YEMİN

Doç. Dr. Ömer Akdağ

TBMM'de milletvekillerinin kürsüden okudukları metnin son cümlesi şöyle; "Namusum ve şerefim üzerine ant içerim"....

CHP'li ve en yaşlı milletvekili Deniz Baykal başta olmak üzere herkes bu metinden söz ederken "yemin" şeklinde ifade ediyor.

Mesela geçici meclis başkanı Baykal "besmeleyle" metni okuyan bir hanım milletvekiliyle alakalı olarak "besmeleyle yemin daha kuvvetli oluyor" tespitini yapmış. .

Dikkatinizi çekerim;

Deniz Baykal siyasi konularda "tecrübelidir".

Baykal'ın doktora tezi "Siyasi Elit Kuramı'dır". 1963 yılında doktorasını vermiştir ve Türkiye'de ilk 18 kişinin arasına girer siyasi bilimler konsunda...

Görüldüğü gibi Baykal bile "ant'a" yemin diyor.

Ama milletvekilleri "ant içerim" diyerek "yemin" ediyorlar...

"Ant içmek" ile "yemin etmek" aynıysa;

Harun Serkan Akbaş'ın "içiyorsak sebebi var" kitabını mı okuyalım yani......

 

MAARİF

Her meseleyi aklıyla çözeceğini zannedenler sadece yorulurlar....

Bir de tecrübe vardır, tecrübe.......

Şimdi "eğitim" dedikleri aslında maarif olan sistemin temelinde iki tatbikat vardır;

1. tekrar

2.tecrübeden faydalanma....

 

DÜRÜSTLÜK

"Dürüstlük pahalıdır" dedik...

O kadar çok müşteri çıktı ki şaşırdım.

Halbuki kapitalist sistemde talebin artması için fiyatın aşağı olması gerekir.

Demek ki dürüstlük meselesinin talebinde kapitalist değiliz.

Konfüçyüz demiş ki, "Yalan söyleyenler doğru söyleyenlere inanmazlar".

Bu ifadenin tersinden okunması şöyledir;

"Doğru söyleyenler daima kandırılmaya müsaittirler"....

 

KAÇAK İÇKİ

Öğrencilere geçen hafta gündemde olan kaçak içki hususunda nasıl tedbir alınabilir şeklinde bir soru sordum.

Verilen cevaplar arasında içki fiyatlarını aşağı çekerim diyenler var.

Çoğunluğu içkiyi yasaklarım şeklinde cevap vermiş.

Tek partili dönemde de içki fiyatları aşağıya çekilmişti. Hatta bir kısım akademisyenlerimiz tarafından alkollü içkinin "faydalarından" söz edenler olmuştu.

1920 yılında da men-i müskirat kanunuyla içki yasaklanmıştı.

Demek ki tarih halâ tekerrür ediyor.

 

“HACI”

1934’de lakaplar yasaklanmıştı.

Bu konuyla ilgili kanun metnine Urfa milletvekili Refet’in teklifiyle “hacı, hoca, hafız” kelimeleri ilave edilmişti. Bu teklif tartışılırken Giresun milletvekili Hakkı Tarık Us buna itiraz etmişti. Us’a göre “hoca” Türkçe bir kelimedir. Talim ve tedris vasfını ifade eder.

Aynı kanaati taşıyan İstanbul milletvekili Salah Cimcöz de “hocayı kaldırarak yerine muallim mi koyacağız” diyerek Us’u desteklemiştir.

Tokat milletvekili Süreyya da “hoca” kelimesinin yasaklanmasına karşı çıkmış ancak Muş milletvekili Hasan Reşit’in “geriliğin son serpintisini de ortadan kaldırıyoruz” şeklinde tepkisi ve meclis çoğunluğunun “hoca” kelimesine karşı takınmış olduğu olumsuz tepki üzerine yapılan oylamada bu kelime yasaklanmıştır .

Mecliste “Hacı” kelimesinin yasaklanmasıyla ilgili teklif görüşülürken dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya “Bundan sonra delilerden başka kimse kendisini hacı diye tesmiye (adlandırma) etmez” diyerek “dâhiyane” bir açıklama yapmıştır.

Görüyorsunuz değil mi, yakın tarihimizde ne “dehalar” varmış (!).