ZAMAN HAYRATI

Sümeyra Arslan Kasap

Oturduğum muhite yakın sayılabilecek bir mevkide botanik park var.

At kestanesi ağacının yumuşacık yaprakları olduğunu orada öğrendim. Karabaş otunun neye benzediğini ve kiraz ağacının çiçeklerinin rengini de… Şehirler bunları hiç bilmeyen yetişkinlerle dolu. Çünkü 80 sonrası doğanların önemli bir kısmı apartmanda büyüdü. Ben de onlardan biriyim. Apartman bahçesine süs olsun diye dikilen birkaç ağaç ve bitki dışında nebatatı tanıyabilmek için yazın köye gitmekten başka çaremiz yoktu. Bu yüzden belki ebeveynlerimiz için bir anlam ifade etmez ama şehrin ortasında değişik bitkilerin isimlerini öğreten bir yer bizim fazlasıyla ilgimizi çekiyor. Hatta ben kendi dünyamda bu tür yerlere “modern zaman hayratı” diyorum…

Bizden öncekiler yeşillik alanların yahut ufuk boyunca uzayan tepelerin nasıl yapılaştığını gördü. Biz ve çocuklarımız ise dört-beş katlı apartmanların nasıl gökdelenleştiğini görmekle meşgulüz. Devasa binaların ara katlarına konan bitki terasları, yapay göletler ve ormanımsılarla doğal yaşam vadedip adına “village, nature” ekleyen sitelerden medet umuyoruz. Hal böyleyken hemen her köşesini sermayeye kaptırdığımız dünyada birinin çıkıp şehrin ortasında maddi değeri ölçülemeyecek büyülükte bir araziyi botanik park olarak vakfetmesi hayır değil de nedir?

Şehirden konuşunca işte böyle doğadan bahsetmek kaide olmuş. Oysa imkanları ve imkansızlıkları ile şehir ve kırsal öteden beri farklıdır ve her zaman şehir kırsala göre daha az doğaldır. Tıpkı kırsalın şehre göre daha az entelektüel olduğu gibi… Fakat son yüzyılın baş döndüren hızı ve değişkenliği şehir kavramını oldukça farklı bir yere taşıdı ve şehirli insanı doğayla ilişki kurma konusunda tabiri caizse uyandırdı. Değişimini kontrol edemediği dış çevresinden ürken şehirli insanlar kendilerini daha güvende hissetmeyi umdukları aynı zamanda daha yaşanılabilir ve daha insani buldukları doğal alanları gündemlerine taşıdılar. Bununla beraber şehirleşme oranları her geçen gün artıyor ve 2050 yılında dünya nüfusunun yaklaşık olarak yüzde yetmişinin şehirlerde yaşayacağı tahmin ediliyor. Görünen o ki ekonomik etkenlerin dışında şehirliliğin getirdiği bireysellik ve hareket özgürlüğü de terazide şehrin şikayet edilen tüm yanlarından ağır basıyor.

Gelgelelim kimsenin vazgeçemediği bireyselliğin tadı kaçıp şehirli insanlar iletişim yoksunu, huzursuz ve yalnız bireylere dönüştüğünden söz yine dönüp dolaşıp şehrin kusurlarına geliyor…Sonumuz hep Hayır olsun, Hayırlı olsun inşaallah…