Yüce Divan Meselesi…

Ömer İnal

''Bugün bizdeki muhalefet, iktidarı düşürme hırsıyla vatanı düşürmeye bile razıdır''  (Necip Fazıl Kısakürek -  16 Nisan 1956-Büyük Doğu Dergisi).

Adnan Menderes’in Başbakanı olduğu hükümet iktidarda, CHP’nin ise muhalefette olduğu bir dönemde söylenen bu sözlerin yaklaşık 50 yıl sonra hâlâ anlamlı geliyor olmasını hem şaşkınlık hem de ibretle tefekkür ederken, sureti haktan gözüken bir yapının son dönemdeki aynı minvalde davranışlarını görmek büyük resimdeki ilişkiler ağını görmek adına çok önemli boyut kazanıyor…  

14 Aralık soruşturmasında tribünlere oynayan bir şahsın geçen hafta Washington post gazetesinde bir makalesi yayınladı… Türkiye’de medyaya baskı yapıldığı yönündeki içerikli yazıda Türkiye adeta hukukun bir tarafa bırakılıp tek kişinin keyfi uygulamalarıyla yönetildiği imajıyla resmedildi…

‘’Bir haber iki köşe yazısı yüzünden’’ gözaltına alındığı için basın özgürlüğü yok diye ahkâm kesen söz konusu yazının sahibi, Milli Güvenlik Kurulu siyaset belgesinde öncelikli tehdit olarak görülen bir yapının hakkında yazılan yazılardan ve yayınlardan dolayı açılan binlerce davaları görmezden gelmesi ise son derece ironik bir durumdur…

Tek suçları bir köşe yazısı yazmak ya da haber yapmak olan birçok kişiye açılan tazminat ve ceza davaları sindirme, korkutma ve yıldırma amaçlı olduğu herkesin malumu iken, şimdi basın özgürlüğünden dem vurması samimiyetten uzak değerlendirilmektedir…

Gözaltına alınmasına sebep olan 14 Aralık soruşturmasının mahiyetinde, tahşiye davasında mağdur olan kişilerin gazeteci ve yayınevi sahiplerinin olması da bir o kadar ilginç bir durumdur… O kişiler gözaltına alınıp tutuklanırken ve 17 ay hapis yatarken basın özgürlüğü diye dertleri olmayanların, o dosyadaki şaibeler ve kumpas iddialarının ortaya çıkması dolayısıyla yürütülen soruşturma nedeniyle gözaltına alınmalarına bu derece karşı çıkmaları anlaşılmaz bir durumdur… Zira onlardan beklenen bugünlerde 4 bakana yüce divana gidip aklansınlar dedikleri gibi kendilerinin de tüm bu iddialardan kendi istekleriyle gidip yargılanmak suretiyle aklanmayı istemeleridir…

Wikileaks belgelerinde ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinden 27 Ocak 2010 tarihinde ‘Gizli’ ibareli gönderilen kriptoda o günlerde Polisin yürüttüğü El Kaide operasyonlarıyla ilgili bilgi geçiliyor. Dönemin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey tarafından yazılan bilgi notunda Türk Polisinden aldığı bilgiyi paylaşılıyor ve El Kaide ile irtibatlı olmadıklarını bildiklerini, tutuklamalardaki El Kaide tabirinin, örgütle irtibatlı olup olmadıklarına bakılmaksızın İslami radikallerin yakalanmasında hem polis hem de basın tarafından kullanıldığını belirtiyor…

Tüm bu iddialara karşı bu derece anlamsız gürültülerle karşılık vermenin hiçbir mantıklı izahı yoktur, eğer kendinize gerçekten güveniyorsanız, bunları yargıyla paylaşıp tüm bu ithamlardan kurtulmanız gerekir, aksi halde bu şayialar şuyuu vukuundan beter bir hal almıştır…

Ayrıca yargıya güvenmiyorsanız 4 bakanın yüce divana gitmesine neden bu kadar heveslisiniz? Yargıyı hükümetin güdümünde diye itham ederken amacınız 4 bakanın yüce divana gitmesinden ziyade 17 Aralık’ın ‘’yolsuzluk’’ olarak tescillenmesini istemenizden dolayı mı? Ya da yaklaşan genel seçimlerde hükümet aleyhine kullanacak etkili bir malzeme arayışı mı?

4 bakan hakkında yüce divana gitme kararı çıkmasını bu kadar arzu etmeniz, ‘’17 Aralık hükümete darbe değildi, yolsuzluk için yapıldı, 4 bakanın yüce divana gitmesi bunun ispatıdır’’ şeklinde bir savunmaya olan ihtiyacınızdan kaynaklanıyor sanki...

Ayrıca bu savunmayla, kamuoyunda ‘’17 Aralık darbe değildi, yolsuzluk için yapıldı’’ algısı oluşturularak, 17 Aralık’ın darbe operasyonu olduğunu her fırsatta dile getirip halka anlatan Recep Tayyip Erdoğan’ın halk nezdinde ki itibarını bitirme amaçlı olabilir mi?

Selametle…