'Sultanlar içindeki en hassas sultan: Alparslan'

Malazgirt'te 26 Ağustos 1071'de Bizans ordusunu bozguna uğratan Sultan Alparslan, heybetli duruşu, cesareti, inancı, öngörüsü, kararlılığı ve uyguladığı savaş taktiğiyle Türklere Anadolu'nun kapılarını açtı.

'Sultanlar içindeki en hassas sultan: Alparslan'
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Malazgirt'te Bizans ordusunu yenerek 1071 yılında Türklere Anadolu'nun kapılarını açan Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alparslan, kararlılığı, cesareti, inancı, öngörüsü ve uyguladığı savaş stratejileriyle ön plana çıktı. Amcası Tuğrul Bey'in yerine 1064 yılında Büyük Selçuklu Devleti'nin hükümdarlığına geçen Sultan Muhammed Alparslan, 42 yaşında elde ettiği büyük başarıyla Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerini sağladı. Büyük bir devlet adamı olan Sultan Alparslan, ordusundan katbekat fazla Bizans ordusuna karşı 26 Ağustos 1071'de kazandığı zaferle Türklere Anadolu'nun kapılarını açarak tarihe geçti. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucularından Horasan Valisi Çağrı Bey’in oğlu ve Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey´in yeğeni olan Alparslan, bu devletin kuruluş dönemindeki güç koşullarda yetişti. 20 Ocak 1029  tarihinde Harezm şehrinde doğdu. Dandanakan, Malazgirt vb. savaşlardaki başarısıyla dikkati çekti ve babasının ölümünden sonra Horasan valiliğini üstlendi. Tuğrul Bey’in ölümünden sonra Selçuklu tahtına çıktı. Zaferden bir yıl sonra Horasan seferini yaparken 1072 yılında şehit edildi. Alparslan, Türkmenistan’ın Merv şehrinde defnedildi. 

sultan-alparslan-2.jpg

‘ALPARSALAN’NIN DİNİ VE SİYASİ YÖNÜ NASILDI?’

Sultan Alparslan’ın dini ve siyasi yönünü anlamak için önce dedesini tanımak gerektiğini ifade eden Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş, “Alparslan’ın tam künyesi Alparslan Bin, Davut Bin, Mikail Bin, Selçuk Bin, Dukak Bin diye gitmektedir. Devlet kurma bu mefkûreyi Alparslan ve Alparslan’ın babasına veren kişi de dedesidir. Yani Alparslan’ı yetiştiren babası Davut ki biz bunu Çağrı Bey olarak biliriz. Tuğrul ve Çağrı Bey kardeşlere devlet kurma mefkûresini veren kişi de Selçuk Bey’dir. Selçuk Bey Oğuzlar içerisinde Kınık Boyunun bir lideri olarak daha öne gayrimüslim olan İslamlaşmamış Oğuz Yabgusunun emrindeyken ki babası Dukak da onun emrinde ve muhtemelen çok önemli bir görev olan Subaşı görevindeydi. Daha sonra Selçuk Bey İslamlaşmayla beraber 960’lı yıllarda Oğuz Yabgusunun başkentinden Cend’e göçtü. Cend bölgesi de o dönemde Oğuz Türklerinindi. Oğuzlardan İslamlaşanlara Türkmen diyoruz. Gazneli kaynaklar ondan Türkmen diye bahseder. O oğuzlar arasında İslamiyet’in yayılmasında Alparslan’ın büyük dedesi Selçuk Bey’in büyük rolü vardır. Bunlara devlet kurma düşüncesini ve ideali veren kişi Selçuk Bey’dir. Selçuk Bey’in büyük oğlu vefat edince torunlarını bizzat kendisi yetiştirmiş sonra bunları Cend bölgesinden Maveraünnehir atlayarak Horasan’a inmelerini istedi. O dönemden sonra bu bölgeye indi ve Tuğrul ve Çağrı Beyler bu devleti dizayn ettiler. Nesa’da Seras’da ve en son Dandanakan’da artık resmen devletini kurdular ve ilan ettiler” şeklinde konuştu.

sultan-alparslan-3.jpg

‘ALPARSLAN SON DÖNEMDE İSYANLARLA UĞRAŞTI’

