Sistemin adını koymadan yeni anayasa olmaz
Türkiye'nin Yeni Anayasa'dan beklentisi, geçmişteki kötü tecrübelerde başrol oynayan 'sistem' probleminin çözülmesi. 'Uzlaşmacı' taktiği güden muhalefet ise sisteme dokundurmadan, içi boş bir Yeni Anayasa ile Türkiye'yi oyalama peşinde.
Darbe anayasasına karşıymış gibi görünen muhalefet, Yeni Anayasa’nın kilit taşı ‘sistem’i tartışmak yerine, yan unsurları gündeme taşıyarak oyalama taktiği uyguluyor.
Muhalefet, yeni Anayasa konusunda adeta bir paradoks yaşıyor. Bir taraftan 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesini isterken, diğer taraftan Türkiye’nin yaşadığı acı tecrübelerden sonra beklediği yeni “sistem”i tartışmak yerine sürekli bahaneler ileri sürerek oyalama takdiği uyguluyor. CHP ve MHP ittifakı yeni Anayasa’nın temel taşı ‘sistem’i tartışmak yerine, eleştiriyormuş gibi yaptıkları darbe Anayasasının yürürlükte kalması için savaş veriyor.
ERDOĞAN FARKI
Türkiye, güçlü liderin kriz dönemlerinde oynadığı rolü, 7 Haziran sonrası tekrar tecrübe etti. Siyasetin kilitlendiği, terörün ülkeyi kıskaca almaya çalıştığı bir dönemde, halktan aldığı güç ve tecrübesiyle Türkiye’yi sorunsuz bir şekilde yeniden sandık başına götüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Kasım’la gelen istikrarın mimarı oldu. Ne var ki, 1 Kasım seçimleri de muhalefeti değiştirmedi.Büyük halk desteğiyle tekrar güçlü bir hükümetin iş başına gelmesi yeni Anayasa umutlarını yeşertirken, daha önceki komisyonu aylarca oyalayan muhalefetin ‘Başkanlık’ için tavrını yine değiştirmemesi, şimdiden sonucu belli etti. ‘Başkanlık zinhar olmaz’, ‘Biz Erdoğan’a değil, Başkanlık sistemine karşıyız’ gibi ifadeler kullanan muhalefet liderlerinin açıklamaları yeni oyalamanın açık göstergesi.
SİSTEM TIKANIR
Bu doğrultuda hazırlanacak, belli maddeleri değiştirilmiş Anayasa, önüne 2071 vizyonu koymuş Türkiye toplumunun ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade, bunlara adeta köstek olma hüviyeti taşıyor. Aynı anayasanın ürettiği vesayet kurumları; neredeyse her 2 seçmenden birinin oyunu almış bir siyasi parti iktidardayken bile “eşi başörtülü” gerekçesiyle Cumhurbaşkanı seçimlerine bizzat müdahil oldu. E-muhtıra, 367 garabeti ile sistem tıkanma noktasına getirildi.
Bunun için de anayasanın bili hükümlerinin değiştirilmesinden ziyade; insan odaklı sivil bir anayasanın yeniden inşa edilmesi Türkiye’nin öncelikli sorunları arasında.
LİDER SULTASI
Mevcut Anayasada kuvvetler ayrılığı ilkesi olmasına rağmen, erklerin çatıştığı bir Anayasa olma özelliği de taşıyor. Geçmişte hükümet ile HSYK, hükümet ile Yargıtay ve Danıştay, zaman zaman da yargının kendi arasında yaşadığı gerginlikler hala toplumun hafızasındaki canlılığını koruyor. Yasama, adeta yürütmenin etkisinde. Meclis’e seçilecek milletvekilleri liderlerin tasarrufunda. Hal böyle olunca milletvekillerinin yasama faaliyetlerindeki rolü, “evet-hayır” ile sınırlı hale geliyor. Milletvekillerin bağımsız davranması neredeyse imkansız gibi. Liderler, seçim de kaybetse mevcut konumlarından hiçbir şey kaybetmiyor. Oysa Başkanlık sisteminin olduğu ülkelerde, parlamentolar yürütmeye karşı daha güçlü bir konumda. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, kuvvetlerin birbirlerini denetlemesinin en sağlıklı işlediği sistem olarak öne çıkıyor.
