısmen ferahlattı. Ama 5816 sayılı bir kanun çıkardı  ki, yeryüzünde başka bir ülkede olmayan bir düzenlemeydi bu…. Milli bir kahramanını kendi milletine karşı koruyan bir düzenlemeydi. Daha büyük bir felaket ile Türk milletinin gönlünü yaraladı ki, 163. madde denilen bir düzenleme yaptı.

Bütün bunları niye ifade ettim; Süleyman Demirel’in AP’si Celal Bayar’ın DP’sinin devamıdır.  Talih 1950’den itibaren Türk milletine gülmeye başlamıştır. Zaman zaman sekmeler ve zikzaklar olsa da milletimiz kökleriyle buluşma yönünde mesafe almaya devam etmektedir.

Bu günlere kolay gelinmemiştir. Tanzimat’ın ilanıyla birlikte Osmanlı’nın genetiğinin bozulmaya başlamasıyla talih aziz milletimize sırtını dönmüştü. İttihatçı terörünün ardından darmadağın olan vatan toprağına tüneyen İttihatçı artıklarının tesis ettikleri “eşsiz” diktatörlükle Türk milleti tarihinin en karanlık istibdadına şahit olmuştu. İkinci Dünya savaşının getirdiği şartlarla piyasayı Sovyetlere kaptırmamak için Avrupa’nın tazyikiyle milli şeflik zulmü sona ermiş ve çok partili döneme girilmişti.  “Bir defa daha” derken tam bunu kast etmiştim. Milli şefin karanlık günlerinden kurtulmak isteyen bu mazlum millet Demirel’in AP’sine mahkûm olmuştu. 1960’lı ve 70’li yıllar “İslam köylü” Demirel ile geçti. Köprü, baraj vs yapılmadı diyen yok ama bu aziz millet şekil değiştirmiş Kemalizm girdabından kurtulabildi mi?

Resmî olarak “Ulusal yas” ilan edilmiş.  “Resmî” olarak  olabilir. Bazen “resmî” davranmak gerekir….