Sultan Alparslan’ın son dönemlerde isyanlarla uğraştığının bilgisini veren Mustafa Akkuş, “Tuğrul Bey döneminde aynen Alparslan dönemindeki gibi dini zümreler, tasavvufi zümrelerle ilişkileri yoğundu. Devletin askeri yönü ve dayanakları Çağrı Bey’deydi. Tuğrul Bey’in evladı olmadı. Tuğrul Bey’in üvey evlatları vardı. Tuğrul Bey’i Haşim’i soyuna yaklaştırıp Hz. Peygamberle Arap kılmaya ve bu nedenle Halife’nin kızıyla evlendirmeye çalışan Altuncan Hatun diye bir hanımı vardı. Tuğrul Bey’in kendi evladı olmayınca onu iktidara hazırlayan Çağrı Bey’dir. Kendisi askeri konularda çok yeteneklidir. O dönemde Tus’un ileri gelen kadılarından birisi onun medresesinde okuyan Ali isminde biriyle tanışır ve onun kendisine emanet ederler. O emanet ettikleri kişi meşhur tanıdığımız Nizamülmülk’tür ve o zaman Çağrı Bey’in hizmetine girer. Ondan sonraki süreçte Nizamülmülk hep onun yanında ve dolayısıyla Tuğrul Bey’in de yanında oldu. Tuğrul Bey’in iktidara gelmesi kolay olmadı. Alparslan son dönemlerinde İbrahim İnal isyanlarıyla uğraştı. Sonra ani ölümüyle beraber iktidarda diğer Yabgulular ve diğer Selçuklu hanedanından Kutalmışoğulları’nın da mücadeleleri vardı” diye aktardı.

dr-mustafa-akkus.jpg

‘NİZAMÜLMÜLK’ÜN DÜŞÜNCE DÜNYASI ALPARLAN İLE AYNIDIR’

Nimamülmülk ile Alparslan’ın düşünce dünyasının aynı olduğuna dikkat çeken Akkuş, şöyle konuştu: “Bu mücadeleler sırasında Alparslan’ın ön plana çıkaran kişilerden en önemlisi Nizamülmülk’tür. Nizamülmülk’ün düşünce dünyası Alparslan ile aynıdır. Nizamülmülk El-Muvaffak Medresesinde yetişmiştir. Bu medresenin eğitim tarzı şöyleydi: Ehl-i Sünnet mezhebi üzerine eğitim veriyordu. Pozitif ilimler eğitim noktasında iyiydi. O dönemin en meşhur medresesiydi. Kelami ve Eşari düşünce usulü üzerine eğitim veriyordu.  Onun için buradan mezun olanların çoğu düşünce dünyalarında Eşari’ydi. Hatta bu medrese o kadar meşhurdu ki, ö dönemde buradan yetişenlerin istikbali parlak olarak görülürdü. İşte Nizamülmülk bu okuldan yetişen biridir. Zeki biridir, siyaset ilmine çok vakıf biridir ve Alparslan’ın iktidarını sağlayan kişi de odur. Ancak onun Alparslan’ın siyasetine de etki ettiğini söyleyebiliriz. Nizalmülmülk, Ehl-i Sünnet’in Eşari ekolündeydi. Alparslan ise Ehl-İ Sünnetin Mâtürîdî kalemindendi. Daha akliyeciydi ve daha rasyonel düşünürdü.”

sultan-alparslan-5.jpg

‘SULTANLAR İÇİNDEKİ EN HASSAS SULTAN: ALPARSLAN’

Alparslan’ın, sultanlar içerisinde çok hassas bir sultan olduğuna değinen Akkuş, “ Devlet politikalarını belirlerken dini çizgiyi çok güderdi. Bu yönüyle Gazneli Mahmut’a çok benzerdi. Pozitif ilimlere vakıftı. Alparslan’ın, siyaset ilmi konusunda en büyük hocası Nizamülmülk’tür ki, tahtı ona sağlayan kişide odur.  Tuğrul Bey öldükten sonra Künduri’nin vezirlikten düşürülüp Alparslan’ın iktidarını sağlayan ve kendini de ona vezir tayin eden de Nizamülmülk’tür. Nizamülmülk, Alparslan’ın bütün iktidarı boyunca da vezirliğini yaptı.  Göktürklerde nasıl Tonyukuk çok önemliyse Selçukluları da ayakta tutan güç Nizamülmülk’tür. Onun ölmesi Selçuklu’nun dağılmasına da neden oldu. Malazgirt ve Malazgirt’i yaşatan Sultan Alparslan’ın siyasetini dizayn eden kişi Nizamülmülk’tür. Ama her zaman Nizamülmülk gibi düşünmezdi. Mesela Nizamülmülk’e yetkiler verirdi. Nizamülmülk de dedi ki: “Bu devleti ayakta tutan unsurlar, eğitimciler, medreseler, talebelerdir.”  Alparslan da bütçeden istediği kadar harcamasını ve bu konuyla ilgili Nizamiye medreseleri kurmasını istedi. Ama kendisi de kendi dünyasına yakın Bağdat’ta Matüridi’yi daha rasyonel düşünen medreseyi ondan daha önce kurmuştu. Ama veziri odur, siyaset olarak benzerler, politikaları da öyledir ve İslam’a zarar veren siyasi politikalar konusunda ortak hareket ederler. O dönemde politikalarını da belirlerlerken bu unsura ikisi de dikkat ederdi. Sultan Alparslan’ın gaza faaliyetlerinde bu ruhu görürüz. İlk iktidara geldikten ve iktidarını sağladıktan sonra fetihleri Gürcüler ve Ermeniler üzerinedir. Kars-Kafkasya taraflarındaki fetihlerinde, din adamlarına bakışlarında, onlarla ilişkilerinde o ruhu biz görürüz. O ruhun en zirveye ulaştığı an da Malazgirt’tir” ifadelerini kullandı.

