'Türkiye için nükleer enerji şart'
Selçuk Üniversitesi Yenilenebilir ve Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yakup Kara, Türkiye'nin ekonomik olarak kalkınmaya devam edebilmesi için enerjide dışa bağımlılığını en aza indirmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin kullandığı elektrik enerjisinin yaklaşık yüzde 40’ının dışa bağımlı olarak üretildiğini söyleyen Selçuk Üniversitesi Yenilenebilir ve Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yakup Kara, “Ülkemizin ekonomisi sürekli büyüyor; nüfusumuz, tüketimimiz, ihracatımız ve buna bağlı olarak da üretimimiz sürekli artıyor. Dolayısıyla ülkemizin enerji ihtiyacı da her geçen yıl artmaya devam ediyor. Bugün itibariyle ülkemizin yıllık elektrik enerjisi ihtiyacı 300 Milyar kWh civarında. Tükettiğimiz bu elektriğin yaklaşık % 40’ını ithal ettiğimiz doğalgazı kullanarak üretiyoruz. Geri kalan % 60’lık kısmın yaklaşık yarısını kömür kullanarak, diğer yarısını da yenilenebilir enerji kaynaklarını (hidroelektrik, rüzgâr, güneş, jeotermal) kullanarak üretiyoruz. Bu rakamlar, ülke olarak kullandığımız elektriğin yarısını dış kaynaklardan karşıladığımız anlamına geliyor. Ayrıca bu rakamlar sadece elektrik üretimimiz için geçerli. Elektrik üretimi dışındaki enerji ihtiyacımızı özellikle petrol tüketimimizi ve ısınma amaçlı doğalgaz tüketimimizi de düşündüğümüzde, ülke olarak enerjide büyük oranda dışa bağımlı bir ülke olduğumuz gerçeğini görüyoruz” dedi.
REKABET İÇİN ENERJİ MALİYETLERİ DÜŞMELİ
Türkiye’nin uluslararası piyasalarda rekabet edebilmesi için girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini aktaran Kara, “Ülkeler ekonomilerini sürekli büyütebilmek için enerjiye özellikle de düşük maliyetli enerjiye ihtiyaç duyarlar. Firmalarımızın uluslararası piyasalarda rekabet edebilmeleri için girdi maliyetlerini düşürebilmeleri, devletin de firmalarımıza düşük maliyetli enerji sunabilmesi gerekir. Bu durum özellikle enerjinin öncelikli maliyet kalemi olduğu ve ülke ekonomisinin lokomotifi olan ağır sanayi kuruluşları açısından son derece önemlidir. Gelişmiş ülkelerin tamamında nükleer enerjinin kullanıldığını görüyoruz. Ülkemizin stratejik hedeflerine ulaşabilmesi, küresel büyük bir ekonomik ve siyasi güç olabilmesi için enerji konusunda kendisini sağlama alması ve arkasına bakmaması gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında nükleer enerjinin ülkemizde kullanılmaya başlanması kaçınılamaz bir durumdur. Ülkemizde son yıllarda enerji kaynaklarımızın çeşitlendirilmesi konusunda önemli adımlar atıldı. Özellikle güneş ve rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma oranını artırmaya yönelik önemli yasal düzenlemeler yapıldı ve dünyada örnek gösterilecek yatırım kararları verildi. Bunlardan birisi de Konya’da yapımına başlanacak ve ilk etabı 1.000 MW kurulu güce sahip olacak Karapınar güneş santralidir. Bu gelişmeler doğrultusunda rahatlıkla söyleyebiliriz ki Türkiye, gelecekte enerjide dışa bağımlılığını azaltmış, yerli ve çevreye duyarlı kaynaklarını yoğun olarak kullanan bir ülke konumuna gelecek ve enerji maliyetlerini düşürecektir” diye konuştu.
30 ÜLKEDE YAKLAŞIK 450 NÜKLEER REAKTÖR KULLANILIYOR
Şu anda dünyada 30 ülkede yaklaşık 450 nükleer reaktör bulunduğunu belirten Kara, “En fazla kurulu güce sahip ülkeler ABD, Fransa, Japonya, Çin ve Rusya. ABD’deki 100 nükleer reaktörün toplam kurulu gücü 100.000 MW. Hangi ülkede kaç nükleer reaktör olduğundan çok, nükleer enerjinin bu ülkelerin elektrik üretimindeki payına bakmanın daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Örneğin, Fransa elektrik üretiminin % 77’sini nükleer enerjiden sağlıyor. Bu oran ABD’de % 20, İngiltere’de % 21 ve Rusya’da % 18. Slovakya bile elektrik üretiminin % 56’sını nükleer enerjiden sağlıyor. Nükleer enerji konusunda dünyada Fransa’nın öne çıktığını görüyoruz” dedi.
TEMİZ VE GÜVENLİ
Nükleer enerji santrallerinin sera gazı etkisinin eşdeğer fosil kaynaklı kömür, petrol, doğalgaz gibi enerji santrallerine göre çok daha az olduğunu vurgulayan Kara, “Bu konuda her şeyden önce şunu bilmeliyiz ki nükleer enerji santrallerinin sera gazı etkisi eşdeğer fosil kaynaklı (kömür, petrol, doğalgaz) enerji santrallerine göre çok daha azdır. Diğer bir konu da radyoaktif atıklar. Bu santrallerde üretilen radyoaktif atıkların kontrolü ve çevreye etkilerinin en aza indirilmesi konusunda gerekli prosedürlerin işletilmesi durumunda çevresel risklerin en aza indirildiğini söyleyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında nükleer santrallerin özellikle fosil kaynaklı santrallere göre çevreye daha duyarlı olduklarını görüyoruz. Tabiî ki dünyadaki hiçbir teknolojik sistem % 100 güvenli değildir. Buna nükleer santraller de dâhildir. Bu santrallerin daha yer seçimi aşamasından itibaren, kurulumu ve işletimi aşamalarında çok titiz risk analizleri yapılır ve güvenlik önlemleri de buna göre alınır. Alınan tüm önlemlere rağmen her sistemde olduğu gibi nükleer santrallerde de çok az da olsa güvenlik riski bulunur. Ancak nükleer santrallerin büyük miktarda düşük maliyetli elektrik üretimi sağlaması ve çevreci olması gibi avantajlarının yanında bu risk oldukça düşük kalmaktadır” diye konuştu.
KAYNAK: SEYFULLAH KOYUNCU / YENİ HABER