TİTREMEZ Mİ YÜREĞİN?

Hakan Bahçeci

Yok, yok bu kadar katılaşmış olamaz kalbin! Böyle taşlamış, böyle sert, böyle umarsız olamaz. Yok değil, bu hal, senin letafetine, “Ahsen-i Takvim” yaratılışına münasip düşmüş olamaz.

Ey Âdem! Ürpermez mi kalbin hiç, titreyip yumuşamaz mı, ürkmez mi görüp duyduklarından, sarsılmaz mı? Dönüp bakmalı değil miydi kalbe, başımızı sol yanımıza düşürüp dinlemek gerekmez miydi içimizi? Her atışında zikreden kalbe kulak kesilip bu dünya yolculuğunda sonsuz olan mekâna dönük yaşanmaz mıydı?

Kendi tarihini anlatmadı mı ceddin? Âdem ile başlayan yolculuğunun sana kadar gelen bir tarihin yaşayanısın. Peygamberler senin tarihinden gayri değil, kendini bu tarihten ve bu davetten azade düşünmüş olamazsın. Çağrıldığın yer insanlığını bulacağın yer nitekim.

Titremeli yüreğin, hiç olmazsa bir yağmur tanesinin hızını hiç kaybetmeden tenine dokunurken duyduğun sesle. Güneşin doğuşuyla ne kadar ısı ve ışık kaynağı varsa hükmünü yitirmesi yormalı zihnini. Bu kadar uzak ve bu kadar büyük ve bu kadar tam yerinde…

Gökyüzüne bakmalısın, hiçbir dayanağı ve desteği olmadan çepeçevre sarmış dünyamızı. Dağlara bak mesela, insanoğlunun bunca yıldır zirvelerine çıkmak için güç yetiremediği dağlara. Bir çiçeği düşün mesela, aynı toprakta aynı suyla beslenip aynı gövdeden adını koyamadığın kırmızının, sarının, beyazın tonuyla. Sahi gül, neden gül gibi kokar da dikeni kokmaz aynı dalda?

Hani şu küçük arılar, hani ördüğü peteğin sırrını henüz çözemediğimiz, hani henüz yaptığı balı bunca bilimsel araştırmaya rağmen imal edemediğimiz arılar. Hem bu kadar güçlü bir zehri karnında taşıyıp hem de ürettiği balın bu kadar tatlı olduğun düşünüp sarsılmaz mı kalbin, hayrete düşüp titremez mi?

Ey insan! Ne yaptın kendi dünyana? Kendi elinle nasıl yaşanmaz, katlanılmaz bir yer haline getirdin? Bakmaz mısın kendi elinle ürettiğin bombanın patlamasıyla yetim kalan çocuğun gözyaşına? Hangi bomba bir çocuğun bakışından damlayan gözyaşı kadar tesir eder göğsünde taşıdığın kalbine?

Kucağındaki bebeğini, dünyada ne kadar fenalık varsa hepsine meydan okuyarak sarıp sarmalayıp korumak cesaretini ve inancını taşıyan annenin azmini ve duruşundaki kararlı hali görüp titremeli kalbin.

Aşkı hatırla mesela… Kaderim, sevdam diyerek yollara düşen ve aradığını bulduğunda mecnuna dönen bir aşığı. Hakkı arayıp bir hırka, bir lokma katığında yollara düşen şairin mısralarına bak. “Gözümün nurusun” diyerek maşukuna gözü gibi bakan sevdalının, aşkını kendinden bile sakınmasına hayret et.

Ölüm de mi titretmez mi kalbini? Bu dünyanın bir sonu olacağına inancı olmayan mı var? Belirlenmiş bir vaktin belirlenmiş çizgisinde bir ağacın gölgesinde beklemiş kadar ömrün olduğunu unutmuş olmamalısın.

Gün gelecek, hani vaat edilen gün, belirlenmiş bir vakte kadar müsaade edilmiş olanların hepsi günün geldiğini görünce; O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. O ise: "Daha yok mu?" sual ve cevabının verileceğini duyup titremez mi yüreğin?