1. HABERLER

  2. EKONOMİ

  3. Türkiye ekonomide kendi modelini yazıyor
Türkiye ekonomide kendi modelini yazıyor

Türkiye ekonomide kendi modelini yazıyor

Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Politikası Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal, Döviz kurlarında meydana gelen dalgalanmaların iktisadi değil, politik sebeplere dayandığını belirtti.

A+A-

Döviz kurlarında meydana gelen dalgalanmaların iktisadi değil, politik sebeplere dayandığını söyleyen Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal, “Bu dalgalanmalar ve yükselişler ekonominin gerçeklerine dayanmıyor. Türkiye, gerçek bir üretim ekonomisi inşa etmeye çalışıyor. Bu ekonomi politikası, ülkemizin yüzde 100 tam saf politikasıdır. Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ülke olma mücadelesi başlatması üzerine, dış güçler kendi hegemonyasını sürdürmeye devam etmek adına müdahalelere başladı. Fakat bu bir doğum sancısıdır. Uzun vadede Türkiye bu işten bağımsız ve kârlı bir ülke olarak çıkacaktır” dedi.

Türkiye’nin ekonomik bir kurtuluş savaşı verdiğine değinen Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Politikası Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal, “Ülkemizde meydana gelen döviz dalgalanmaları ve yükselişler ekonominin gerçeklerine dayanmıyor. Ortaya çıkan bu durum, iktisadi sebeplerden kaynaklanmıyor. Başta muhalefet olmak üzere bazı çevreler bu durumu, ‘Dış Güçler’ diye sulandırmaya çalışsa da ekonomimize dışarıdan bir müdahale olduğu ayan beyan ortadadır. Dış güçler ülkemize zaman zaman çeşitli alanlarda müdahalelerde bulunmaya yelteniyor. Bunun en önemli ayağını da finansal piyasalar oluşturuyor. Bu müdahaleler, Merkez Bankası başta olmak üzere, Merkez Bankası’nın olumlu etkilerini boşa çıkaracak şekilde döviz üzerinden kurgulanıyor. Ülkemizin halen kendi kendine yeterli hale gelememesi bu müdahaleleri daha kolay hale getiriyor. Şöyle ki; 100 dolarlık bir ihracat üretimi için 60 dolar civarında bir ithalat yapmak durumundayız. Bu aşamada Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ülke olma mücadelesi başlatması üzerine, dış güçler kendi hegemonyasını sürdürmeye devam etmek adına müdahalelere başladı. Londra Borsası, ABD, Almanya, Fransa başta olmak üzere bazı çevreler döviz ve altının fiyatlarını manipülatif bir şekilde yükseltiyor. Bunun ardından da üretimde ve enerjide artan maliyetler, mal ve hizmet fiyatlarını da yükseltiyor. Kartopu gibi büyüyen bu aksamanın, günlük hayatımıza yaptığı etkileri son zamanlarda hepimiz yaşıyoruz zaten. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yüzde 45-46 civarında, Tüketici Fiyat Endeksi ise yani diğer bir tabirle enflasyon ise yüzde 20 civarında seyrediyor. Bu dış müdahalelerin yansımaları işte bu şekilde tüm mal ve hizmetlere yansıyor. Yurt için üretimin maliyeti yüzde 46 olursa enflasyonun yüzde 20’de kalması sağlıklı bir durum değil. Bu, ister istemez tüketici fiyatlarına yansıyacak. Dış güçlerin istediği de tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

1-4-002.jpg

BU SÜRECİ DOĞUM SANCISI OLARAK GÖRÜYORUM

İç siyasette muhalefet partilerinin bu müdahalelere içeriden destek vermesiyle, yönetilemeyen Türkiye algısı oluşturulduğunu söyleyen Öcal, “Bu olumsuz havayla siyasi meyve toplamaya çalışıyorlar. Moody’s, Fitch, JP Morgan gibi uluslararası finans kuruluşları başta olmak üzere Avrupa Birliği, ABD gibi merkezlerin finans kuruluşları da ülkemizi puanlandırırken bu algının bir diğer ayağını oluşturuyor. Bütün gelirleri 2060 yılına kadar Almanya’nın ipoteği altında bulunan Yunanistan’ın yatırım yapılabilir ülke listesinde bulunması ile Türkiye’nin yatırım yapılabilir ülke sıralamasının 2 basamak aşağısında yer almasının açıklanabilir bir tarafı yok. Derecelendirme kuruluşları işte bu kadar objektiflikten uzak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer Mısır’ın darbeci lideri Sisi gibi emir kulu olursa, Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz’deki iddialarından vazgeçerse, Afrika açılımına son verirse dolar çok daha aşağıya düşer. Onların istediği de tam olarak bu zaten. Rahmetli Necmettin Erbakan’ın dediği gibi motor değil de şeftali üreten ülke konumuna geri dönersek bu sıkıntıların hiç birisi ortaya çıkmazdı zaten. Bunu yaparsak, mutlu ama koyun gibi bir millet oluruz. Ben bu süreci bir doğum sancısı olarak kabul ediyorum” şeklinde ifade etti.

