Şifa Veren Ele Vefa Projesi
Şifa Veren Ele Vefa Projesi
-"12 yıl içinde devrim mahiyetinde reformlar yaptık. Bu reformların yansıması olarak 2002'de yüzde 40'lar civarında olan halkın memnuniyeti, bugün yüzde 75'lere ulaşmışsa bunu biz doktorlarımıza borçluyuz. Aldığımız kararlara değil"
-"Biz bugün eğer ülkemizde yeni sağlıklı nesiller yetiştirmeyi hedefliyorsak, huzur ve mutluluk içinde yaşamayı taahhüt ediyorsak, en çok ihtiyaç hissettiğimiz meslek dallarının başında doktorlar, hemşireler sağlık çalışanları gelir ve en çok teşekkürü onlar hak eder"
-"Nasıl 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' diyorsak, devletin yaşaması insanın yaşamasına bağlıysa devletin dahi nihai saadeti insanın saadetine ve salığına bağlıdır"
ANKARA (AA) - Başbakan Ahmet Davutoğlu, sağlık alanında son 12 yıl içinde devrim mahiyetinde reformlar yaptıklarını belirterek, "Bu reformların yansıması olarak 2002'de yüzde 40'lar civarında olan halkın memnuniyeti, bugün yüzde 75'lere ulaşmışsa, bunu biz doktorlarımıza borçluyuz. Aldığımız kararlara değil" dedi.
Başbakan Davutoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "Şifa Veren Ele Vefa Projesi" kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla Marriot Otel'de düzenlenen etkinliğe katıldı.
Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, bazı mesleklerin konjonktür ve belli mekanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın var olduğu günden bu yana devam ettiğine dikkati çekerek, bunların varoluşsal meslekler olduğunu ifade etti.
Bazı ilişkilerin de hiçbir şekilde maddi menfaatle ifade edilemeyeceğini, sadece ruhi bağla, çok güçlü bir varoluş idrakiyle izah edilebileceğini kaydeden Davutoğlu, “Ben üç ilişkiyi bizzat yaşadığım için hep bu bağlamda görmüşümdür. Birisi ebeveynle çocuk arasındaki ilişki, anne-baba ile çocuk ilişkisi. Üçüncü faktör, bu ilişkiye anlam katamaz. Doğrudan varoluşunu borçlu olduğu anne babasına dönük çocuğun duyduğu hürmet, anne babanın çocuğa duyduğu şefkat varoluşsal ilişkidir. İnsanoğlunun başından beri vardı, ebediyete kadar sürecek. O ilişkinin doğası hiçbir şekilde değişmeyecek. İkincisi bizzat tecrübe ettiğim hoca-talebe ilişkisi. Bir kez bir genci, bir öğrenci olarak görmeye başlamışsanız, hoca-öğrenci ilişkisi hayat boyu, hatta açık bir defter niteliğinde hayat sonrasında da devam edebilecek ilişkidir. Şimdi 10, 20 yıl görmediğim öğrencimi dünyanın bir köşesinde görsem ilk an, ona verdiğim dersi hatırlar ve o ruhi irtibatı kaybetmemişimdir. Üçüncüsü ise doktor ve hasta ilişkisidir. Bu da aynen diğer ikisi gibi varoluşsal ilişkidir” şeklinde konuştu.
Şifa veren ve şifa alan ilişkisinin hep devam ettiğini vurgulayan Davutoğlu, bunu, bazı sosyal çevrelere girdiğinde kimi zaman kendi öğrencilerinin kimi zaman da eşi Sare Davutoğlu’nun hastalarının yanlarına gelerek aynı yakınlıkta ilişki biçimini ortaya koyarken gözlemlediğini belirtti.
