Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Hastanedeki her ortamda, o telaşlı koşuşturma içinde, belki zihninde beş hastayı aynı anda taşıyarak, oradan oraya koşturan doktorların, hemşirelerin, hasta bakıcıların halet-i ruhiyesini anlamadan, yaşadığı küçük bir sorun dolayısıyla, onlara saldırma cüreti, küstahlığı gösteren kişilerin merhamet yoksunu olduğuna inanıyorum" dedi.
Sağlık Bakanlığınca yürütülen "Şifa Veren Ele Vefa Projesi" kapsamında sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte konuşan Davutoğlu, doktorluğun nasıl aşkla yapıldığını hayatı boyunca hep tecrübe ettiğini ifade etti.
Eşi Sare Davutoğlu'nun, evlendikleri dönemde başörtüsü nedeniyle okuldan uzaklaştırma cezası aldığını aktaran Davutoğlu, o dönemde eşi için okulu bırakır diye düşündüğünü, ancak eşinin bırakmadığını, çünkü mesleğine aşkla bağlı olduğunu anlattı.
Başörtüsü yasağı sebebiyle, ihtisas için yurt dışına gittiklerinde, burada eşinin başka alanlara yönelmesini ümit ettiğini, ancak eşinin mesleğini terk etmediğini belirten Davutoğlu, 28 Şubat döneminde de zorluklarla karşılaşan eşinin mesleğini yine terk etmediğini söyledi.
Başbakan Davutoğlu, "Başdanışman oldum, Ankara'ya geldim, bütün aile sorumluluğuyla birlikte doktorluğuna devam etti. Acaba bırakır mı diye ümitle bekledim demeyeyim ama en azından birlikte çoğu zaman nöbet de tuttuğumuz için, gece yarısı eğer bir telefon gelmişse ki kadın doğumun saati yoktur hepiniz biliyorsunuz, gece yarısı bizzat başdanışmanlık dönemindeyken dahi nöbet tuttum birlikte. O içeride hastayla, ben dışarıda kitabımla. Terk etmedi" diye konuştu.
Dışişleri Bakanı olduğu dönemde de "Acaba bütünüyle hayatın temel şeyleri değiştiği için eşim mesleğini bırakır mı" diye sorduğunu aktaran Davutoğlu, ancak eşinin mesleğini bırakmadığını söyledi.
Başbakan olduktan sonra eşi Sare Davutoğlu'nun yine aynı aşkla vazifesini yerine getirdiğine işaret eden Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ben de bir an bile bırak diye bir talepte bulunmadım. Çünkü biliyorum ki hiçbir şey ona ve onun gibi çalışan doktorlara bir doğum sonrasındaki mutluluk içinde dünyaya gelen bir çocuğun ağlama sesinin verdiği mutluluğu veremez. Hiçbir makam, hiçbir mevki bir doktorun hastasını sağlığa kavuşturduğu andaki hissi veremez. Bunu, bulunduğumuz bu ulvi görevlerin makamları dahi veremez. Yani Başbakanlık makamı, millete hizmet anlamında çok büyük bir makamdır ama o an gözlerde hissettiğim mutluluğun karşılığı olacak hiçbir makam ve mevki yok. Çünkü her şey ona bağlı. Dün gece ben saat 2 civarında eve döndüğümde, Sare hanım da aynı saatlerde İstanbul'daki bir doğumu gerçekleştirip son uçakla eve dönmüştü, 2 civarında. Ama ne ben yorgunluk hissediyordum ne o yorgunluk hissediyordu. Çünkü ikimiz için de ulvi olarak yürütülen bir meslek söz konusuydu. Şahsi hayatımdan bahsettiğim için özür dilerim ama benim doktor eşimden yaşadığım bu tecrübe, bütün doktorlar için geçerli olduğu için dışarıdan bir göz ama aile içinden bir göz olarak kendi gözlemimi paylaşmak istedim. Ta ki Türkiye'deki 78 milyon vatandaşımız, doktorlarımızın kıymetini bilsin, doktorlarımıza, hemşirelerimize, sağlık çalışanlarımıza hürmette kusur etmesin. Yoksa mesele, tek bir örnekten hareket etmek değil."
