Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı
Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı
- "Buradan dünyaya sesleniyorum, ey dünya, ey Batı, lafa geldiği zaman kadın haklarını konuşuyorsunuz ancak benim ülkeme sığınan Suriye ve Irak'tan 2 milyon insanın hakları konusunda bugüne kadar ne yaptınız, ne yapıyorsunuz?"
- "Avrupa'daki, Amerika'daki kadın da Suriye'deki, Irak'taki, Myanmar'daki, Türkiye'deki kadın değil mi? Kadına karşı psikolojik taciz yapmak suç da evini, köyünü, mahallesini bombalarla başına yıkarak kadını öldürmek, mağdur etmek, suç değil mi? Kadının önce yaşama hakkına saygı duyulmalı"
- "Kendi ülkesinde her köşe başında bir meta gibi alınıp satılan kadınları görmezden gelip, inancının gereği olarak örtünen kadınlara yasak getirenlerin, kadının ismini dahi ağızlarına almaya hakları yoktur. Kadın istismarı asıl budur. Kadın bedeninin istismarı, asıl budur. Kadının ötekileştirilmesi, kadının sınıf ayrımına tabi tutulması asıl budur"
- "Ayaklarının altına cennet serilen kadının analık vasfına vurgu yapmak, kadına karşı ayrımcılık değil ama tam tersine ona karşı sonsuz bir hürmetin ifadesidir"
- "Kadın ile erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek, kadına karşı ayrımcılık değil tam tersine onun haklarının korunmasının, kollanmasının garantisidir. Kadın bedeninin istismarına karşı çıkmak, onun bir meta, bir istismar aracı olarak kullanılmasına itiraz etmek, ayrımcılık değil tam tersine kadının onuruna, haysiyetine saygı göstermektir''
ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Buradan dünyaya sesleniyorum, ey dünya, ey Batı, lafa geldiği zaman kadın haklarını konuşuyorsunuz ancak benim ülkeme sığınan Suriye ve Irak'tan 2 milyon insanın hakları konusunda bugüne kadar ne yaptınız, ne yapıyorsunuz?" dedi.
Erdoğan, Büyük Anadolu Oteli'nde düzenlenen Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, bugün ebediyete uğurlanacak kahraman pilotlara Allah'tan rahmet, ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve millete başsağlığı diledi.
Bu yıl 20'incisi düzenlenen Kadın İşçiler Büyük Kurultayı'nın bir milada vesile olmasını dileyen Erdoğan, "İnanıyorum ki sizin bu heyecanınız, bu aşkınız, bu kararlılığınız, yeni bir dönemin yeni bir anlayışın özellikle sendikacılık hayatında hakim olacağına bir vesile teşkil edecektir" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin yakın çevresi başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde çok büyük acılar, yıkımlar yaşandığına işaret ederek, sadece Suriye'de ölenlerin sayısının 300 bini aştığını, bu rakamın 1 milyona kadar çıktığını söyleyenler de olduğunu dile getirdi. 5 milyon insanın kendi ülkesini terk etmek zorunda kaldığını, ailelerin dağıldığını, ocakların yıkıldığını, insanların mağdur olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Tüm bu felaketlerin yükünü en çok sırtlananlar ve sırtlayanlar, hiç şüphesiz kadınlar. Sığınmacıları gördünüz değil mi televizyon ekranlarında? Göç edenleri gördünüz. O hanımların yavrularıyla beraber sırtlarında evlerinden çıkarabildikleri birkaç çuval veya valizle nasıl Türk topraklarına sığındıklarını gördünüz. O ne çileydi, değil mi? O ne çiledir, değil mi?"
Eşi Emine Erdoğan'ın dün Suruç kampına giderek, yeni mekanların açılışına katıldığını, oradaki çileyi akşam döndüğünde kendisine anlattığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
"Bütün bunlar, bir sorumluluğun bizim için gereğiydi ama şimdi buradan dünyaya sesleniyorum, ey dünya, ey Batı, lafa geldiği zaman kadın haklarını konuşuyorsunuz ancak benim ülkeme sığınan Suriye ve Irak'tan 2 milyon insanın hakları konusunda bugüne kadar ne yaptınız, ne yapıyorsunuz? Herhangi bir destekleri de söz konusu değil. Şu ana kadar bize verdikleri destek 250 milyon dolar. Bizim yaptığımız harcama, 5,5 milyar dolar. Yanımıza geldikleri zaman da bize şunu söylüyorlar, 'Yaptığınız bu işler, her türlü takdirin üzerinde, her türlü tebriğe şayan, gerçekten çok başarılısınız.' Tamam da 'Hadi biraz mali destek verin' dediğiniz zaman, oraya hiç yanaşmazlar. Tüm Batı'da, Avrupa'da şu anda ne kadar sığınmacı var biliyor musunuz? 150 bin. Bizde ne kadar var? 2 milyon. Bütün bu gerçekler ortada. Peki, bu nereden geliyor? İşte bu, bizim bir medeniyet anlayışımızın, kültürümüzün, inancımızın gereği olarak yaptığımız bir uygulamadır. Onun için bu millet büyüktür, onun için Türkiye güçlüdür, onun için Türkiye büyümeye devam edecektir."
