Yaşamanın bir anlamı olmalı

Ömer Kocabaş

Tam mı, yarım mı yoksa çeyrek mi kamuoyunun ortak bir karara varamamasına rağmen bir kez daha kapandık. Karantina günlerinde Ramazan ayının ardından bir bayramı daha ailemizden, akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan ayrı geçireceğiz. Bu son olsun diyeceğiz ama bunun kararını plandemi mühendisleri ve onların sözcüleri sağlık örgütü, bilim kurulları vb. verecekler.

Bizden ise çok şey istiyorlar. Koca kışın ardından bahar gelmiş, tabiat uyanmışken evde kalmamızı, bundan şikâyetçi olmamamızı bekliyorlar. Kusura bakmasınlar sadece nefes almanın adına yaşamak diyemeyiz. Evet, hastalık var, insanlar ölüyor. Lakin biz de yaşıyor sayılmıyoruz. Yetkililerimizde ne yapacaklarını şaşırdılar. Bu kapanma sürecinde kimseye yaranmak mümkün değil. Avrupa’dan örnekler veriliyor ama biz Türk’üz ve yine Türk işi bir kapanmaya imza attık. Kapanma kararının alındığı pazartesi günü hemen yasak başlasaydı millet yine homurdanacaktı. Şehir dışında olanlar memleketlerine dönmeye uğraşacak, başta çiftçi ve yaşlılarımız ise köylerine kaçmanın bir yolunu bulmaya çalışacaktı. Her ferdin başına bir görevli dikmek mümkün olmadığından bir şekilde herkes kendi önlemini alacak.

Kendi adıma bu kadar süre evde üç yaşındaki kızımla dışarı çıkmadan vakit geçiremem. Sabahtan akşama kadar korona seni yeneceğiz, bugün de koronaya yakalanmayacağız diye kendimizi motive mi edeceğiz yani. Evimizin yanındaki topraklık alanda kızımın deyimiyle tarlada oynuyoruz. Sabahları erkenden çocuk parkına da gidiyoruz. Bekçiler gelip nazik bir şekilde uyarınca da evimizin yolunu tutuyoruz. Diğer türlü çocuklara da yazık bize de. Vaka sayıları dönemsel olarak artacak, azalacak. Nüfusun büyük bir bölümünün aşılanmadan ya da sürü bağışıklığı kazanılmadan bu virüsün bitmeyeceğini anlamak için bilim adamı olmaya gerek yok. Eksikte olsa hayatımıza anlam katmaya çalışıyoruz.

Teravih yasak, Kadir gecesinin eski manevi coşkusunu evde yaşamak imkânsız. Bayramın ise bir anlamı kalmadı. Biz her Ramazan bayramında dedemlerde toplanırdık. Geçen bayramda bu olmadı, bu bayramda olmayacak. Bu arada dedemde vefat etti, bir daha Ramazan bayramında eskisi gibi bir araya gelemeyeceğiz, gelsek de eksik olacağız. Peki, bu plandemi mühendislerinin, sözde bilim adamlarının umurunda mı? Onların tek dertleri skor. Koranadan ölmeyin de ne yaparsanız yapın. Tabi bunu farklı şekilde ifade edebilirdik de mübarek gün ağzımızı bozmayalım.

Bu sözde bilim adamlarından ismi lazım değil birisi kapanmayı yeterli bulmayıp, tam kapanmanın aslında 28 gün olması gerektiğini falan zırvaladı. Tabi ki bilimsel bilgilerin ışığında(!)  Sosyal medyada epey bir dalga konusu oldu ama adamın derdi popüler olup, sürekli gündemde kalmak. Gündemde kalsın da nasıl kalırsa kalsın. İsmail Kılıçarslan bu bilim adamına “Tam kapanma için erkeklerde göbek ile diz kapağının altı, kadınlarda ise… Hocam bir git lütfen” diyerek hak ettiği cevabı vermişti. Hocamız ise kaldığı yerden günde iki-üç ekranda arz-ı endam ediyor. Esnafın hali falan umurlarında değil. Aslında başta bilim kurulu olmak üzere, korona üzerine sürekli ahkâm kesen doktorlara, kendilerinin ruh hali bozuldu diye herkesin de hastalık derecesinde takıntılı olması isteyen kamu çalışanlarına salgın bitesiye kadar maaşlarını ödemeyip, sadece devletin bu süreçte işsiz kalanlara ödediği ortalama bin iki yüz lira verilecek. Bakalım o zaman konuşmaya, yasaklara yenilerini ekleme çabalarına devam edebilecekler mi?

Büyük ihtimalle haziran ayı itibariyle sözde bir kez daha normalleşeceğiz. Millet tatile gidecek, lokantalar, kafeler açılacak. Olan bizim bayrama olmuş olacak. Yazın aşı işini halledemez isek kasım ayı gibi yine bilmem kaçıncı dalga diye tekrar kapanırız. Bakalım bu kısır döngü nereye kadar devam edecek.

Bu süreçte arsız bir şekilde yaşamaya devam edeceğiz. Uzaklara gidemesek de çocuk parkındaki kozalağa, yeni açmış papatyalara, rızkının peşinde disiplinli bir şekilde koşan karıncaya hayran hayran bakacağız. Ne koronaya, ne de günün her anında bunu gözümüzün içine sokmaya çalışan sözde bilim adamlarına yenileceğiz. Çünkü robot değiliz, yaşamamızın bir anlamı olmalı, bize düşen anlamın peşinde koşmaya devam etmek…