mehmet-fatih-ocal-001.jpg

TÜRKİYE, KENDİ EKONOMİ MODELİNİ YAZIYOR

Hükümetin yeni bir ekonomi planı hazırladığını söyleyen Öcal, “Bu plana göre, ekonominin düzenli bir şekilde cari fazla vermesi hedefleniyor. Artan ihracat rakamları da bu yolda iyiye gidildiğinin bir başka işaretidir. Cari fazladan elde edilecek gelir ile birlikte düşük faizlerin de etkisiyle üretimi artırma planlanıyor. Uzun vadede toplam arz ve toplam talep arasındaki seviyenin makul bir hale getirilip kendi ayaklarının üzerinde duran bir Türkiye inşa ediliyor. Bu ekonomi politikası, ülkemizin yüzde 100 tam saf politikasıdır” dedi.

1-7-001.jpg

ÜRETİM EKONOMİSİ KURAN ÜLKELER HİÇBİR ZAMAN YIKILMAZ

Üretim ekonomisi modelinin hiçbir zaman yıkılmayacağını söyleyen Öcal, “Faiz artarsa yatırımlar düşer, faiz düşük tutulursa ise yatırımlar artar. Önemli olan para üzerinden para kazanmak mı, yoksa bir süre sıkıntı çekme pahasına ülkemizdeki yatırımcıların istihdam oluşturarak üretime katkı sunması mı? Üreticiler, daha düşük faizle kredi kullanıp bunu yatırıma dönüştürerek üretime kanalize edecek. İstihdam ve üretimin artması daha fazla alım gücü demektir. İşte doğum sancısı dediğim tam da bu zaten. Uzun vadede, toplam arz ile toplam talebin dengelenmesi burada başlıyor. Herkesin eleştirdiği faiz indirimi konusu bu sebepten önemli. Hükümet bu konuda 1 yıllık, 2 yıllık program ortaya koymuş durumda. Bunun sonuçlarını biz 1 sene içerisinde alacağız. Yoksa muhalefetin dediği gibi doların hemen 8 liraya düşmesi gerçekçi olmaz. Faizlerin düşmesi üretimi artırır, üretim ekonomisi kuran ülkeler ise hiçbir zaman yıkılmaz” diye konuştu.

DOLARIN YÜKSEK OLMASI TEK BAŞINA ANLAM İFADE ETMEZ

Doların yüksek olmasının ekonomide tek başına bir ölçü olarak kabul edilemeyeceğini söyleyen Öcal, “Doların düşük olması da ekonomi için olumlu anlamda bir ölçü değildir. Tek günle bahar gelmez ama yaşadıklarımız baharın habercisidir. Ağustos ayında yağan yağmur, sonbaharın geldiğini göstermez. Türkiye’ye yapılan müdahale, ülkemizi üretim ekonomisi rayından çıkarıp, belli kişilerin para üzerinden para kazandığı bir ekonomi haline getirme isteğidir. Muhalefet ise ne yazık ki bu tezgaha su taşıyor. Geçtiğimiz yıllarda yüksek faizlerden şikayet eden muhalefet, şimdi de faizleri niye düşürüyorsunuz diyor. Faizlerin düşmesi demek yatırımların artması demek. Bununla birlikte 83 milyon vatandaşımız, üretim ekonomisinin faydalarını orta vadede 1 yıl içinde görecek. Fakat hükümetin bu konuda yaptığı hamlelere siyasi saiklerle çamur atmanın, hemen bir günde sonuç beklemenin doğru bir tarafı yok” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE, DOĞUM SANCISI YAŞIYOR

Türkiye’nin bir doğum sancısı yaşadığını söyleyen Öcal, “Küreselcilerin çıkarına çalıştığınız zaman en iyi ülke siz olursunuz. ABD’nin Suudi Arabistan’a demokrasi dersi verdiğini gördünüz mü hiç? Vermezler, çünkü Suudi Arabistan gibi ülkeler küreselcilerin çıkarına çalışıyor. Türkiye ise hem içeride hem de iş birliği yaptığı ülkelerle birlikte üretim ekonomisi modeli üzerine çalışıyor. Yani sömürü düzenine çomak sokuyor. Bu yüzden küreselciler bu modele savaş açmış durumda. Türkiye’nin bu politikalarının sonucu beklenirse, çok daha bağımsız bir ülke olacağız. Dediğim gibi, şuan yaşadığımız şey bir doğum sancısıdır” dedi.

ASGARİ ÜCRET VE İŞ VERENİN VERGİ YÜKÜ ÖNEMLİ

Orta ve düşük gelir grubu vatandaşların bu süreçte korunması gerektiğine de değinen Öcal, “Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda bir açıklama yaptı. Asgari ücrette beklentilerin üzerinde bir iyileşme yapılacak. İkincisi de iş verenin asgari ücret üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi gerekiyor. Bu vergi yükünün devlet tarafından karşılanması durumunda piyasalar da çok rahatlar” cümlelerini kullandı.

SEYFULLAH KOYUNCU / YENİ HABER GAZETESİ

HABERE YORUM KAT