Yaşananlar Toplumsal Konfüzyon mu?

Mehmet Toker
Bireylerde tıbbi bir rahatsızlık olarak ortaya çıkan, bilinç bozukluğu olarak da bilinen konfüzyon, zihnin tam açık olmaması, kişi uyanık olduğu halde sürekli olarak bilincinin kapalı olması durumuna denilmektedir. Kısaca bilinç bozukluğu olarak da adlandırılan bir tür hastalıktır. Sersemlik hali söz konusudur. Kişilerde bilinç kaybına yol açan konfüzyonun sebepleri arasında alkol-uyuşturucu, travma, oksijen azlığı, ilaç yan etkisi ve migren sayılabilir. Belirtileri şaşkınlık, işlev bozukluğu, irade kaybı ve dil dolanması diye tarif edilen iradeli olarak kaslara hükmedememe durumudur.
Toplumsal konfüzyon dediğimizde de; toplumun uyanık gibi gözüktüğü halde kapalı bir bilinçle, bulanık bir ruh haliyle vasata ve hadiselere sersemlik düzeyinde tepki vermesi (mesela: celladına aşık olması) ve huzuruna, güvenliğine, refahına, alelenen düşmanlık yapıp suikastta bulunanlara alkış tutup taraftar olmasıdır.  Toplumsal bilinç kaybına yol açan sosyal konfüzyonun sebebleri ise: tarih yerine masal anlatılması, önyargıların, emperyalist lobilerin  manipülasyonlarının ve sekülerizmin  inanç haline getirilmesi, algı yönetimi yollarıyla aldatılma gibi nedenleri vardır. Toplumsal konfüzyonun belirtilerine gelince: şaşıran ördeğin yüzme biçimini taklit etme, toplumsal ortak paydalara, milli ve manevi değerlere aleni olarak kin ve düşmanlıkta bulunma, ortak/evrensel ahlaki değerlere aykırı davranma, yontulmuş taşları yapay zeka kullanan ileri teknolojiye tercih etme ve  kendi evi billurdan olduğu halde komşunun evini taşlama şeklinde görülebilir.
 
Neden böyle bir girizgah ve tanımlamada bulunduğumuza gelince: ülkemizde maalesef yıllardır toplum mühendisliği marifetiyle, uyutulan, kandırılan, çağdaş ilerici olduğu telkinleriyle hipnotize edilen bir kesim var. Bu kesim çıplaklığı, teşhirciliği,  tango, vals, sirtaki yapmayı, içki içip sarhoş olmayı, manevi değerlere düşmanlığı muasır medeniyet seviyesi zannediyor. Siyonist vakıf ve lobilerce fonlanan medyanın kalemşörlerini entellektüel olarak değerlendirip, bunlara taraftar olmayı peşinden koşmayı çağdaşlık ve ilericilik kabul ediyor. Böylece kalkınacağına dünyada adam yerine konulacağına bilâşek iman etmiş kimseler var. Bu kesimde akide gibi kabul edilen hususlardan bir tanesi de İslam'ın, İslam Ahlakı Kültür ve Medeniyetinin toplumları, kitleleri geri bıraktığı, dindar insanların çağdışı olduğu anlayışı idi.
 
1920'lerden itibaren bu anlayışı yaşatmak ve toplumu ikna etmek için, mülkiyeyi, adliyeyi, askeriyeyi ele geçiren bu kesim; baskı, dayatma, kanunların keyfi yorumlanması, kendi çıkarlarına uygun adalet! anlayışları ile inançlarını ve sömürü düzenlerini sürdürüyorlardı. Ancak son yıllarda toplumsal farkındalığın artması ve dindar insanların hem dünya çapında, hem devlet ve milletin menfaatine olan alanlarda çok ciddi ivmelerle başarı kazanmış olması, inanç haline getirilen bu önyargıları boşa çıkardı. Dindarlar aleyhine sürdürdükleri iddiaların tutarsız, ithamların asılsız olduğu net bir şekilde görülmeye başlandı. İşte bu durum kendisini seçkin, elitist gören ve yaklaşık 500 küsür yıldır bu topraklarda Müslümanların müsamahası ile yaşayan azgın azınlıkta ve onların tarafgirlerinde toplumsal konfüzyona sebep oldu. Yani bilinç bulanıklığı dediğimiz durum aleni olarak görülmeye başlandı. Ne yapacaklarını, ne konuşacaklarını, ve söyleyegelmiş oldukları yalanları daha ne kadar sürdürebileceklerini hesap edemez kestiremez bir duruma geldiler. Son günlerde cenazelerinde dillendirdikleri öldükten sonra ışıklı meyhaneye gideceklerine dair söylemler, taş yontup hurda demir yığarak görünürlüklerini ispat çabaları, Edremit'in Kurtuluş Günü'ndeki kutlamalarda tarihi gerçekliğe aykırı, eblehce provakatif mizansen, akabinde farenin icadıyla kendi doğumu arasında sadece bir yaş olan, Atatürk pazarlamacısı, villa Kaçakcısının, Ankara'da II. Gençlik Çalıştayında açılış konuşması yapan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'a dil uzatma basiretsizliğinde ve seviyesizliğinde bulunması, yine 30 Ağustos, 9 Eylül vb. günlerin kutlamalarının sirtaki, tango, vals vb. işgalcilerin kültürüne ait sevinme biçimleri ve sembolik renkleri ile kutlanması, seküler-laik kesimde toplumsal konfüzyonun ne dereceye geldiğini göstermesi açısından ilginçtir.
 
100 yıl öncesini ve toplumun asli kimliğini unut(tur)mak, sömürgeci ve işgalcilere hayranlık duyup, kendilerini sömürgecilerden kurtaran dindar Anadolu insanını/kadınını tahkir ve tezyif eden bir dille yaklaşmak "bu kadar cehalet, ancak tahsille mümkün olur" sözünü akıllara getiriyor. "Bu kadar ihanet ne ile mümkün?" sorusunun cevabını da okuyucumun irfanına havale ediyorum. Toplumsal konfüzyondan çıkmak veya bunun tedavisi mümkün mü? Elbette mümkün. Tarih bilgisini masal hurafe ve algı yönetiminden kurtarmakla, bilgi ile beraber "bilinci" çoğaltmakla başlayabiliriz. Bunun içinde Milli Eğitim Bakanı'nın yeni değiştiği ve okulların açıldığı şu günlerde köklü bir eğitim reformunu ve müfredat reformunu yerli, milli ve âkil insanlarla yeniden masaya yatırmak gerekiyor. Yoksa bu gidişle masada kalan Türkiye'nin istiklal ve istikbali olacaktır.