'Türkiye'nin eli çok güçlü, inisiyatif bizde'
Star gazetesi yazarı Fadime Özkan, terör uzmanı Dr. Eray Güçlüer ile Suriye sahasında yaşananları konuştu. Güçlüer, Türkiye'nin elinin güçlü olduğunu ve inisiyatifin bizim tarafımızda olduğunu söyledi.
İşte o röportajdan öne çıkan başlıklar;
Türkiye “bir gece ansızın…” diye duyurduğu Fırat’ın Doğusu operasyonuna hazırdı. O esnada ABD Suriye’den çekilme kararını açıkladı. Bu karar bir anlamda ABD’nin Türkiye karşısında havlu atması iken sahadaki durumun hızla değişmesi, çekilmenin yaratacağı boşluk Türkiye’nin operasyon planlarını değişime mi zorladı?
ABD’nin Suriye’den çekilmesinin arkasında aslında iki önemli faktör var. Birincisi Türkiye’nin sadece Suriye alanında değil doğu Akdeniz dahil kendi jeopolitiğinde ortaya koyduğu çok yönlü ve çok boyutlu stratejik kapasite. Bu kapasite, siyasi istikrar ve üretilen yerli savunma teknolojileri dahil milli güç unsurlarının senkronize ve sinerjik kombinasyonunun sonucudur. İkincisi ise ABD’nin nihai hedefi Çin olan, İran’a yönelik operasyon hazırlığında körfezin dizayn edilmesi ve daha küresel hedeflerine ulaşmada bölgedeki en güçlü ülke olan Türkiye’ye ihtiyaç duymasıdır.
Özellikle İdlib-Kandil arasındaki alanın TSK’nın başarılı operasyon ve konuşlanmaları ile büyük ölçüde kontrol altına alınabilmesi, PYD/PKK ile birlikte ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki manevra alanlarını daralttı. Zaten El-Bab, Afrin ve İdlib operasyonları ile deniz çıkışı kapatılan kuzey sektöründe PYD/PKK’nın yaşama şansı azalırken, ABD üzerindeki lojistik maliyet oldukça arttı. İşte şu ana kadar tonlarca para harcayıp daha fazla bir şey elde edememe eleştirisi ile ileride çok daha fazla harcayıp hiçbir şey alamama paradoksunda ABD’nin tavrı Fırat’ın doğusundan Irak’a çekilmek yönünde oldu. Şimdilerde ABD Irak’ta daha büyük bir askeri varlık oluşturma çabası içinde. Tabi ki bu hazırlığın birincil hedefi İran, nihai hedefi Çin gibi görünse de bu ikisin arasında kadrajda Rusya’nın da olduğunu görmek lazım.
KÖRFEZ SAVAŞINDA 86 AYRI OPERASYON PLANI VARDI
Askerî açıdan daha mı avantajlı şu an Türkiye?
Türkiye açısından operasyon planlamaları çok yönlü ve çok boyutlu olarak yapılmış durumda. Türkiye’nin her zaman elinde B, C, D… planları mevcut. Ve bu planlar sürekli güncellenir. Bütün ihtimaller, mevcut ve karşılaşılabilecek risklere karşı planlamalar yapılır. Örneğin ikinci Körfez Savaşı döneminde Türkiye’ye yönelik muhtemel risklere karşı 89 ayrı askeri operasyon planı yapılmıştı. Bu çerçevede Fırat’ın doğusuna olası operasyonun yönünü ABD’nin çekilme tarzının belirleyeceğini söyleyebiliriz.
