Toker: Salgın hastalıklarda karantina uygulaması peygamber tavsiyesi
Koronavirüs önlemleri kapsamında, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın aldığı, cami ve mescitlerde cemaatle namaza ara verilmesi uygulamasını ayet ve sünnet ekseninde değerlendiren Konya İl Vaizi Mehmet Toker karantina uygulamasının Peygamber Efendimizin tavsiyesi olduğunu belirtti.
Koronavirüs önlemleri kapsamında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aldığı, cami ve mescitlerde cemaatle namaza ara verilmesi uygulamasını ayet ve sünnet ekseninde değerlendiren Konya İl Vaizi Mehmet Toker, “Büyük zararları ortadan kaldırmak için, bu sünnet başka bir sünnet ile tebdil edilmiştir” ifadelerini kullandı. Müslümanların sorumlu hareket ederek alınan kararlara uyması gerektiğini söyleyen Toker, karantina uygulamasının Peygamber Efendimizin tavsiyesi olduğunu belirtti.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın koronavirüs önlemleri kapsamında cuma namazı başta olmak üzere cami ve mescitlerde cemaatle namaza ara verilmesi kararına destek veren ilahiyatçılar, sıhhat söz konusu olduğunda hükmün daha sağlıklı olandan yana olduğunu vurguladı. Alınan karar neticesinde bugün camilerde cemaatle Cuma namazı kılınmayacak. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Konya İl Uzman Vaizi Mehmet Toker, “Cuma namazı farzı ayındır. Farz oluşu Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabittir. Rabb'imiz Kur'an-ı Kerim'de Cuma suresi 9. ve 10 ayeti kerimeler de: ‘Ey inananlar, Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman alışverişi bırakıp hemen Allah'ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındığında artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz’ buyuruluyor. Peygamber Efendimiz (SAV) de: ‘Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman erkeğe farzdır’ (Ebu Davud, Taharet, 130. Beyhaki Sünen-i Kübra 245-246) buyurmuştur. Cuma namazı, Allah Rasûlü (SAV)'in döneminden bugüne kadar sel, veba, taun, aşırı sıcak, aşırı soğuk, düşman baskını gibi durumlar istisna olmak kaydıyla devamlı olarak her cuma kılınmaktadır. Ancak son günlerde malûmunuz olan ve bütün dünyanın bîçare kalmış olduğu Corona Virüsüne karşı tedbir alınmak durumundaydı. Bu tedbirlerin bir gereği olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı Cuma namazlarına ve vakit namazlarının cemaatle kılınmasına tehlike ortadan kalkıncaya, salgın etkisini kaybedinceye kadar, bir müddet ara verdi. Cuma Namazı: camilerde, musallalarda, cemaatle kılınan bir namaz ve bütün müminlerin katılması emr edilmemiş olan bir namaz. Dolayısıyla camilerimiz de çok ciddi anlamda bir kalabalık cemaat oluşuyor. Eldeki veriler, bu virüsün kalabalık ortamlarda daha fazla yayıldığını, insandan insanlara bulaşarak yayılmaya devam ettiğini gösteriyor. Öyle olunca, tedbir olarak cuma namazlarına bir müddet ara verilmesi gerekiyordu” dedi.

“CUMA NAMAZLARI ÖZÜRSÜZ OLARAK TERKEDİLMİYOR”
İtiraz edenlerin temel dayanak noktası veya itiraz sebebi hakkında yorum yapan Toker, “Bu karara itiraz edenler, mazeretsiz olarak Cuma namazına üst üste üç defa gitmeyenlerin nikahının düşeceği veya cenaze namazının kılınmayacağını iddia ediyor. Evet bu konuda Peygamber Efendimiz (SAV)'den rivayet edilen iki tane Hadis-i Şerif var. Birincisinde; ‘Birtakım insanlar, ya Cuma namazını terk etmeyi bırakırlar, yahutta Allah onların kalplerini mühürler, artık gafillerden olurlar’ (Müslim Cuma 40). Diğer Hadis-i Şerifte de; ‘Her kim önemsemediği için üç Cumayı terk ederse Allah onun kalbini mühürler’ (Ebu Davud, Salat, 212) buyurulmuştur. Ancak burada dikkatimizi çekmesi gereken hususun şu olması lazım: Birincisi burada önemsemediğimizden dolayı Cuma terketme yok veya özürsüz olarak Cumayı terk etme yok. Burada bir salgını önlemek için tedbir amaçlı, Müslümanları korumak için alınmış olan bir karar var. Dolayısıyla, cumanın kılınmamasına itiraz edenlerin bu itirazları doğru bir gerekçeye dayanmıyor. Kaldı ki Mecelle'de 17. Madde var: ‘Meşakkat teysiri celbeder’ yani, herhangi bir güçlük, kolaylaştırma sebebi olur. Dolayısıyla güçlükle karşılaşıldığında genişlik ve fırsat gösterilmek gerekir. Yine Mecelle'nin 20. maddesinde: ‘Zarar izale olunur’ 21. maddede: ‘Zaruretler yasak olan şeyleri mübah kılar’ ve 22, maddede de: ‘Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur’ kaideleri gereğince ve yine Mecelle'nin 26. maddesindeki: ‘Zararı âmm-ı def için zararı hâs ihtiyar olunur’ maddeleri gereğince bu kararın alınması gerekiyordu. Çünkü ortada bütün toplumun bir zararı, hastalanması ve toplu ölümler gibi zaralar söz konusudur. Bunu izale etmek için de bu karar gereklidir” şeklinde konuştu.
“DEVEMİZİ SAĞLAM KAZIĞA BAĞLAYIP TEVEKKÜL ETMELİYİZ”
Vakit namazlarını cemaatle kılma konusunda da görüş belirten Toker, “Cemaatle namaz kılmak mu'terizlerin iddia ettiği gibi farz değildir. Peygamber Efendimiz (SAV)'in bir sünneti, bir tavsiyesidir. Cemaatle namazın, ferd-en ferdâ kılınan namazdan 27 kat daha faziletli olduğu ifade edilir. Ancak az önce söylediğimiz gibi büyük zararları izale etmek için, ortadan kaldırmak için, bu sünnet başka bir sünnet ile tebdil edilmiştir. Biz devemizi sağlam kazığa bağlayıp Allah'a sonra tevekkül etmeyi tercih ediyoruz. Kaldı ki fıkıh kitaplarımızda deprem, şiddetli yağış, aşırı soğuk, salgın hastalık gibi durumların cemaate gitmemeyi mübah kılan durumlar olduğunu görüyoruz. Yine buna itiraz edenlerin de itirazların da haklı olmadıklarını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