‘HALİFELİĞİN GÜCÜNÜN DEVAM ETMESİNİ SAĞLAYAN ALPARSLAN’DIR’

Malazgirt Zaferi süreci içerisinde Alparslan’ın hedefinden bahseden Akkuş, “Süreç içerisinde Bizans ordusu komutanı Romenos Diogenes hareket ettiği anda Alparslan’ın hedefi ve gayesi Fatimilerdi. Romenos Diogenes, İstanbul Ayasofya’da bunları konuşup hedeflerini belirdi ve orduyu hazırlarken aynı anda Alparslan’ın hedefi de şuydu: “İslam dünyasında fitne çıkaran, İslami inançlarda heterodoks düşünceleri yaymaya çalışan, toplumda dini zararlı fikirleri yaymaya çalışan zümreler benim için Bizans’tan daha önce gelir ve onlarla mücadele etmem gerekir” diye düşünür ve sefere çıkar. Alparslan 1070 yılında hedefi Mısır’daki şer yuvasını dağıtmaktı. Çünkü Fatimi halifesi her zaman İslam dünyasını karıştırıyordu. Dönem dönem İslam’ın merkezine hakim oluyor ve kendi adına hutbe okutuyordu. Fatimiler düşünce olarak Heteredoks İslam dediğimiz zümre inancına sahiptiler. Sahip oldukları Şii düşüncesini tüm İslam dünyasına yaymak istiyorlardı. Onun içinde Mısır’da büyük bir medrese kurdular. El- Ezher İslam dünyasının en büyük medreselerindendir ve günümüzde de hala varlığını sürdürmektedir.  El- Ezher Üniversitesini açtılar. Üniversite, Fatimiler döneminde kuruldu. Bu medresenin gayesi, kendi düşüncelerini ve kendi ideolojilerini yayacak aileler yetiştirmekti. Bu medresede yetiştirilen dâhileri de Selçuklu topraklarına gönderdiler. Selçuklu topraklarında Müslümanların zihinlerini bulandırıp farklı fikirlerle halkın kafasını karıştırıp oradaki iktidara karşı onları muhalif hale getiriyorlardı ki Abbasi halifesi bir dönemde çok güçlendi. Abbasi halifesi Sünni İslam’ın temsilcisidir ama iktidara sahip olan Büveyhoğulları Şii’dir ve halife onun emrindedir. Böyle bir tenakuza düştüğü dönem oldu. Abbasi halifesini bu aziziyetten kurtaran kişi de Tuğrul Bey’dir. Bu iktidara basiğ hilafetinin, halifeliğinin bu gücünün devam etmesini sağlayan da Alparslan’dır” dedi.

‘MALAZGİRT’TEN ÖNCEKİ HEDEFİ FATİMİLERDİ’