Elbette Türkiye’nin tehdit öncelikleri de diğer önemli bir faktör olacaktır. Ağırlıklı olarak artık daha da kurumsallaşmış ve Suriye Ulusal Ordusu şekline dönüşümünü büyük oranda tamamlamış olan ÖSO ve diğer yerel güçlerin desteklenerek kritik hedeflere yöneltilmesi suretiyle mahdut girmeler, bu operasyonun birinci aşamasını oluşturabilir. Müteakiben birincil hedeflerin arasında kalan ikinci kademedeki alanların kontrol edilmesiyle saha hakimiyeti sağlanarak bölgenin terör unsurlarından arındırılması muhtemel görünüyor. TSK’nın olası operasyon için bölgeye yaptığı stratejik konuşlanmalarından anladığımız kadarıyla Membiç ve Fırat’ın doğusu bir sektör olmakla birlikte, Kamışlı bölgesi dahil diğer alanlara yönelik de operasyonel planlamaların olduğunu söyleyebiliriz.
SURİYE’NİN GELECEĞİNDE PKK-YPG’YE YER YOK
PKK-YPG’nin Esed rejimiyle, Fransa ve Almanya ile görüştüğünü, kendine yeni bir kalkan aradığını biliyoruz. Türkiye’nin kararlılığı da ortada… ABD’nin terk ettiği ama öncesinde eğitip silahlandırdığı PKK-YPG’nin akıbetini nasıl görüyorsunuz?
Türkiye’nin olası operasyonunda silahlı gücünün büyük bir bölümünü kaybedeceği aşikar olan bu terör aparatı son dönemde bulabildiği her aktörle irtibat ve ilişki kurarak Suriye’nin geleceğinde en azından siyasi bir varlık olarak yer alabilmenin hesapları içerisinde. Ancak sahada gücü olmayanın masada sözü olamayacağını düşürsek Suriye’nin geleceğinde PYD/PKK’nın var olabilmesi çok da mümkün görünmüyor.
Ayrıca bizzat kendi askeri varlığıyla PYD/PKK’nın başında bulunarak sahada duran ABD’nin sahadan çekildikten sonra “Arap NATO’su” vesaire başka araçlarla PYD/PKK’yı Suriye coğrafyasında, özellikle de Suriye’nin kuzeyinde var edebilmesi de son derece zor. Aynı durum Rejim içinde geçerli. Dolayısıyla önümüzdeki süreçler mevcut denklemlerin değişeceği, yeni dengelerin kurulacağı, önemli sosyo-politik gelişmelerin yaşanacağı bir dönem olacak.
GÜÇLÜ TÜRKİYE BİTİK ESED’LE NİYE GÖRÜŞSÜN!
“Ankara mutlaka Şam rejimiyle ilişki kurmalı, hakim olduğu yerleri Esed’e teslim etmeli ve Esed’le konuşmalı” diyenler var. Suriye ile daha doğrusu Esed ile doğrudan ve açık ilişkilerin başlaması gerektiğini söyleyenler var. Sizce durum nasıl, Esed ile görüşmeli mi Türkiye?
Siyasi, ekonomik ve askeri gücü tükenmiş, var olabilmek için Rusya’yla bağımlı sembiyotik bir ilişki içinde olmak zorunda kalan ve bunun dışında başka bir seçeneği olmayan Esed ve Rejimiyle Türkiye neden resmi muhataplık tesis etsin anlamıyorum. İdlib’e rejimin girişi Türkiye’nin baskısıyla Rusya tarafından engellenmedi mi? Keza Halep operasyonu. Dolayısıyla Suriye’deki Rejim olsun, PYD/PKK olsun ve hatta IŞİD dahil diğer terör ve radikal unsurlar olsun bunları sadece bunlar üzerinden okursanız yanlış sonuçlara ulaşırsınız. Türkiye bunlarla değil, bunları kontrol eden ve bunlar üzerinde etkin olan kurumsal güçleri muhatap almalı ve mücadelesini kurumsal-siyasal düzlemde bu ülkelerle sürdürmelidir. Bu da zaten uluslararası ilişkilerde rasyonalitenin bir gereğidir. Aksi takdirde bu tür terörize yapıların muhatap alınması çok sıkıntılı sonuçlar ortaya çıkarabilir. Örneğin Esed ve rejimi muhatap alındığında yarın “Afrin’den çıkın oraya PYD/PKK girecek” derse ne olacak? Zaten geçmişte Afrin’i Esed ve rejimi PYD/PKK’lılara altın tepside vermedi mi? Bugüne kadar Rejimin öldürdüğü insanların ve yerinden edilmiş milyonlarca Suriyeli’nin durumu ne olacak? Dolayısıyla bu tür söylemlerin son derece sakıncalı ve biraz da maksatlı olduğunu düşünüyorum.
