Tahsil Mahsul İlişkisi

Hakan Bahçeci

Tahsil görmek deyince Anadolu’da öğrencilik yapmak akla gelir. Tahsilini yüksek okullarda yapmış diye duyduğunuz biri, oradaki saygın ve hatırı sayılır bir kişidir. Çünkü tahsil görmüş kişinin münevver, güngörmüş, yaşına göre olgun, ağırbaşlı ve elbet alanında uzman bir kişi olması beklenir. Yani tahsilin sonunda çıkan mahsul hakkında ortalama bir kafa yapısıyla yakın bir sebep-sonuç ilişkisi olacağı muhakkaktır.

Tahsil etmek aynı zamanda eşyanın esas sahibine verilmesi de demektir. Kanunlarda bu kavramla ilgili pek çok madde ve düzenleme vardır. Çek senet davalarında sıkça kullanılan tahsil etme meselesi de yine mahsulle ilgili bir durumdur.

O halde neyin tahsili yapılmak isteniyorsa, onun mahsulü oluyoruz demektir. Hayatını sanata adamış bir kişinin kendisinden başlayarak ortaya çıkan mahsul hep sanatla ilgili olmuştur. Ki zaten eşya, üzerinde yoğunlaşıp, emek sarf ettiğiniz zaman kendindeki sırları size gösterir.

Ticaretle uğraşan ve hayatının tamamını “nasıl ve ne kadar para kazanabilirim?” gayesi üzerine kuran bir tüccardan ince ruhlu ve merhamet sahibi olmasını beklemek, hele şu çağda zor görünüyor. Bugünün insanı, Müslümanlar da dahil, kendilerini metafizik dünyadan alıp, materyalist bir dünyaya taşımış durumdalar. Daha çok mal, daha çok makam, daha çok itibar…bunların hepsi “Ne yapalım, para kazanmalıyız, güçlü olmalıyız” tahsilinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Gördüğümüz ya da bize gösterilen dünyanın tahsili daha çok tüketmek, kazandığını tümüyle harcamak, yetişemediğinin fakiri olmak ve daha çok arzularımıza ulaşmak üzere bir yaşamın tahsilini veriyor. Bu tahsil, para kazanmayı rekabetle mümkün görüyor, pazarı değil, serbest piyasayı öngörüyor. Kendini acımasız bir rekabetin ve dolayısı ile savaşın içinde hisseden insan, gayrı meşru yolları meşru görmeye, meşru olanı yapanı ahmak görmeye başlıyor.

 

Harcamak üzerine kurulmuş bir ilişki düzeninde, herkes kendi çapınca karşıdakini harcamaya hazırlık yapıyor. Dolmuş şoförü yirmi beş kuruş, bakkal yirmi beş lira, market yirmi beş bin lira, işadamı yirmi beş bin dolarlık kandırmanın peşinde. Böyle olmadığı zaman gördüğü tahsilin boşa gideceğine inanıyor.

Harcamak sadece maddi çıkar anlamına gelmiyor elbet. İtibar kazanmak, isim yapmak, satışa gelmeden satış yapmak, önemli biriymiş gibi davranmak hepsi bir diğerini harcamaya yönelik çabaların tezahürü olarak beliriyor. Çağımızın geldiği bu nokta, tahsili yapılan sürecin mahsulünde problem olmadığını gösteriyor.

Tahsil daha çok eğitimi alınan durumla ilgilidir oysa. Nitekim ne tahsili görüyorsanız o tahsille ilgili bir mahsulün çıktığını görürsünüz. Bugün gençlerimizin, çocuklarımızın aldıkları tahsil onların nasıl bir mahsul olacaklarının da ipucunu veriyor. Vatan ve millet bilincinden uzak, değerlerden bîhaber, şuuru verilmemiş taklidi bilgilerle donatılmış çocuklarımızın beklediğimiz berekette mahsul olacakları ümidini yitirmeli miyiz yoksa?