-"Doktorlar her türlü saygının ötesinde bir meslek icra ediyorlar"
Doktor ve hasta ilişkisinin varoluşsal ilişki olduğunu yineleyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Gerçekten doktor doktorluğunu yaptığında, ki yapıyorlar, hepinize teşekkür borçluyuz, hasta bunu hisseder. Derununda bunu yaşadığı için o ilişkiyi hep görmek ister. Sadece kendi doktorunun gözüne baktığında şifa bulan hastalar vardır. Psikolojik bir ilişki bu. Telefonda sesini duyduğunda o ses ile şifa bulan veya hastalığında iyileşme hisseden hastalar vardır. Çünkü o ses, o bakış, yürekten gelen bir bakıştır, yürekten gelen bir sestir. Yürekten gelen sesle hastasına seslenen, yürekten gelen bakışla hastasına bakan bütün doktorlarımıza selam olsun. Onlar her türlü saygının ötesinde bir meslek icra ediyorlar. Her türlü saygının ötesinde. Öylesine bir aşkla bu mesleği icra ediyorlar ki verdikleri her şifayla aslında bir muhabbet tohumu da ekiyorlar.”
Doktorluğun esas özünün, merhamet olduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bir anne baba çocuğuna nasıl merhametle bakıyorsa bir hoca talebesine nasıl merhametle bakması gerekiyorsa doktor da her zaman hastasına merhametle bakar. Aynı şekilde hasta da doktoruna bakışında hiçbir zaman maddi menfaatinin yansımasını görmediği zaman ona gönülden bağlanır ve o bağ hep devam eder. Biz bugün eğer ülkemizde yeni sağlıklı nesiller yetiştirmeyi hedefliyorsak, huzur ve mutluluk içinde taahhüt ediyorsak en çok ihtiyaç hissettiğimiz meslek dallarının başında doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları gelir ve en çok teşekkürü onlar hak eder."
-"Devrim mahiyetinde reformlar yaptık"
Son dönemde sağlık alanında yaptıkları reformların herkesçe malum olduğunu dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"12 yıl içinde devrim mahiyetinde reformlar yaptık. Bu reformların yansıması olarak eğer halkın sağlık hizmetlerden memnuniyeti, 2002'de yüzde 40'lar civarında olan memnuniyeti bugün yüzde 75'lere ulaşmışsa bunu biz doktorlarımıza borçluyuz. Aldığımız kararlara değil. En iyi kararları Ankara'da alabiliriz, en güzel hastaneleri kurabilir, en modern araçları getirebiliriz ama insan faktörü olmadan ne araçlar, ne kararlar, ne kanunlar bir işe yarar. Nihayet o kanunu değerlendirecek olan insan faktörüdür. Nihayet o mekanları dolduracak olan o mekanları bir hapishane hastane arasındaki farkı oluşturan mekanda sadece çevre düzenlemesi ve mekan düzenlemesi değil doktorun yüzündeki tebessümdür. Yine o mekanlardaki araçlar ne kadar modern olursa olsun, o aracı kullanan doktorumuz, teknisyenimiz o araçları kullanırken hastayamuhabbetle bakamıyorsa o memnuniyet olmazdı. Memnuniyetin oluşması için çalışan doktorlara, sağlık çalışanlarının her birine teşekkür ediyorum.”
Yaptıkları her reformun doktorlara, sağlık çalışanlarının üzerine nasıl yük getirdiğini aile olarak bizzat içinde oldukları için de bildiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle dedi:
"Ama herkesin bir şeyden şikayet etmesi normal karşılanır ama bazı mesleklerde şikayet yoktur, aşk vardır. Doktorluk böyle bir meslektir. Aşkla yapılan bir meslektir. Onun için aşkla yapılan bu mesleğin tarihten bugüne İbn-i Sina'dan bugüne şifa üzerine yazan herkes önce insan sevgisinden bahseder. Devlet idaresi nasıl insan sevgisine dayanıyorsa, dün Dede Korkut Kitabı üzerine yaptığım konuşmamda söylediğim gibi tababet ilmi de nihayetinde insan sevgisine, insan muhabbetine dayanır. Nasıl insanı yaşat ki devlet yaşasın diyorsak, devletin yaşaması insanın yaşamasına bağlıysa devletin dahi nihai saadeti insanın saadetine ve salığına bağlıdır."
(Sürecek)
Bakmadan Geçme