- "Hepsini bir şekilde şehit olarak değerlendiriyorum"
Başbakan Davutoğlu, "Hastanedeki her ortamda, o telaşlı koşuşturma içinde belki zihninde beş hastayı aynı anda taşıyarak oradan oraya koşuşturan doktorların, hemşirelerin, hasta bakıcıların halet-i ruhiyesini anlamadan, yaşadığı küçük bir sorun dolayısıyla onlara saldırma cureti, küstahlığı gösteren kişilerin merhamet yoksunu olduğuna inanıyorum. Eğer onların kendi hastalarına merhameti olsaydı, o hastalara şifa vermek için orada büyük çaba gösteren bu değerli çalışanlara da mutlaka merhamet duyarlar, onlara muhabbetle bakarlardı" ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ile birlikte bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle şiddete uğramış doktorları biraraya getirme üzerine bir organizasyon düşündüklerini dile getiren Davutoğlu, "Onlar üzerinden bütün toplumumuzu, doktorlara, sağlık çalışanlarına saygıya ve onlara hürmete davet edelim diye bu toplantıyı organize ettik" dedi.
Başbakan Davutoğlu, şiddet mağduru olmuş bütün sağlık çalışanlarına geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Görevleri başında hayatlarını kaybeden ve yaralanan sağlık çalışanlarının isimlerini sayan Davutoğlu, "Ben bu anlamda, insanlara şifa dağıtan kutlu insanların hepsini bir şekilde şehit olarak da değerlendiriyorum" görüşünü bildirdi.
Doktor Göksel Kalaycı'nın bunlar arasında yer altığını anımsatan Davutoğlu, 2012'de Dr. Ersin Arslan'ın da Gaziantep'te şehit edildiğinde yüreklere yeni bir ateş daha düştüğünü söyledi. Başbakan Davutoğlu, "Yani ailemizde bir doktor olduğu için bir ateş düşme değil sadece, nasıl olur da böylesine ulvi görev yürüten insanlara dönük bu derece vahşice bir yaklaşım içinde olunabilir diye. Bugün 81 ilimizden doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız burada ve çok sayıda şiddete maruz kalmış doktorumuz, sağlık çalışanlarımızla bir aradayız" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dr. Ersin Arslan'ın hastanede görevi başında bir hasta yakınının bıçaklı saldırısı sonucu vefat ettiğini anımsatarak, Ersin Arslan'ın eşi Sibel Arslan'ın da o sırada salonda bulunduğunu aktardı. Davutoğlu, "Sibel Arslan'ı, Dr. Ersin Arslan'ın hem tıp camiasına hem de devletimize emaneti olarak görüyoruz. Şiddet sonucu hayatını kaybetmiş olan bütün doktorlarımızın, sağlık çalışanlarımızın eşleri, çocukları bizim ailemizin fertleri gibidir. Emin olsunlar ki her an gözümüz onların üzerinde olacak. Onların şifa eli nasıl hastaların üzerinde olmuşsa bizim de merhamet elimiz hep bu ailelerin üzerinde olacak" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, "acil bir hastası için ameliyathaneye girerken başka bir hasta yakınının acil olmayan hastasına öncelik verilmesi talebinin mümkün olmadığını" belirtince saldırıya uğrayan Doktor Mahir Özçiftci'nin de salonda bulunduğunu aktardı.
- "Kadına yönelik şiddet, alkol ve uyuşturucu bağımlısı kesimden geliyor"
Toplantıya gelmeden önce, Necdet Ünüvar başkanlığındaki Meclis Araştırma Komisyonu'nun raporunu detaylı şekilde okuduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Baktığım zaman özellikle acillerde bu olayların arttığını görüyorum. Tabii şunu anlamak mümkün. Acile gelen hasta kendi aciliyetini biliyor ve bütün hastanenin o anda bütün diğer acil vakaları unutup sadece onun hastasıyla ilgilenmesini istiyor. Buradan bütün vatandaşlarımıza tekrar hitap etmek istiyorum. Bizim doktorlarımız ve bizim için her hasta acildir. Ama aciliyet itibarıyla, kimin daha acil olduğunu tayin eden o an orada olan doktordur.