“PEYGAMBER EFENDİMİZ DE KARANTİNAYI TAVSİYE ETMİŞTİR”
Karantina yöntemleri ya da şüpheli insanların karantina altına alınması uygulamasının Peygamber Efendimizin tavsiyesi olduğunu ifade eden Toker, “Buhari Tıp 30. hadisi olarak yer alan Abdurrahman Bin Avf ın rivayet etmiş olduğu, Hadis-i Şerif'te Peygamber Efendimiz: ‘Bir yerde veba olduğunu işitirseniz oraya girmeyin, eğer bulunduğunuz yerde veba ortaya çıkarsa oradan ayrılmayın’ buyurmuştur. Abdurrahman Bin Avf'ın bu hadisi rivayet etmesi ile ilgili şöyle bir anekdot nakledilir. Hicret'in 18. yılında tezahür eden bir taunda/veba salgınında pek çok Müslüman hayatını kaybetmiştir ki; bunların arasında, Ebu Ubeyde Bin Cerrah, Muaz bin Bebel gibi sahabe efendilerimiz de vardır. Yine Peygamber Efendimizin amcasının oğlu el-Fadl b. el-Abbas da Amvâs salgınında hayatını kaybedenler arasındaydı. Şurahbîl b. Hasene, Süheyl b. Amr, Utbe b. Süheyl, Hâris b. Hişam gibi sahabe olan Müslümanlar da bu amvas vebasında vebadan etkilenip vefat etmişlerdir. Hz. Ömer Efendimiz, hastalığın etkili olduğu günlerde Şam bölgesine doğru yola çıkıyor. Fakat yolda kendisini karşılayan komutanlar; ‘vebanın hızla yayılmakta olduğunu ve devam etmenin ölüme gitmek olduğunu’ ifade ediyorlar. Bunun üzerine Hz. Ömer Efendimiz muhacirlerin ve ensarın ileri gelenleri ile toplantı yapıyor ve geri dönme kararı alıyor. Bunun üzerine kendisine; ‘Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?’ diye sitem edilince; ‘Allah'ın kaderinden, Allah'ın başka bir kaderine kaçıyorum’ diye cevap verdiğini biliyoruz. Hz. Ömer'in bu ifadesi üzerine de az önce nakletmiş olduğumuz hadisi şerifi Abdurrahman Bin Avf ifade ediyor. Sonuçta, Peygamber Efendimizin bu Hadis-i Şerifi koruyucu hekimliktir. Vebanın veya günümüzdeki virüs salgını insanlardan insanlara bulaşarak yayılan bir hastalık olduğunu biliyoruz. Bunun içinde karantina yöntemleri ya da şüpheli insanların karantina altına alınması Allah Rasûlü (SAV)in tavsiyesine ve sünnetine uygun bir davranıştır.

“BULAŞICI HASTALIK (KARANTİNASIN)DAN KAÇAN SAVAŞTAN KAÇAN GİBİDİR”
Karantinadan kaçmanın zararının bütün Müslümanlara dokunacağını söyleyen Toker, “Gerek umreden dönenlerin, gerek yurt dışından gelenlerin bu virüsün kuluçka dönemi olan 14 günlük süre içerisinde karantinaya alınması sünnete uygun olan bir uygulamadır. Karantinadan kaçmaya çalışılması yine Peygamber Efendimiz (SAV)'in Hadis-i Şerifinde: ‘Bulaşıcı hastalık (karantinasın)dan kaçan savaştan kaçan gibidir’ (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 41) diye ifade edilmiştir. Çünkü zararı bütün Müslümanlara dokunacaktır. Karantina altındaki vatandaşlarımızın buna dikkat etmesi lazım” dedi.

