TRANSFER BAŞARILARI VE BAŞARISIZLIKLARI

Arif Tekeli

Ligin ikinci yarısının ilk haftasında ara transfer konusunu değerlendirirken Gençlerbirliği’nin yeni transferi Björn Vleminckx’ten bahsetmiştim. İlk maçında 4 gol atabilen bir forvet varsa ve bu oyuncu düşük maliyetlere transfer edilebiliyorsa orada yöneticilik başarısı vardır, İlhan Cavcav’ın kutlanması gerekiyor demiştim. Gerçekten de öyle ara transferde alınan oyuncunun normalde uyum sorunu gibi sebeplerle katkısı ancak bir sonraki sezonda alınabilir. Ancak bu transfer döneminde yapılan bir çok transfer bu genel doğruyu ortadan kaldırırcasınaydı. Björn Vleminckx ekstra bir örnek gibi görünürken ardından Fenerbahçe’nin transferleri Webo ve Ziegler’in geçen hafta takıma kattıkları değer birden yeni bir örnek oluşturuverdi. Yine Fenerbahçe’de bu hafta galibiyeti yeni transferler Emre ve Pierre Webo getirdi. Düşük maliyetleri düşünülürse bu anlamda ciddi bir transfer başarısından söz edilebilir. Bu hafta bu başarının bir başka örneğini Konya’da izledik. Torku Konyaspor’un yeni santraforu Sjoerd Ars ilk maçında hat trick yaptı.

Benim dikkatimi çeken örnekler bunlardı. Bu noktada Gençlerbirliği’nin, Fenerbahçe’nin ve Torku Konyaspor’un teknik direktör ve yöneticilerinin kutlanması gerekiyor. Kolaya kaçıp sadece eleştiriyoruz, bu tip başarı hikâyelerinin de konu edilmesi gerekiyor bazen. Bu hafta bu konuyu atlamamak ve başarılı bulduğum örnekleri kutlamak istedim. Transfer başarısının pahalı transferden ibaret olmadığını, sahada; efendilerin, komutanların değil savaşanların, askerlerin kazanacağını unutmamalıyız. Bu noktada bu üç takımın yani Gençlerbirliği, Fenerbahçe ve Torku Konyaspor’un transfer stratejisinin Galatasaray’ınkinden daha faydalı olduğunu düşünüyorum.

Haftaya bakacak olursak futbol adına doyurucu bir haftaydı. Özellikle Pazar günü izlediğim Torku Konyaspor-Adana Demirspor ve Galatasaray-Antalyaspor maçları futbol adına zevk veren maçlardı. Ancak Fenerbahçe’nin Mersin deplasmanında oynadığı oyunu beğenmedim. Tabi takip ettiğimiz bir takım olunca izledim sonuna kadar. İkinci yarının başı ile 71. Dakika arasında 4-4-2 dizilişiyle oynanan oyunun ağzımıza çaldığı bir parmak balı saymazsak sıkıcı bir maçtı. Bir de Mersin stadının yayın kalitesinin düşüklüğü girince işin içine katlanılmaz bir hal alıyordu. Bitti de kurtulduk dersiniz ya bazı maçlarda, öyleydi.

Futbol çok enteresan bir oyun inanılmaz güzel oynadığınız bir maçı kaybederken, rezalet bir futbolla kazanabiliyorsunuz. Bunun örneğini Fenerbahçe iki haftalık periyotta verdi. Sivas karşısında mükemmel bir oyun, istek, arzu ile kaybedilen bir maç varken tam tersi bir durumda Mersin’de kazandı. Futbolun cazibesi de belki buradan geliyor.

Konyaspor’un transfer başarısından bahsederken bir konuyu atlamamak gerektiğini düşünüyorum. Kimse kusura bakmasın ama Kaya kaleci olamaz. O’ndan daha kötü performans gösteren bir kaleci izlemedim desem abartmış olmam. Defansta da yine Ali Turan’ın yerine sağlam bir defans oyuncusu olmalı. Bu iki bölgeye yapılmayan transferler santrafor transferindeki başarıyı ortadan kaldırdı ve takım rahat kazanacağı, farka gideceği maçı bu iki mevkideki aksaklıklar yüzünden 3-3 berabere bitirdi. Dün maçı izlemeye gelen Pawelek Türkiye’de izlediğim en iyi kalecilerden. Konya’ya da böylesi bir muhabbeti olan bu oyuncuyu almamak ciddi bir hataydı. Santrafor transferindeki başarıyı söylerken kale ve savunma noktasındaki affedilmez hataları da söylemeliyim.

Ars’ın Konyaspor’a katkı yapacağını düşünüyorum, dünkü oyunuyla bunu ispatladı. Yine kadrosunda bulunan Erdal Kılıçarslan gibi Ömer Ali Şahiner gibi, Recep Aydın gibi isimlerle uyumlu oyununu sürdürecektir. Ancak kaledeki sorun bu başarıyı gölgeliyor. Atılan her golün yenilecek bir golle boşa gideceğini ne yazık ki söyleyebilirim. Pawelek geri alınmalıydı. Emre Fenerbahçe’ye ne kattıysa Pawelek’te Torku Konyaspor’a onu katacaktı, bu yapılmadı maalesef. Ama neticede kale ve savunma haricinde kadrosuna güvenebiliriz Konyaspor’un, ilk altı şansını her şeye rağmen imkansız olmadığını söyleyebilirim. Kale sorununa rağmen…