Yakınlarımızın geleceği için kaygı duymamız doğrudur ama o kaygı üzerinden başka acil hastaların yakınlarını düşünmeden kendimizi öne alacak şekilde bir tavır sergilediğimizde, hele acil birimlerini bu tür müdahalelerle bir kargaşa ortamına sürüklediğimizde, nasıl bir büyük suç işlediğimizi daha sonra soğukkanlı olarak düşündüğünüz zaman anlayabilirsiniz. Her bir hasta kıymetlidir, hiçbir hastaya ayrıcalık yapılmaz ama aciliyet sıralaması ancak ve ancak o anda o hastaya müdahale eden doktorlar tarafından bilinebilir. Dışarıdan birisi bunu tayin edemez. O bakımdan acil birimlerinde mutlaka bazı tedbirler alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bazı tedbirler alındı ki özellikle gece yarısından sonra yapılan acil müdahalelerde başka bir faktör de gündeme gelebiliyor.
Aynı raporu incelediğimde, şiddet uygulayanların önemli bir kısmının yüzde 40'a yakınının muhtemelen alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla diğer vatandaşlarımızı tenzih ederiz ama bir anda o alkolün ya da uyuşturucu maddenin getirdiği infialle veya aşırı tepkiyle o anda bütün acil şartlarının bozulmuş olmasının ortaya çıkardığı tabloya da dikkati çekerek, aslında bu mücadelenin çok daha geniş kapsamlı bir mücadele olduğunu ortaya çıkarıyor. Uyuşturucu ile mücadele, kötü alışkanlıklarla mücadele ile kadına yönelik şiddette de aynı husus var. Yine alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, kadına yönelik şiddette ki yeni eylem planını açıkladık, orada da ağırlıklı olarak bu kesimden geliyor. O zaman bütün bu mücadelenin ortak bir yönü var, paradigmatik bütünlük içinde bu mücadelelerin yapılması lazım."
- "Vatandaşlarımızın doktorlarımıza sahip çıkmasını bekliyoruz"
Bartın'da acil tıp teknisyeni Yaprak Gültekin'in, 112 ekibiyle gece geç saatlerde bir kış günü çağrıldıkları bir travma hastasının saldırısına uğradığını ve hastaneye sevkedildiğini anlatan Davutoğlu, "112 servisleri yine vatandaşlarımıza hizmet için oluşturulmuş servisler ve bizim dönemimizde büyük bir yaygınlık kazanmış olan servisler. Dolayısıyla bizim bu servislerdeki doktorlarımızın güvenliğinin sağlanması lazım" uyarısında bulundu.
Başbakan Davutoğlu, 2002'de 481 olan acil sağlık istasyonu sayısının 2 bin 155'e yükseltildiğine ve 112 acil servisini de her yerde yaygınlaştırdıklarına işaret ederek, "Burada, Yaprak Gültekin kardeşimizin ne kabahati vardı. Bir telefon geliyor ve hastaya müdahale etmek üzere bulunduğu yere gidiyor gece geç saatlerde. Burada da yine bütün vatandaşlarımızın bu tür durumlarda kendilerine yardım için gelen doktorlarımıza sahip çıkmasını bekliyoruz" dedi.
Manisa'da, Acil Tıp Teknisyeni Suna Ünsal'ın, Muğla'da Doktor Ertunç Öztürk'ün ve hamile bir doktorun fiziki şiddete maruz kaldığını belirten Davutoğlu, "Daha birçok saldırıya maruz kalmış dostumuz, kardeşimiz, doktorumuz, sağlık çalışanımız, teknisyenimiz, hemşiremiz var. Bizim kapsamlı bir şekilde bu konuyla ilgilenme, mücadele etme sorumluluğumuz var" değerlendirmesini yaptı.
Bakmadan Geçme