-"Yıkılan evinin başında gözyaşı akıtan garip, kadındır"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, insana değer vermeyen hiçbir ülkeyi, büyükler kategorisinde değerlendirmediğini vurgulayarak, insana değer vermeyenleri, insanın acısını paylaşmayanları asla büyük olarak kabul etmediğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
"Büyüklük, o garibin, o gurebanın, o fakirin, o yoksulun, o mağdurun, o yolda kalmışın, sokağa atılmışın sahiplenenleridir. Bunu böyle bilmemiz lazım. Evladının, eşinin, babasının, kardeşinin cansız bedeni üzerine kapanın ağlayan mazlum, kadındır. Yıkılan evinin başında gözyaşı akıtan garip, kadındır. Eşini kaybettiği için yüreği yanan ama bu arada ailesinin tüm sorumluluğunu da üstlenen mağdur, yine kadındır. Evinden, yuvasından uzakta verilen o hayat mücadelesini sırtında taşıyan, aynı şekilde kadındır. Feryadı duyulmayan, gözyaşı fark edilmeyen, acısı hissedilmeyen bu kadınların yaşadıkları, insanlığın kanayan yaralarıdır. Bir tarafta kadın hakları diye kamuoyu ayağa kaldırılırken, diğer tarafta kadının doğrudan hayat hakkına yönelik terör karşısında, saldırılar karşısında akıl almaz bir duyarsızlık var. Bunu görmemiz lazım. Bir tarafta eşitlik diye yer gök inletilirken, öteki tarafta sadece zulümde, ölümde, yıkımda eşitlik söz konusu olabiliyor. Bunu görmemiz lazım."
Ayrımcılığa karşı mücadele ederken, diğer yanda ayrım gözetilmeksizin insan hayatı ve onurunun hunharca, alçakça çiğnendiğini belirten Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Avrupa'daki, Amerika'daki kadın da Suriye'deki, Irak'taki, Myanmar'daki, Türkiye'deki kadın değil mi? Kadına karşı psikolojik taciz yapmak suç da evini, köyünü, mahallesini bombalarla başına yıkarak kadını öldürmek, mağdur etmek, suç değil mi? Kadının önce yaşama hakkına saygı duyulmalı. Önce kendi kültürel ve sosyal hayat alanı içinde kadının o sürdürdüğü mücadeleye destek vermeyen, kusura bakmasın, boş konuşuyor. Hayatı her an tehdit altında olan, evi başına yıkılmış bulunan veya her an bu tehlike ile yaşayan aile fertlerinin her birinin geleceği ile ilgili endişe duyan bir kadına siz, kadınlar gününü anlatamazsınız. Çünkü o kadın, her gün varlık, yokluk mücadelesi içinde. O kadın, kendisine hediye verilmesini, çiçek uzatılmasını istemiyor, o kadın her şeyden önce huzur istiyor, güven istiyor, barış istiyor, yaşama hakkına saygı gösterilmesini istiyor. Bunca zulme katliama ses çıkarmayan hiç kimsenin kadının adını ağzına almaya dahi hakkı yoktur."
-"Ben, anasının ayaklarının altını öpen bir evladım"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır'da Tahrir meydanında haklarını ararken "ekin gibi biçilen" kadınlara, Esma'lara gözünü kapatanların kadının adını dahi ağzına almaya hakkı olmadığını dile getirerek, şunları kaydetti:
"Kendi ülkesinde, her köşe başında bir meta gibi alınıp satılan kadınları görmezden gelip, inancının gereği olarak örtünen kadınlara yasak getirenlerin, kadının ismini dahi ağızlarına almaya hakları yoktur. Kadın istismarı asıl budur. Kadın bedeninin istismarı, asıl budur. Kadının ötekileştirilmesi, kadının sınıf ayrımına tabi tutulması asıl budur. Birbirlerinden yaradılış bakımından, karakter, güç kuvvet bakımından çok farklı olan kadınla erkeği aynı yarışa sokmak, kadının hakkını korumak asla değildir. Bir eş olarak, bir evlat olarak, kadını Allah'ın bir emaneti olarak görmek ki sevgili Peygamberimizin veda hutbesinde 'kadının bir emanet olarak bizlere verildiğini' ifade ettiğini de hatırlatmak isterim. Bu kadına karşına ayrımcılık değil, tam tersi kadını baş tacı etmektir, kadını yüceltmektir. Ayaklarının altına cennet serilen kadının analık vasfına vurgu yapmak, kadına karşı ayrımcılık değil ama tam tersine ona karşı sonsuz bir hürmetin ifadesidir. Bazıları diyor ki 'Bize ana demeyin. Biz, kadınız.' Ben, diyorum ki doğuran, doyuran, yetiştiren... Ben, anasının ayaklarının altını öpen bir evladım. Anacığım, ayağını çekerdi, ben zorla öperdim. Derdim, 'Benden cennetin kokusunu mu esirgiyorsun anacağım' derdim. Bu idraka varabilmek, kolay bir iş değil. Bak, babalarının ayaklarını altında değil, dikkat edin, annelerin ayakları altında. O, makamdır. O makama ulaşmak herkesin de karı değildir. Kadın ile erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek, kadına karşı ayrımcılık değil tam tersine onun haklarının korunmasının, kollanmasının garantisidir. Kadın bedeninin istismarına karşı çıkmak, onun bir meta, bir istismar aracı olarak kullanılmasına itiraz etmek, ayrımcılık değil tam tersine kadının onuruna, haysiyetine saygı göstermektir.''
(Sürecek)
Bakmadan Geçme