UZUN VADELİ SORUNLAR SARMALI

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Küresel iktisadi sistemi meydana getiren ülkeler özellikle son yıllarda, büyük bir hareket ve bağlılık içinde iktisadi faaliyetlerini sürdürmektedirler. Gelişmiş ülkelerin genelinde görülen büyümelerindeki yavaşlamanın yanı sıra, gelişmekte olan ülkelerin bir yandan kalkınmalarını tamamlamak için ortaya çıkardığı yatırım yapma zorunluluğunun sonuçları, global ekonominin tamamına daha bir hareketlilik ve bir o kadarda istikrarsızlık ve belirsizlik kazandırdı. Tüm bu sonuçlar birleşince de, dünya ekonomisinin içine düştüğü ekonominin toptan belirsizliği karşısında, ülkelerin tek başlarına büyüme ve istikrarsızlığı sağlamaları zorlaştı. Bu koşullar üzerine, ABD, AB, Japonya gibi gelişmiş ülke vatandaşlarının geleceğe bakışlarının genelde olumsuz olmalarının sonucu olarak, tasarruflarını mümkün olduğu kadarıyla harcamayıp yastık altında tutmaları veya reel ekonominin gelişmesine yol açarak çarpan etkisi nedeniyle istihdamı artıracak alanlara değil de kısa vadede etkisini gösteren finansal araçlara aktarmaları, ekonominin canlanamamasındaki en önemli engeli meydana getirmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ise kalkınmada eksik kaldıkları alt yapı, eğitim, sağlık gibi sosyo-kültürel alanlarındaki yatırımlarını gerçekleştirmeleri yanında, büyümeyi hızlandıracak mal ve hizmet üretimini de sağlamak zorunluluğu nedeniyle, alacakları yol çok daha uzundur.

          Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonominin istikrarlı büyümesine yapacakları etkilerin az olmasına yol açan faktörleri genel çerçevede belirttikten sonra, durumu daha da olumsuz hale getiren faktörler vardır. Konuya önce gelişmiş ülkelere ve ekonomi açısından bakmakla başlayalım. Bunları gelişmiş ülkeler şeklinde toptancı bir yaklaşımdan ziyade, ülkeler bazında bakmak daha yararlı olacaktır. ABD’nin 45. başkanı seçilen Trump’ın agresif, hırçın kişisel özellikleri yanında, arz yanlı ve üretimi ülke içine yönlendirecek ekonomi politikaları takip edeceğini üstelik bunu sağlamak adına tehditler savurmaktan bile çekinmeyecek derecede gözü kara olması, küresel ekonominin yakın gelecekte yavaşlama sürecine girmesini ve küçülmesini sağlayacak en önemli unsurdur. Ayrıca uygulanacak maliye ve para politikaları konusunda Trump ile FED arasında devam eden, bazen açık bazen üstü kapalı yapılan güç ve yetki devşirme mücadelesinin, başta ABD olmak üzere dünya ekonomisini nereye götüreceği ayrı bir belirsizliktir. Aynı şekilde ECB tarafından AB ekonomisine aktarılan aylık olmak üzere, önce 60 milyar euro sonra 80 milyar euro olan desteğe rağmen, büyüme istenilen düzeye (%2’nin üzerine) çıkmadı. Bu sonuç önemli bir nüfusa ve alım gücüne sahip AB’nin kendisiyle birlikte ve etkilediği bölge ülkelerinin ekonomilerinin de yavaşlama trendine girmelerine yol açmaktadır. Dün ekonomisinin önemli aktörlerinden birisi konumundaki Japonya içinde durum, genel olarak bakıldığında, AB’den pek farklı değildir. Siyasi unsurlar ise günümüzde, gelişmiş ülkelerin amaçlarına ulaşmada kullandıkları en önemli bir argümanı haline gelmiştir. ABD ve AB başta olmak üzere Rusya, İran gibi ülkelerin çıkarları uğruna terör örgütlerini demokrasi, özgürlük, refah sağlama adına açıkça destekleyerek adeta küresel ve yasal bir statü kazandırmaya çalışmaları, küresel ekonominin koşullarını zorlaştırıp zaman geçtikçe sorunlarını gittikçe ağırlaşmakta ve içinden çıkılamaz duruma getirmektedir.

          Gelişmekte olan ülkelerin yukarıda gelişmiş ülkeler için sıralanan sorunlarına ilave olarak, bir yandan büyüme aşamasına geçmek için alt yapı, sağlık, eğitim gibi alt yapı harcamalarını tamamlamalı, diğer yandan dünya pazarlarında kalite ve fiyat rekabeti yapacak düzeyde mal ve hizmet üretip satarak, içinde bulundukları dış ticaret ve cari açıklarını kapatmalıdır. Bu hedefe ulaşmak ise, günümüz dünya ve ülke ölçeğinde kolay değildir. Söz konusu ülkelerin küreselleşmenin getirdiği acımasız ekonomik rekabet karşısında zorlanmaları, siyasi, demokrasi, insan hakları, hukuk ve toplumsal sorunlar içinde bulunmaları nedeniyle işleri oldukça zor görünmektedir. Bunlardan sonra Türkiye’ye baktığımızda, tüm bunların üzerine küresel ekonominin yavaşlaması, enflasyonun çift haneli sayılara yükselmesi, beşer, sermaye düzeyinin düşüklüğü, yaklaşan referandum süreci nedeniyle sertleşen siyasi atmosfer ve artan jeopolitik riskler sebebiyle, bizleri bekleyen sıkıntılı bir sürecin beklediğini ve toplumsal birlikteliği sağlayıp yapacak çok işimizin olduğunu bilelim.   

 

          Soru: Ekonominin sorunlarının çözümü için sıcak paraya güvenir mi? Neden? 

          Sözün Gözü: Zalime zalim deyip mücadele edeceksin sonuna kadar, eğer adamsan.