Veliler parayla vicdanlarını rahatlatıyor

Ömer Kocabaş

Okulların açılmasıyla birlikte veli ve öğrenciler klasik alışverişlerinin büyük bir kısmını tamamladı. Özel okul, kılık kıyafet, çanta, kırtasiye malzemeleri vb. eğitim endüstrisinin sunduğu son moda ne varsa alındı. Pahalı olan şey kalitelidir, kaliteli olan malzemeyle öğrenci daha kolay öğrenir mantığı bu yıl da geçerli(!)

Son yıllarda her şeyi şekilcilik üzerinden değerlendirdiğimizden okul ve öğrenciye bakışta bu doğrultuda oluyor. Çevremdeki velilere baktığımda birçoğunun çocuklarının yerinde olmayı açıkçası istemem. Çocuklar tamamen yatırım yapılan bir proje. Okul malzemeleri ham madde olarak görüldüğünden ne kadar kaliteli olursa o kadar iyi verim alınılacağı düşünülüyor. Tabi ki tek başına okul malzemeleriyle iş bitmiyor. Çocuğa iyi bir de okul lazım. Gerçi artık okulu da doğudan bir malzeme olarak değerlendirebiliriz(!) Eğer anne ve baba ikisi de çalışıyorsa yüzde doksan iyi okuldan kastedilen özel okuldur. Özel okul iyidir çünkü dersiydi, etüdüydü, etkinliğiydi derken çocuğu sabahtan akşama kadar oyalayabiliyor. Sabah yedide evden çıkıp akşam yedide eve gelen çocuklar var… Bu bahsettiğim çocuklar öyle liseli falan değil, bildiğin ilkokul çocukları.

Anne ve baba çalıştığından dolayı çocuğun gün boyu ayakaltında dolaşmaması gerekiyor. Eğer anneanne, babaanne gibi bir aile büyüğü de yakınlarda oturmuyorsa vay o çocuğun haline. Günlük okulda, ailesinin işyerlerinde geçirdiğinden daha fazla zaman geçiriyorlar. Akşam ailesiyle en fazla üç-dört saat vakit geçirebiliyorlarsa ne mutlu. Çünkü yarın yine mesai, affedersiniz okul var(!)  Bunları doğru olmamakla birlikte bir yere kadar mantıklı karşılarım. Üzüldüğüm sadece çocuklar olur. Lakin benim sinir olduğum şey son yıllarda bu saçma sapan okul modeli moda oldu diye herkesin bu şekilde hareket etmeye çalışması. Milletin çocuğu böyle eğitim alıyor, bizimkiler daha şimdiden geride kalıyor diye veliler kendilerini üzüyor. Tabi ki herkeste çocuğunu özel okula gönderecek imkân da olmadığından çelişkiler başlıyor.

Eğitimciler ne der umurumda değil, bence yarış yarış mantığında yetişen bir çocuktan ne kendisine, ne ailesine ne de ülkesine bir fayda gelmez. Bu yarışın sonunda o çocuk ne kadar afili bir diploma alırsa alsın. Tabi ki bir de ne kadar iyi okullara giderse gitsin işe yarar bir diploma alamayanlar da olacaktır. Çalışan aileler çocuklarına kendilerinin göstermeleri gereken ilgiyi parayla dışarıdan satın alıyorlar ve işin sonunda bilinçli ebeveyn oluyorlar. Çocuk daha iki yaşında kreşle tanışıyor. Neymiş efendim kreşlerde çocuklara her şey öğretiliyormuş, hatta İngilizce eğitim bile varmış. Çocuk daha Türkçeyi doğru dürüst konuşamadan İngilizce öğretilmeye çalışıyor. Ondan sonra eve gelip İngilizce sayı ve renkleri söyleyince aileler mutlu oluyor(!) İki yaşında eğitime başlayan, eğitimden ziyade belli bir saatte robot gibi uyuyup, uyanmaya alıştırılan çocukların ileri de mutlu olma şansları olmaz ki. Zaten çocukların mutlu olmalarından ziyade üniversite çağına kadar fazla ayakaltında dolanmadan ev-okul-kurs sarmalında dolaşıp, ardından da bir üniversite diplomasıyla kenara çekilmeleri bekleniyor. Eğer çocuk iyi bir de işe girdiyse veliler kendileriyle gurur duyabilirler. 20 küsur sene emek verdikleri projeleri başarıya ulaşmış demektir…

Bana kalırsa anaokulu bile gereksiz. Çocuk yedi yaşına kadar çocukluğunu yaşamalı. El âlemin çocuğuyla kıyasın bir sonu yok. Bırakın sizin çocuğunuz da kendi kulvarında ilerlesin. Çünkü diğer türlü yakanızı eğitim endüstrisine bir kaptırdınız mı çocuğunuza ulaşmanız zor. İki yaşında elinizden aldıkları çocuğunuzu hafta içi etüt, hafta sonu müzik, spor faaliyetleri, tatillerde benzeri kurslar falan derken işte ortalama 22-23 yaşında görebilirsiniz. Bu kadar farklı eğitimden geçince o çocuk artık ne kadar sizin çocuğunuz oluyorsa…

Ortalama gelir düzeyine sahip aileler bu örnekleri görüp üzülmesinler. Çocuk evde gösterilecek ilgi ve destekle pekâlâ iyi bir eğitim alabilir. Yeter ki biraz gayret olsun. Diğer türlü bu eğitim endüstrisinin bir sonu yok, yetişmekte mümkün değil…