“TÜRKİYE’DE FİİLİ BAŞKANLIK SİSTEMİ VAR”
Hacettepe Üniversitesi’nde Parlamento Hukuku öğretim üyesi olan Doç. Dr. Şeref İba, Başkanlık Sistemi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doç. İba, “Türkiye’de isimsiz başkanlık sistemi var” dedi. Daha önce TBMM Kanunlar ve Kararlar Daire Başkanlığı da yapmış olan İba, “Yarı Başkanlık Sistemi üzerine” ismiyle kaleme aldığı makalesinde, şu görüşleri savundu:
FRANSA ÖRNEĞİ
“Farklı hükümet sistemlerinin uygulamadaki başarı düzeyi, tarihsel olgulara o ülkenin özgün şartlarına ve siyasi-kültürel arka plana bağlıdır. Fransa’da 5. Cumhuriyet öncesi tabloda, parlamento aşırı güçlenmişti. Siyasi iktidarın odağı konumundaki yasama organı, tüm siyasi sisteme hakimiyet kurmuştu. O dönemde, Anayasa yoluyla çözüm bulunması amaçlanmıştı. Dolayısıyla, 1958 Anayasası ile kurulan 5. Cumhuriyet, parlamentonun sistem içindeki gücünü azaltmak ve yürütmeyi güçlendirmek esasına dayandırılmıştır. Başka bir ifadeyle, tipik örneği Fransa olan yarı başkanlık sisteminin çıkış noktasında, siyasi sistem içinde aşırı güçlü konumdaki parlamentonun frenlenmesi/dizginlenmesi hedefi yer almaktadır. Günümüzde 6. Cumhuriyet tartışmalarının yaşandığı Fransa’da, 2006 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleriyle parlamenter sisteme geri dönüş anlamında sinyaller ortaya çıkmıştır.
ZAYIF PARLAMENTO
Parlamenter hükümet sisteminde, paradoksal bir durum olarak kuvvetlerin karşılaştırmalı üstünlüğüne baktığımız zaman, siyasi sisteme adını veren parlamento, güçlü/ hakim kuvvet değildir. Ülkemizde de parlamento siyasi sitem içerisinde yürütme karşısında sürekli zayıf ve giderek güçsüzleşen nitelik sergilemektedir. G. Sartori, ‘hükümet sistemlerinin sınıflandırılmasında şekli anayasanın ölü sözlerine değil, anayasal teamülleri de kapsayan maddi anayasanın yaşayan hükümlerine bakılmalı” demişti. Bu noktadan hareketle, Türkiye’de yaşanan sorun ne? Türkiye’de hükümet sistemi tartışmaları esas itibariyle kuvvetler ayrılığı teorisinden kaynaklanmaktadır. Parlamento, sistem içerisindeki zayıf silüeti ile tipik parlamenter sistem hüviyeti taşımasına karşın, yürütme organı, parlamentoya hükmetmek de dahil çok aşırı güce sahip olduğu için “isimsiz başkanlık sistemi” niteliği sergilemektedir. Kısaca, parlamenter sistemin bariz örneği yasama kuvveti, süper başkanlık sisteminin canlı örneği yürütme kuvveti, toptan bakılınca da adı konulmamış “fiili başkanlık sistemi” olgusu egemendir. Ancak, gelinen nokta, zaten doğmuş çocuğa isim vermekten ibaret bir tercih meselesi değildir. Şöyle ki, iki başlı yürütme ile yasama çoğunluğunun aynı siyasi harekete mensup olmaması halinde yüksek düzeyde risk ve siyasi kriz üretme potansiyeli her zaman söz konusudur.
U DÖNÜŞÜ
Özetle, Türkiye’nin özgün şartları dikkate alınmadan soyut düzlemde yürütülen yarı başkanlık ya da başkanlık sistemi tartışmaları ihtiyatla karşılanmalıdır. Son dönemde gündeme gelen Fransız örneğindeki ‘U’ dönüşü ve bunun arka planı ısrarla dikkatlere sunulmalıdır.”
STAR