Vali Erol’dan, KONTİMDER’e, Hayrat Vakfı’ndan, İsrail’e

Hayrettin Atak

Şu an sadece dedikodu seviyesinde bir haber.

Konya Valisi Muammer Erol’un isminin, Türkiye Bürokrasisinin bir numaralı makamı olan Başbakanlık Müsteşarlığı için geçtiği duyuruldu haberde. Halen Kemal Madenoğlu'nun oturduğu koltuğa Erol'un atanacağının kulislerde konuşulduğu ifadelerine yer verildi.

Haber gerçeği ne denli yansıtıyor bilemiyoruz ama bunun konuşuluyor olması bile Konya ve Türkiye adına sevindirici. Erol’un görev süresinin dolmasına da kısa bir zaman var. Konya bir değerli isimle de, kendisi için önemli bir bürokratla daha yollarını ayıracak bu nedenle. Konya’da gönüllerde taht kuran Sayın Vali’nin, bu ayrılığının Başbakanlık Müsteşarlığı gibi bir göreve atanmasıyla nihayetlenmesi hepimizin en büyük arzusudur elbet. Çünkü;  Çalışkanlığı,  mütevaziliği, sadeliği, düşünce zenginliği, inancı ile Erol Türkiye’nin gerçek anlamda bir kazancı olacaktır. 

Dolayısıyla Konya’da kazanacaktır.

Marifet iltifata tabidir, iltifat ta marifete… Böyle şeyleri gördükçe, duydukça gelecek adına çok daha fazla ümitleniyor insan…

Güzelliklerin en üst makamlardan bile görünüyor olmasından yani…  

Bir Dernek…

İlk fırsatta bende yazacağım ayın, yılın hatta yüzyılın ‘en’lerini ve ‘in’ enlerini…

Konya için elbet…

Böyle bir şey yazacak olsam en başta yazmam gereken ‘Kontimder’ sanırım…

O güne kadar beklemeden sebebini şimdi söyleyeyim;

Konya’nın sosyal hayatında, medya hatta siyasal hayatında en çok gözümüze çarpanlardan biri oldu KONTİMDER. İsmine baksanız “Konya Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Derneği”. Türkiye’nin en büyük ve en önemli sektörlerinden birine hitap ediyorlar belki ama yine de sokaktaki vatandaş için bir şey ifade etmeyecek bir isim,  bir dernek ve bir faaliyet alanı. Ama onlar sadece üyelerine değil, tüm insanlara dokunuyorlar bir şekilde…  

Faaliyetlere gelince iş hiç te isimdeki gibi değil öyle. Neredeyse her yerdeler… Konya’daki her faaliyette bir şekilde varlar… Olmadıkları zaman da kendileri bir şey yapıyorlar. Haberlerinin gelmediği gün çok nadirdir  sanıyorum…  TÜSİAD Genel Merkezinden daha fazla iş yapıyorlar. Bir bakıyorsunuz Üniversite ile işbirliğindeler, bir bakıyorsunuz üyelerinin gelişimi için yada onlara ticaretin ötesinde sosyal hayatı anlatmak için toplanmışlar. Hatta daha da ileride yine bir bakıyorsunuz siyasetin en tepesindekilerle istişaredeler yada bürokrasiye kendilerini anlatıyorlar yada bir fuar standındalar. Hatta bazen bir haber geliyor kendileriyle en alakasız ama sorumluluk gerektiren bir konuda bile şeyler yapmaya çalışıyorlar…

Başkanını, yönetimini hatta üyesi olan hiç kimseyi tanımıyorum ama başarılılar çok ve bu başarıda örnek alınmalarında fayda var…

Bir tebriği hak ediyorlar…

…      

“Bir hareket”

Bir büyük tebriği hak eden ‘Hareket’ de “Hayrat Vakfı”… Onlar çok yönlü çalışmıyorlar belki ama hizmet ettikleri o kadar büyük bir alan var ki ve hatta o kadar büyük bir boşluğu dolduruyorlar ki, biz ve gelecek nesiller onlara çok şey borçluyuz aslında. Osmanlıcayı unutturmama davasındalar neredeyse bir asırdır…

Osmanlıca bugün Tabanda bir şey ifade ediyorsa bu onların sayesinde… Onlara da bir ‘en’ payesi vermek gerekse Yüzyılın ‘Tarih, Dil ve Bilinç hareketi’ olarak ödüllendirilmeleri gerek. En az, Karamanoğlu Mehmet Bey’in ‘Türkçe Devrimi’ kadar büyük, önemli ve tarihe not düşülecek bir hizmet… 

Kültüre yaptıkları bu büyük hizmetin devam etmesi en büyük temennimiz… 

‘İsrail’le Anlaşılmalı mı? “

IHH toplantısında ‘İsrail’le en iyi anlaşma, hiç yapılmayandır’ diye bir söz kullanılmış. Ne kadar da güzel, ne kadar doğru ve ne kadar duygularımızı okşayan bir söz olmuş. Tebrik etmek gerek, bu görüşü savunanları… 

Ancak bunu savunmak kişileri bağlar devleti değil. ‘Biz böyle hissediyoruz diye böyle olacak kuralı yok’ elbet. Yönetimde duygular değil çıkarlar ön planda olmalı gerçeğini de yadsımıyoruz… Hem Türkiye’nin, hem Filistin’in çıkarları her şeyin önünde tutulmalı… Bizim coşkulu duygularımızın da önünde.  

Ne anlaşma yapacağız diye eğilmenin, ne anlaşma yapmayacağız diye diklenmenin bir anlamı yok… 

Sonuçta önümüzde bir Hudeybiye örneği ve gerçeği var…

“Yolu,” yolumuz olsun… Gerisine sabrederiz bir şekilde…