ZAMANSAL VE MEKANSAL BOŞLUK KALMAMALI
TSK’nın bölgeye sevkiyatı sürüyor. ÖSO’nun hazır olduğu açıklandı. Nasıl bir askeri harekat öngörüyorsunuz?
ABD çekileceğini açıklamadan önce Türkiye Fırat’ın doğusuna operasyon yapacağını açıklamıştı. Yani bölgede ABD güçleri varken zaten Türkiye operasyon sinyalini vermişti. Dolayısıyla bu süreçte ABD, kendi askeri varlığını Suriye’den koordineli bir şekilde çekerse bu çekilmenin sonucunda Türkiye de Fırat’ın doğusuna büyük oranda girmiş olacaktır.
60-100 günlük takvim ABD’nin takvimidir, Türkiye’nin takvimi değildir. Bu nedenle çekilme tamamladığında Türkiye’nin de alana girmesi tamamlanmış olabilir. Burada zamansal ve mekânsal boşluklar bırakılmaması çok önemli. Aksi takdirde her türlü provokasyona açık boşluk alanlarını mevcut ve ortaya çıkması muhtemel başka tehdit odaklarının doldurma ihtimali vardır. Ayrıca PYD/PKK’nın yeni yetenekler kazanabilmesine yönelik derin güçlerin çabaları olduğunu da unutmamak gerekir. Bu aşamada zaman yönetimi belki de en kritik faktör. Tabii bu operasyonun Rusya ile de koordine edilmesi için Türkiye tarafından yoğun çaba harcandığını da görmekteyiz ki “yakın koordine ve iş birliği” bu tür çok uluslu ortamlarda istenmeyen durumların yaşanmaması için önem arz etmektedir.
İNİSİYATİF TÜRKİYE’DE, ÜSTÜNLÜK TÜRKİYE’DE
Riskler, tuzaklar, değişken muhataplar var… Saha ne durumda?
Türkiye bu operasyonda inisiyatifi elinde tutmakla başlangıçtan itibaren önemli bir üstünlük sağlamış durumda. Çok değişik noktalardan değişik zamanlarda veya eş zamanlı karma harekatlar yapabilme kabiliyeti, sürecin aynı zamanda siyasi yönetiminde de Türkiye’ye avantajlar sunmaktadır.
Bu arada PYD/PKK’nın sahada hendek, tünel vesaire inşa etme çabaları Afrin operasyonu dikkate alındığında kendi yandaşlarına psikolojik motivasyon sağlamanın ötesinde başka bir anlam ifade etmez. Ancak öncekilerden farklı olarak şehirlerin etrafından ziyade şehir içlerine tünel ve mevzilerin inşası, PYD/PKK’nın halkı daha fazla canlı kalkan olarak kullanma isteğini ve tabii ki zayıflığını da gösteren önemli bir işaret. Aynı şekilde PYD/PKK yapısı içinde önceki dönemlerden çok daha fazla çocuk savaşçıların (!) yer aldığını görüyoruz ki bu durumu terör örgütünün içine düştüğü zayıflık ve çaresizlikten başka, toplumsal desteğinin de olmadığı, toplumu artık eskisine göre güçlü bir şekilde kontrol edemediği yönünde de okumak mümkün. Bu arada özellikle Afrin operasyonundan sonra ABD ile aralarındaki mesafe daha da açılan PYD/PKK’nın, ABD’nin çekilme kararından sonra Afrin akıbetine uğrayacaklarını bilmeleri, ABD’ye karşı güvensizliklerinin daha da artmasına neden oldu. Bakınız şu an itibariyle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altındaki bütün Arap unsurlar bu yapıdan ayrıldılar. Aynı şekilde Kandilden gelen PKK’lılar dışındaki Kürt guruplar da bu çatıdan ayrıldı. Yani PYD/PKK’nın çözülme sürecine girdiğini söyleyebiliriz. Türkiye’nin baskısı devam ederse terörist örgütün alanda neredeyse geri dönüşü olmayacak şekilde güç kaybına uğramasının güçlü bir ihtimal olduğunu söyleyebiliriz.