Alparslan’ın Malazgirt’ten önceki hedefinin Fatimiler olduğunu ifade eden Akkuş şöyle devam etti: “ Bu da Alparslan’ın düşünce dünyasını gösterir. Amacı, İslam dünyasındaki karışıklığa neden olan kendi ideolojilerini yaymak için Müslümanların zihnini bulandıran ve onlara saldıran, onların inancını yok etme peşinde koşan, bu şer odağını ortadan kaldırıp Mısır’ı da Selçuklu topraklarına katmaktı. Tabi bu sefere çıkabilmek de çok kolay değildi. Bu sefere gidebilmek için iki büyük nehri geçmeniz gerekmekteydi. Alparslan bu Fırat ve Dicle nehrini geçmişti. Suriye’deyken kendisine Bizans’ın Anadolu’da büyük bir orduyla girdiği Sivas’ı vesaireyi geçip İslam dünyasına geldiği haberini alınca geri dönmek durumunda kaldı. Şimdi o aşamadan sonra da biz onun mefkûresini ve düşüncesini daha iyi algılıyoruz. Alparslan, Hemedan’a kadar geldi orduyu ikiye böldü. Alparslan, “Ben bu uğurda öleceğim. Eğer ben muvaffak olamazsam siz İslam dünyasını koruyun” diyerek Nizamülmülk’e ordunun yarısını verdi. Onları Hemadan’da tuttu ve orada tahkimat yapmasını istedi. Kendi ordusuyla birlikte de Bizans’a karşı ikinci bir hat oluşturmalarını emretti. Kendisi yola çıktı. Ölse bile kendini değil de devletini düşünüyordu. Karşısına gelen kişi üç amaçla geldu. Anadolu’dan Türkleri tamamen atmak, Abbasi halifeliğini ve İslam dünyasını ortadan kaldırmak var olan bütün mescitleri kiliseye çevirmek. Buna mani olmak için kendi daha az askerle yola devam etmeye karar verdi ve Malazgirt’e öyle geldi. Tabi Malazgirt’e geldiğinde Anadolu’nun orduları vardı. İçerisinde Kürtlerin de olduğu 10 bin ordu da onlara katıldı ve böylelikle Malazgirt de Alparslan’ın çevresinde desteklerle, eklemelerle birlikte en fazla 45 bin kişilik bir ordu teşekkül etti.”

‘DEVASA BİR ORDUYA KARŞI KENDİ ORDUSUNU MOTİVE ETTİ’

Sultan Alparslan’ın Bizans ordusuna karşı kendi ordusunu motive ettiğini belirten Akkuş, “Alparslan Anadolu’ya geldiğinde karşısında devasa bir ordu vardı. Mantıken baktığımız zaman bugünün günümüzün şartlarında 30-40 bin kişilik bir ordunun böyle devasa ve zırhlı bir orduyla mücadele etmesi aklen mümkün değil. Çünkü kaynaklar o ordunun 30 binden fazla subayından bahseder. Yardımcı kuvvetlerle orduyu 600 bine kadar götüren rakamlar var. Böyle bir savaşa cesaret etmek de çok iyi bir motivasyonu gerektirir. Alparslan’ın bu yönü çok önemlidir. 30-40 bin kişilik bir orduyu devasa bir orduya karşı motive edip o ruhu ve azmi verebilmiştir. Savaşla ilgili görüşmeler Çarşamba yapılsa da savaş hemen yaşanmadı. Alparslan savaş için Cuma gününü bekledi. O gün orduyu hazırlarken aldığı manevi tedbirler onun dini hassasiyet göstermesi bakımından önemliydi. Alparslan, halifeyle kendisi bizzat irtibat kurarak bir hutbe hazırlattı. O hutbe bütün İslam dünyasında okundu. Alparslan’ın ordusu 12 kişilik komutanda oluşuyordu. Onlarla olan diyaloğu, orduyu hazırlaması, motive etmesi o manevi duyguyu ve coşkuyu verebilmesi savaşın kazanılmasında önemli bir adımdı. Aksi takdirde bu savaşın kazanılması kolay değildi. Bence bu başarıda en önemli unsur Alparslan ve komutanlar oldu. Bu savaşta Nizamülmülk yoktu ama Artuk Bey, Saltuk Bey, Danişmend Gazi gibi çok önemli komutanlar vardı. Bunlar daha sonra Anadolu’da birçok beylik kuran Beylerdir. Manevi yönleri ve motivasyonları güçlü olan beylerdi. Bunların her biri etrafından Türkmen ovalarının beyleri olan kişilerdi. O yönleriyle de etkililerdi. Alparslan böyle bir kişiliğe sahipti. O Cuma günkü konuşması ve gaza ruhu ile şehadeti arzu eden bir şekilde savaşa hazırlandı ve zaferi de elde etti” diye anlattı.