“MÜSLÜMAN İNSAN SORUMSUZCA HAREKET EDEMEZ!”
Bu tür durumlarda, Müslümanların hastalığın daha da fazla yayılmaması adına karantina uygulamalarına dikkat etmeleri emir-ül müminin olarak ifade ettiğimiz devlet yöneticilerinin ve sağlıkla ilgili yöneticilerin emirlerine harfiyen uymaları gerekmektedir diyen Toker, “Şayet ‘evden çıkmayın!’ deniliyorsa, evden çıkmamak, ‘kalabalık ortamlarda bulunmayın’ deniliyorsa, kalabalık ortamlarda bulunmamak, karantina uygulaması yapılıyorsa bu uygulamaya riayet etmek Müslümanların görevlerindendir. Çünkü Müslümanlar sorumluluk sahibi insanlardır. Sorumsuzca hareket edemezler. Yapmış olduğumuz sorumsuzca bir davranış eğer bizim dışımızdaki insanların da hasta olmasına, hastalığın yayılmasına, bazı insanların bu hastalık sebebiyle ölmesine sebep oluyorsa bu doğrudan doğruya bir kul hakkıdır. Bilinçli bir Müslümanın kul hakkından çekinmesi, korkması gerekir. Çünkü Maide Suresi 32. ayeti kerimede: ‘Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir’ buyurulmuştur. Bundan dolayı bulaşıcı hastalık afet ve benzeri durumlarda paniğe kapılmadan, tedirginliğe yol açmadan, hareket etmemiz gerekiyor. Bir Hucurat Suresi 6. ayeti kerimede ifade edilen: ‘Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın’ emrini dikkate almamız, yalan yanlış her türlü haberin peşine düşüp tedirginliği veya paniği yaymamalıyız. Provokasyon haberlerin yayılmaması veya başkalarına aktarılmaması hususunda da dikkatli olmamız gerekiyor. Zira dahili ve harici düşmanlar boş durmuyorlar. Bu tür puslu havaları Müslümanların savunmasının zayıfladığı havaları fırsat biliyorlar, onlara da bu fırsatı vermemek gerekir” ifadelerini kullandı.

“ALLAH TEMİZDİR, TEMİZ OLANI SEVER”
İnsanların temizlik noktasında büyük hassasiyet göstermesi gerektiğine değinen Toker, “Elbette, bizim dinimizin temelinde ve bizim medeniyetimizin temelinde su ve su ile yapılan temizlikler vardır. Klasik fıkıh kitaplarımızı açtığımız zaman karşımıza çıkan ilk konu ‘sular bahsi’ gelir. Hangi suların temiz, hangi suların temizleyici olduğu, su ile yapılan temizliklerin nasıl olması gerektiği, hatta kuyuların temizliğinden tutun da bir kaba kedi veya köpek iliştiği zaman, salyası dokunduğu zaman o kapların nasıl temizlenmesi gerektiğine kadar ayrıntılı olarak fıkıh kitaplarımızın başında bu konular yer alır. Devamında da hadesten taharet ve necasetten taharet hükümleri gereği abdest, gusül konuları yer alır. Abdest ve gusül hükmi temizlik olarak gözükse de aynı zamanda maddi bir temizliktir. Biz abdest alarak vücudumuzun dış dünya ile temas eden noktalarını bir anlamda temizlemiş oluyoruz. Gusül alarak da vücudumuzun tamamını hem hükmî olarak, hem maddi olarak temizlemiş oluyoruz. Kaldı ki elbise temizliği, çevre temizliği, evimizin temizliği bizim ibadetlerimizi yapabilmemiz için dinimizin emretmiş olduğu hususlardandır. Ev ve çevre temizliği ile ilgili Peygamber Efendimiz Hadis-i Şerifinde: "Allah temizdir temiz olanı sever, cömerttir cömert olanı sever. Öyle ise sizde evlerinizi ve avlularınızı temiz tutun ki Yahudilere benzemeyin’ buyurmuştur. Bugün Corona virüsünden temizlenmek için ellerin sık sık yıkanması temizlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Her türlü hastalık ve salgının pislikten çıktığını biliyoruz. Bu Salgın pis, temiz demeden her şeyi yiyen Çin'de çıkıp, temizlik konusunda sınıfta kalan taharet bilmeyen Avrupa'da yayılması ve etkin olması boşa değildir. Bizlerin bu hususa dikkat etmesi lazım” şeklinde konuştu.

•SEYFULLAH KOYUNCU / YENİ HABER GAZETESİ
Bakmadan Geçme