Tarihte bugün: Darülfünun açıldı
Tarihte bugün yaşanan olaylar arasında Günümüzde İstanbul Üniversitesi olarak hizmet veren köklü yüksek eğitim kurumunun ilk adımı olarak nitelenebilecek Dar'ül Fünun, 14 Ocak 1863'te eğitim hayatına başladı.
Dar’ül Fünun’un ilk hocaları dönemin önde gelen kişilerinden Kimyager Derviş Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Cevdet Paşa, Müneccimbaşı Osman efendi idi. İlk olarak Çemberlitaşta Nuri Efendi Konağında eğitim hayatına başlayan okul, konağın yanması ile kapatılmıştır. Bir süre sonra 1870 yılında türbe semtinde tekrar açılmıştır. 19. yüzyıl başlarında kurulurken medreselerde öğretilmeyen konuları öğretmek gerekçesine dayanmıştı. Üniversiteden daha aşağı bugünkü liseler düzeyinde eğitim yapılırdı. Sıbyan (ilk) okullarının ıslahı ve rüştiye (orta) okullarının kurulmasından sonra darülfünun teşebbüsüne de girişilmiştir. Aynı yıllarda açılan Mekteb-i Maarif-i Adliye ve Mekteb-i Fünun-ı Edebiye de rüştiyeler üstünde kurulan okullardandır. Ancak, sonraki yıllarda yurdun en yüksek okulu kavramını belirten bu ad, İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşuna (1933) kadar Türkiye'de üniversite karşılığı bir terim olmuştur. 1845'te kurulan geçici maarif komisyonu, sıbyan ve rüştiye okullarının ıslahı ile ilgili düşünceler arasında, daha yüksek derecede bilgi veren, devlet dairelerine memur yetiştirecek, her çeşit bilgiyi öğretecek, herkese kapılarını açacak, öğrencilerini yatılı olarak yetiştirecek üçüncü derecede bir okulun kurulmasını öğütlemişti. Darülfünun 3 yıl ilkokul, 2 yıl rüştiye öğreniminden sonra öğrenci alacaktı, ilkokulların son sınıf programları rüştiyelerde ve rüştiyelerin son sınıf programları da Darülfünun’un ilk sınıf dersleri arasında yer almıştı. Darülfünun için öğrenci yetiştirecek bir üst dereceli okula ihtiyaç duyuluyordu. Bu sebeple önce Darülmaarif, sonra da İdadiler kuruldu. Bu arada ilk Osmanlı Darülfünunu’nun açılması 1863 yılına kadar gecikti.
DAR’ÜL FÜNUN YERİNE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ KURULDU
1896'da Darülfünun’un açılması için yeni bir teşebbüse geçildi. Sadrazam Sait Paşa, II. Abdülhamid'e sunduğu bir raporda Darülfünun’un açılma gerekçesini geniş bir plan halinde belirtmişti. Bu arada Avrupa'ya yüksek öğrenime giden Türk gençlerinin hürriyet fikirlerini benimsemeleri karşısında Avrupa üniversitelerine doğru başlayan Türk öğrenci akımını durdurmak amacıyla Darülfünun’un yeniden açılması artık kaçınılmazdı. Bunun üzerine 8 Nisan 1896'da, Sadrazam Halil Rıfat Paşa'nın sunduğu mazbata üzerine yeniden hazırlıklara girişildi. Fakat Teselya Savaşı'nın başlaması Darülfünun’un açılmasını yine geciktirdi. II.Abdülamid'in isteği üzerine Osmanlı Darülfünun’u Darülfünûn-ı Şahane adıyla Maarif Nazırı Zühtü Paşa tarafından 1 Eylül 1900 tarihinde Cağaloğlu'nda Mekteb-i Mülkiye binasında açıldı. Mekteb-i Mülkiye, Mekteb-i Hukuk, Mekteb-i Tıbbiye yüksek okullar halinde daha eski tarihlerden beri çalışmakta olduğundan Darülfünun-ı Şahane, ulum-ı riyaziye ve tabiiye şubeleriyle Türkçe, Arapça ve Farsça'dan başka, Fransız, Alman, İngiliz ve Rus dillerini toplayan bir filoloji şubesinden meydana gelmişti. İlk yıl 85 öğrenci ile öğretime başlayan Darülfünun’da Osep Yusufyan, Salih Zeki, Mehmed İzzet gibi Türk öğretmenler, Fransız ve Alman bilim adamları görev alarak bu eğitim ve öğretim kurumunun gelişmesine hizmet etmişlerdir. Esas bakımından iki yıl öğretim, bir yıl da doktora olmak üzere üç yıllık eğitim ve öğretime dayanan Darülfünun-ı Şahane de yalnız ilahiyat şubesi dört yıl olarak tespit edilmişti. İstanbul'da ve illerde 25 yıldan beri imkanlar ölçüsünde geliştirilen orta dereceli okullardan çıkan Türk gençlerine yüksek öğretim imkanı sağlayan Darülfünun-ı Şahane, bu kere büyük bir ilgi gördü. 1908'de Meşrutiyetin ilanından sonra ise daha büyük bir gelişme gösterdi. Meşrutiyetten biraz önce Çemberlitaş'a taşınan Darülfünun 21 Eylül 1908'de Bayezıd'da Zeynep Hanım Konağı'na (bugünkü Edebiyat ve Fen Fakültesi'nin bulunduğu yer) getirilmiş ve programları yeni baştan gözden geçirilerek ulum-ı edebiye, ulum-ı şeriye, ulum-ı riyaziye ve tabiiye bölümleri olarak teşkilatlandırılmış ve Mekteb-i Hukuk da Darülfünun içine alınarak bir fakülte haline getirilmişti. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra eski Harbiye Nezareti binası (merkez binası) Darülfünun’a verildi. Cumhuriyet hükumetleri, özerk bir kurum olan Darülfünun’a karışmak imkanını da bulamıyorlardı. Bu durum sonunda Darülfünun’u kaldırıp yerine tam anlamıyla Batılı bir üniversite kurulmasını gerektirdi. Bunun için 31 Mayıs 1933 tarihli ve 2252 sayılı kanunla İstanbul Üniversitesi'nin yeniden kurulması görevi Milli Eğitim Bakanlığı'na verilerek Osmanlı İmparatorluğu Darülfünun’u kaldırılmış yerine üniversiteler kurulmuştur.
GÜLŞEN YILMAZ / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme