Veda’lar hüzün kokar

Osman Uzunkaya

                Henüz adını dahi koyamadığınız ayrılığın o buruk hüznü sırtınıza,”ateşten gömlek” olup yapışmış ve içinizde hazan mevsiminin amansız rüzgârlar esmeye başlamışsa vay halinize. Artık hayatın size hazırladığı sürprizler çoktan sırasını beklemeye başlamıştır bile. Ruhunuz okyanusun ortasında fırtınaya kapılmış bir yelkenli gibi yalpalanırken, size feryat, figan; ”imdat!”  diye bağırmak düşer. Umut bu ya! Birilerine sesinizi duyurmak için yalvarır, yakarır dua’lar edersiniz. Bazen sessizce ağlar, gözyaşınızı içinize akıtırsınız. An gelir bir duyanınızın olduğunu bilmek rahatlatır sizi ve su serper yüreğinize.  Onunla teselli bulur, bir nebze olsun avunursunuz. Lakin ayrılığın acısı hiçbir zaman dinmez. Gözünüz yolların, kulağınız ondan gelecek küçük bir haberin peşindedir. Ve siz tüm benliğinizle ona özlem duymaya mecbur ve mahkûm hissedersiniz kendinizi. Böyle bir duygudur ayrılık. Ondan kaçış nafiledir. Başınıza gelmiş ise yaşamak düşer size.

                Bu hüznü ilk yaşayan ve ilk tadan siz değilsiniz elbette. Âdem atamızdan buyana ayrılıklar, veda’lar, gidip dönememeler, gelip görememeler hep olmuş ve olmaya da devam edecek. Dağların bile dayanamayacağı bu acı insana biçilmiş, böylece onun imtihanı murat edilmiş. Yaşayan her insanın başına gelebilecek bu acı, hayatın gerçek yüzünü yansıtır. Dünya kuruldu kurulalı aşığın maşukuyla, bülbülün gülüyle ve gönüllerin sultanıyla olan ayrılığı yürekleri hep yakar ve kavurur. Bu hüzne vuslattan gayrı ilaç bulunmaz denilmiştir.

                Merhum halk ozanı, “Bozkırın Tezenesi”  Neşet ERTAŞ’ın bir türküsünde duygularını; “Mevlam ayrılık vermesin, gökte uçan kuşa Leylâm.” Diye dile getirmesi manidar olduğu kadar, bir yakarış edasını yansıtır.

                Türk edebiyatının önemli şairlerinden Cahit Sıtkı Tarancı ise,“Kara Sevda” adlı şiirinde ayrılığı şöyle tasvir eder:

                Bir kere sevdaya tutulmaya gör/Ateşlere yandığının resmidir/Aşık dediğin mecnun misali kör/Ne bilsin alemde ne mevsimidir/Dünya bir yana o hayal bir yana/Bir meşaledir pervaneyim ona/Altında bir ömür döne dolana/Ağladığım yer penceresi midir/Bir köşeye mahzun çekilen için/Yemekten içmekten kesilen için/Sensiz uykuyu haram bilen için/Ayrılık ölümün diğer ismidir.

                 Cahit Sıtkı bu şiirinin son dizesinde ayrılığı; “Ayrılık ölümün diğer ismidir.” Diye tanımlar. Ayrılığı ölüm acısıyla özdeşleştiren sadece Cahit Sıtkı değildir. Nice veli, ozan, şair ve düşünür; ayrılığa böylesi bir yalınlıkla yaklaşır ve ondaki acının yoğunluğunu değişik söz ve cümlelerle dile getirmeye çalışır. Kurulan cümleler, söylenen sözler bir birinden farklı olsa da, mana bakımından aynı kapıya çıkarlar.

                Şairlerin şahı Hz. Mevlana’nın bir sözüyle yazımızı noktalayalım isterseniz; “Dilerim Rab, hiç kimseye ayrılıkları yaşatmaz, sancısı anlatılamaz bir acıdır ayrılık.” Sınanmalarımız ayrılıklarla olmasın diye dua ediyor, sizi muhabbetle selamlıyorum.

                Hoşça kalınız.