SAVAŞIN KISA SÜREDE BİTECEĞİNİ SÖYLEMEK ZOR
Suriye iç savaşı bitmeye yaklaşıyor, diyebilir miyiz peki?
Daha Suriye’deki iç savaşın bittiğini veya kısa sürede biteceğini söylemek çok zor. ABD’nin bölgeden çekilme örneğinde olduğu gibi şayet Türkiye’nin çabaları sonuç vermeye devam ederse süreç kısalır. Ancak sadece ABD değil daha pek çok aktör Suriye alanında boy göstermekte ve hepsinin de kendilerine göre hesapları var. Özellikle yeni Sykes-Picot peşinde olanlara da dikkat çekmek isterim. Fakat resmi askeri gücüyle sahada olan bir tek Türkiye olduğunu ve ABD dışında bu alana ilave askeri konuşlanmalar yapabilecek başka da bir ülke bulunmadığını ve ayrıca zamanın da 1916 olmadığını hatırlatmak isterim.
TÜRKİYE-RUSYA-İRAN EKSENİ BELİRLEYİCİ
Süreci belirleyecek diğer bir husus da Türkiye-Rusya-İran arasında oluşturulan eksenin varlığını güçlü bir şekilde devam ettirebilmesidir. Zaman zaman kısa dönemli gelişmelere bağlı olarak Rusya ve İran’ın Suriye’deki öncelikleri değişse de bu eksenin oluşmasına sebep olan küresel tehdit algılamasında pek bir değişiklik olmadığı için ekseni oluşturan dinamiklerde de bir değişim olduğu söylenemez. Nihayetinde sahada demografik oranlara göre oluşturulacak yerel yönetimlerin, yapılacak demokratik ve bütün toplumsal kesimleri kucaklayan anayasa çerçevesinde kurulacak Suriye devlet yapısına eklemlenmesi süreci, bu üç ülkenin garantörlüğünde mümkün olabilecektir. Ancak bunun da yeterli olacağını sanmıyorum. Suriye devleti kurulduktan sonra da bu üç ülkenin dış etkilere karşı yeni Suriye’nin korunması adına garantörlüğünün devam etmesi gerekecektir.
Bu arada Türkiye’deki Suriyelilerin geri dönüşlerinin sağlanması, PYD/PKK, DEAŞ ile mücadelede sona gelinmesi, radikal unsurların silahtan arındırılması, Rejimin mevcut yönetiminin uzaklaşması, dış faktörlerden özellikle derin Pentagon etkisinin etkisizleştirilmesi, Sykes-Picot’çuların tasfiyesi, sağlıklı bir şekilde seçimlerin yapılması, demokrasiye geçiş, bürokratik ve ekonomik düzenin tesisi vs. yapılması gereken çok iş var. Bu nedenle Suriye sorununun yakın vadede ve kısa süre de çözümü pek mümkün görülmüyor.
TRUMP YPG-DEAŞ İLİŞKİSİNİ TEYİT ETTİ
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Türkiye'yi hedef alan skandal ifadeleri var bir de. “ABD’nin görevinin Türklerin Suriye’de Kürtleri katletmemelerini sağlamak” dedi Pompeo?