‘MERHAMET YÖNÜ AĞIR BASIYORDU’

Sultan Alparslan’ın savaşta esir aldığı Bizans komutanı Romanos Diogenes’i affetmesinin merhamet yönünün ağır bastığının bir göstergesi olduğunun altını çizen Akkuş, şunları kaydetti: “Alparslan’ın, Malazgirt muharebesini kazandıktan sonraki diyalogları da çok enteresandır. Romanos Diogenes ile olan diyaloğunu kaynakların zikrettiği ifadeler bize Alparslan’ın nasıl bir şahsiyete sahip olduğunu da gösterir. Alparslan’ın, Romanos Diogenes’i esir aldığında onu affetmesi, bağışlaması da onun kişiliğini ortaya koymaktadır. Bu kadar büyük bir başarıdan sonra yapılan anlaşma çok basittir. Müslüman halklarla ilgili bazı kazanımlar olmuştur. Alparslan, Romanos Diogenes’i affettikten sonra ona para verip kendi ülkesine göndermesi, kendi askerleriyle güvenliğini sağlaması ve en son Romanes Diogenes’in gözüne mil çekildiğinde duyduğu insani hassasiyet de onun çok merhametli ve yufka yürekli olduğunu gösterir. Alparslan emperyalist düşünceye sahip olsaydı Bizans’ı çoluk çocuk her şeyiyle esir edip geçebilirdi. O zaman bu güce sahipti. Bunu yapmadı çok hafif bir anlaşmayla bu konuyu bağladı. Tabi bu anlaşma sonrasında Romanos Diogenes’in başına gelenler ve Anadolu’nun artık Türkleşmesini sağlayan fetihleri hızlandıran olaylar da peşin sıra geldi. Romanos Diogenes’e yapılan o muameleden sonra da kendisiyle beraber savaşa katılan emirleri toplayıp onların her birine Anadolu’da gaza için müsaade edildi. O emirler gelip bu bölgelerde hızlı bir fetih faaliyetlerine başladı. Ondan sonra da Anadolu hızla fethedildi.”

‘MALAZGİRT’İN BAŞLATTIĞI SÜREÇ HAÇLI SEFERLERİNE NEDEN OLDU’

Malazgirt’in başlattığı sürecin haçlı seferlerine neden olduğuna değinen Akkuş, “Anadolu’da hızlı fetihlerin başlaması, Kutalmışoğulları’nın Batı Anadolu’daki fetihlerde bulunmasının üzerine Bizans zor durumda kaldı. Zor durumda kaldığında yardımına sığınacağı dini olarak birbirlerini muhalif iki mezhep olsa bile Ortodoks’lar Katoliklerden yardım istemek durumunda kaldı. Bu dönemde iktidara hakim olan Komninos Hanedanı Avrupa’dan yardım istedi. O dönemde Papa Urbanus bazı etkili sözleriyle rahiplerini de kullanarak Avrupa’nın her yerinde vaazlara başladı. Pier Lernird onlardan bir tanesiydi. Topaldı ama sözü ve dili çok keskin bir rahipti. Avrupa’daki kışkırtmalar sonucunda 20 yıl içerisinde büyük bir Haçlı Seferleri başladı. Katolikler aslında Ortodoksları çok sevmezler ama sonuçta Müslümana tercih ederler. Birbirleriyle iyi geçinmeseler de Müslümanlara karşı yine onları desteklerler. Komninos Hanedanı Anadolu’da zor durumda kalınca Malazgirt’in hemen sonrasında çok hızlı fetihler oldu. 1072’de fetihler başladı. 1082’de Bizans, İstanbul’un Kadıköy’üne kadar geldi. Burada bir anlaşma yapmak zorunda kaldı. Diğer taraftan Çaka Bey’i kimse tutamadı. Yunanistan’a saldırdı. Avrupa’daki Türklerle ittifak Bizans’ı zor durumda bıraktı. Malazgirt’in sonrasında başlayan bu hızlı fetihler ve gazalarla Bizans çok zor durumda kaldı ve Komninos Hanedanı Papadan yardım istedi. Papa da Hristiyan halkları harekete geçirmek için rahipler tayin etti. Bunların vaazları sonucunda Avrupa’da büyük bir hareketlenme yaşandı. Bu hareketlenmenin dini sebepleri bulunmaktadır. Daha çok Doğu’nun zenginlikleri de etkiledi. Avrupalılar o dönemde ekonomik olarak çok zor durumdaydı. Yaşam standartları her yönüyle Ortaçağ Avrupası çok ilkeldi ve zenginlikler, efsaneler, duydukları hikayeleri yaşamak için Doğuya doğru bir sefer düzenlediler. İşte Malazgirt’in başlattığı süreç Haçlı Seferlerine neden oldu. Bu açıdan da Malazgirt Zaferi çok önemlidir” diyerek sözlerini noktaladı.

•SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER

Bakmadan Geçme