Ticaret Ahlakı Piyasada Kaça Satılıyor?

Mehmet Toker
9 Nisan 1928'de TBMM'ye sunulan kanun teklifi ile 1921 ve 1924 Anayasası'nın II. maddesinde yer alan: "Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslam'dır." ifadesi kaldırıldı ve 10 Nisan 1928 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan değişiklikle de anayasanın II. maddesi: "Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır!" biçiminde düzenlendi. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonraki 61 anayasası'nda ve 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki 82 anayasasında da "laiklik anlayışı", teyid ve te'kid edilerek korunmuştur.
                   
Laiklik veya laisizm (laïcité Fransızcadan), devlet yönetiminde dinin referans alınmamasını ve devletin din karşısında tarafsız ve tepkisiz olmasını savunan ilkedir. Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan laik sözcüğü, "din adamı olmayan kimse, din adamı dışında kalan halk", anlamına gelen Latince laikos sözcüğünden gelmektedir. Sekülerizmi ifade eden bir sözcük olarak, Türkçede laiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme olarak üç farklı terimle çevrilebilmektedir. Bu devlet yapısı, laiklik anlayışını/inancını 1947'de Fulbright anlaşması ile kemikleşen eğitim müfredatı  üzerinden, ilkokuldan-üniversite eğitiminin sonuna kadar ve her türlü devlet organlarınca yapılan söylev, demeç ve propagandalarla halka empoze edilmiştir. Bugün 85 milyona dayanan Türkiye Cumhuriyeti nüfusu bu zihinsel dilemmayı iliklerine kadar içselleştirmiştir.
 
Laiklik paravan yapılarak, sadece ibadetlerden müteşekkil, ameli/pratik, belirli gün ve mekanlara hasredilmiş/hapsedilmiş bir din anlayışı geliştirilmiştir. Buna, geçmiş dönemlerde birileri! veya bazıları! "Anadolu Müslümanlığı" vb. etiketlemeler yapsada işin aslı bu yaftalamaların çok ötesindedir. 25. yılını yaşadığımız 28 Şubat sürecinin malum cumhurbaşkanı: "Camiiler açık! Onları camiden kovan mı oldu?" derken, "Türban gericiliktir. Başı bağlı okumak isteyen Arabistan'a gitsin!" diyordu. Bu laikçilerin yani laikliği paravan yaparak arkasına saklanan, her türlü usulsüzlük ve yolsuzluğu laiklikle, kemalizmle kamufle edenlerin dine, dindar halka, laikliğe bakışını ortaya koyması açısından enteresan bir dışavurumdur.
 
1937 den 2022'ye uzanan süreçte, bu bakış açısı toplumun neredeyse tüm kılcal damarlarına sirayet etmiş durumda. Ticareti tamamen dünyevi bir iş olarak görüp, dinin karışmadığını, ahlakın teğet bile geçmediğini düşünen bir piyasa yapısı ile karşı karşıyayız. Dolar yükseldi, fiyatları artır. Dolar düştü, fiyatları artır. Vergi düştü, fiyatları artır. Rusya, Ukrayna'ya saldırdı, fiyatları artır. Avrupa'da elektrikler kesildi, fiyatları artır... Tam bir fırsatçı, kolpacı ve ahlaksızlığı ahlak edinmiş bir piyasa yapısıyla, kartelleşmiş tüccarlar çetesiyle karşı karşıyayız. Raftaki etiket fiyatı 18₺ gözüken bir ürünün, kasada 40₺ olmasına itiraz edilip bu yapılanın ticari ahlaka uymadığı söylendiğinde: "Ticaret ile ahlakın ne alakası var? Ticaret ayrı, ahlak ayrı!" gibi bir cevapla karşılaşılabiliyor. Bu vakıa, dinin beyinlerde sadece çok dar bir alana hapsedildiğinin, ahlakın ticaret hayatının dışına itildiğinin ve ticaretin, krizleri fırsata çevirip, hukuki boşlukları suistimal ederek daha çok para kazanmak mantalitesi üzerine kurulu kapitalist bir eylem olarak algılandığının en bariz göstergesidir. Halbuki her fırsatta zam yapan, gabn-i fahiş derecesinde fiyatları artıran bu tüccar taifesinin büyük bir bölümü, ticareti din ve ahlak kavramlarının kapsama alanının dışnda konumlandırmaktadırlar.
 
Gerek Kur'an-ı Kerim, gerek kendisi de bir tacir olan Allah Rasulü ticareti, dinin dışında seküler bir alan olarak görmemiş ve ticarette ahlâki davranılmasını emretmiş bu konuda bağlayıcı tavsiyelerde bulunmuştur. Ölçüde tartıda hile yapanlar zemmedilmiştir. Bu fiilin faili olan geçmiş ümmetlerin helak edildiği Kur'an-ı Kerim ayetlerinde vurgulanmıştır. Hz.Peygamber, "dürüst ve güvenilir tacirin, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber haşredileceğini müjdelemiş, alım satımda kolaylık sağlamayı tavsiye etmiş ve Müslümanları aldatanın Müslümanlardan olmayacağını" ifade buyurmuştur. Ticaret ahlakına dair ayetlerin, hadislerin, emir ve tavsiyelerinden, yasaklama, sakındırma ve cezalandırılacağına dair uyarılarından sonra hâlâ ticareti dinin karışmayacağı bir alan olarak görmek, ticaret ahlakını aklına bile getirmeden kapitalist ve sekülerist bir mantıkla ticaret yapmak, insâni/islâmi bir tutum ve davranış değildir.
 
Bugün toplum olarak ticaret ahlakından uzaklaşmamız ve kapitalist bir anlayışla ticari hayata yaklaşımınız, toplumdaki adaletsizliğin en önemli faktörlerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukuk-Ahlak ilişkisi bağlamında hukuk, ahlaklı bir toplum olmayı temin etmez. Ahlak, hukuktan üstündür. Ahlakın olmadığı veya çalışmadığı noktalarda hukuk devreye girer ve bu ahlak dışı durumu ortadan kaldırmaya çalışır. Ancak, ahlâkı inşaa etme görevi hukukun görevi değil dinin ve eğitimin görevidir. Bugünkü örgün ve yaygın eğitim felsefemiz, müfredatımız, sistemimiz ahlaklı bir toplum olmayı temin edemiyorsa; eğitimden muradımızı  gözden geçirmek durumundayız.
 
Din, ahlaklı bir toplum inşaa edemiyorsa, toplumun din anlayışını ve dine yaklaşımını da yeniden revize etmek durumundayız. Günümüzde yapılan, çeşitli mahfillerce dillendirilen en büyük yanlışlık; toplumun değil, dinin revize edilmeye çalışılması ve pozitivist, seküler, laik, kapitalist, kemalist toplum anlayışının meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Veya dinin bu  anlayışlar çerçevesinde yorumlanmasıdır.
 
İslam dini kıyamete kadar baki ve evrensel bir dindir. Reforma,  revizeye, ihtiyacı yoktur. Din- Devlet, Din- Dünya ayrımını yaşam biçimi gören, seküler kapitalist toplumun ahlaki yenilenmeye ihtiyacı vardır. Bu konuda ciddi adımlar atılması gerekmektedir. Aksi halde, vampir ahlakını ticaret zanneden kimselerin toplum ve devlet üzerindeki zulmü devam edecektir.