Söylemlerin arkasındaki derin anlamlara bakacak olursak, Pompeo’nun ajite edici laflarının arkasında siyasi düzeleme yönelik algı operasyonu olduğu görülebilir. Pompeo, “Her şeye rağmen Kürtler PYD/PKK’dan ibaret ve her şeye rağmen PYD/PKK bizim yakın ortağımız. Ve biz onların ortadan (sözde katliama uğrama) kalkmasını istemiyoruz” demek istiyor. Ancak hem ABD hem de Rusya bölgede kendi askeri güçleri ile değil, vekalet güçleri üzerinden var olma çabası içerisindeler. Çünkü konvansiyonel güçlerini daha büyük ve daha geniş çaplı planlamalarda ve yerlerde kullanmak istiyorlar ki buraların içinde Suriye yok. Bu nedenle Pompeo’nun söylemini terör örgütü ve yandaşlarına siyasi ve psikolojik destek sağlamak şeklinde değerlendiriyorum. Çekilme kararı veren ABD’nin bu aşamada daha farklı seçeneklere yönelebilme ihtimalini zayıf görüyorum.
Tabii ABD Başkanı’nın söylemi ilginç. PYD/PKK’nın DEAŞ’e petrol satmasından rahatsız olduğunu ifade etmesi, aynı zamanda Türkiye’nin de PYD/PKK ile DEAŞ arasında iş birliği olduğuna dair söylemleri desteklemesi bakımından çok önemli. Çünkü PYD/PKK’ya DEAŞ’la mücadele ediyor görüntüsü altına meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyorken, böyle bir söylem her ikisinin de terör örgütü olduğunu açığa çıkaran önemli bir açıklama. Bu açıklama Pompeo’nun söylemiyle de örtüşmüyor.
TÜRKİYE’YE RAĞMEN BİR ŞEY YAPAMAYACAKLARINI GÖRDÜLER
Trump bunu neden söylemiş olabilir?
Trump bunu neden söyledi diye düşünecek olursak, bence Trump ABD’nin günümüzdeki realitesini en iyi anlayanlardan biri. ABD’yi tekrar büyük Amerika yapacağız demek, ABD’nin eskisi kadar büyük olmadığını kabul etmek demektir. Hatırlayalım bu süreçte önce Türkiye terbiye edilmeye çalışıldı. Yıllardır PKK terörüyle, FETÖ’yle, 15 Temmuz darbe girişimiyle, DEAŞ’la, ekonomik operasyonlarla. Ama olmadı. Ve bir şey daha olmadı, sanırım Trump’ın da içinde olduğu bir gurup ABD’li yönetici Türkiye’nin bulunduğu bu coğrafyada Türkiye’ye rağmen PYD/PKK üzerinden vekalet savaşı yürütmenin sonucunun olmayacağını, en azından Suriye’de bunun çok mümkün olamayacağını anladı. O yüzden asıl hedefe yönelmek istediler. O yüzden ABD’nin çekilmesi, Amerika’ya değil Irak’a doğru oldu. ABD içindeki güç mücadelesi henüz bitmiş değil fakat ABD realitesini askeri kesimden daha iyi anlayan Beyaz Saray’ın, Pentagon’a karşı bir adım öne geçtiği görülüyor. Önümüzdeki kısa dönem içerisinde ABD yönetimi içindeki Pentagonculardan yeni istifaların olması ve yerine Beyaz Saraycı ekolden kişilerin atanması muhtemel görünüyor. Ayrıca ABD içinde de aklı selim düşünen kişi ve gruplar olduğunu da unutmayalım.
ÇÖZÜM YOLU TOZPEMBE DEĞİL
Bir yandan da İdlib’te ilginç bir şekilde çatışmalar başladı. Zamanlamasını nasıl buldunuz?
Tabii ki unutulmaması gereken önemli hususlardan biri de uzun sürmesi muhtemel olan Suriye’deki çözümün sağlanma süreci tozpembe bir yol değil. Bakınız tam da Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna olası operasyonu öncesi, uzlaşma zemini büyük ölçüde sağlanmış olan İdlib’te radikal unsurlardan kaynaklanan bir takım olaylar meydana geldi. Türkiye için bu olayların üstesinden gelmek zor olmayacaktır.