TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN İNSAN HAZİNELERİ - "Mersiyehanlığın duayenliği tavrıdır"

Mersiyehan Celal Yılmaz:- "Cumhurbaşkanımız o zaman talebe idi, imam hatip ortaokulu ya da lisesine gidiyordu. Kasımpaşa Camii Kebir'e gelirdi, çok güzel sesi vardı. Dizimin yanında otururdu, ona muhakkak kamet verdirirdik veya ihlas okurdu ve çok da güze
TÜRKİYE'NİN YAŞAYAN İNSAN HAZİNELERİ - "Mersiyehanlığın duayenliği tavrıdır"

İSTANBUL (AA) - KÜBRA KARA - Mersiyehan Celal Yılmaz, "Bizim meslekte tavır önemlidir. Bazılarının sesi boldur ama başkalarını da taklit edebilir. Mersiyehanlığın duayenliği tavrıdır, benim tavrım tektir mesela." dedi.

Kasımpaşalı Celal Hoca olarak tanınan Mersiyehan Celal Yılmaz, çobanlık yaptığı köyden hoca olmak için ayrılıp çeşitli eğitimler aldıktan sonra görevli olduğu İstanbul'daki Kasımpaşa Büyük Camii'nden başmüezzin olarak emekli oldu.

Hazreti Muhammed'in torunu Hazreti Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilişini mersiye okuyarak anlatan Yılmaz, kendisine ait okuma tarzı ile ağıt yakıyor. Cami musikisi formlarını icra eden mersiyehan Yılmaz, 2014 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, 2015 yılında da Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan İnsan Hazineleri ödülüne layık görüldü.

Yılmaz, mersiyehanlığa nasıl başladığını ve meslek hayatını AA muhabirine anlattı.

1941 yılında Bolu'nun Seben ilçesi Bıyıklar köyünde dünyaya gelen Yılmaz, küçük yaşlarda hoca olmaya nasıl karar verdiğini, "Köyde kuzu güdüyorduk. Babam bir gün yanıma gelip, 'Çobanlığı mı seversin yoksa hocalığı mı?' diye sordu. Ben de 'Hangisini söyleyeyim' diye düşünürken, 'Hocalığı' cevabını verdim, böylece başladık." diye anlattı.

Önce Mudurnu'da eğitim alan Yılmaz, 1952'de İstanbul'a gelerek Gönenli Mehmet Efendi'den ders aldı. 1954'te bir arkadaşının kendisinden yardım istemesi üzerine Hasköy'e giden ve orada da 6 sene yaşayan Yılmaz, daha sonra askere gitti.

Yılmaz, "Askerden sonra, 1965 yılında evlendim. Henüz bir vazife almamıştım. Müezzinlik imtihanına girdim, yaklaşık 150 kişi arasından birinci oldum. Böylece Beylerbeyi Camii'nde resmi görevli olarak çalışmaya başladım. 1,5 yıl sonra, Kasımpaşa Camii Kebir'e geldim. 27 sene burada görev yaptım." ifadelerini kullandı.

Camide müezzin olarak görevliyken, Kerbela olayını da araştırmaya başladığını belirten Yılmaz, mersiye okumaya nasıl başladığını şöyle anlattı:

"O zamanlar, günlük çıkan 'Hergün' gazetesinin sütunlarında Kerbela vakasını anlatan yazıları okurdum. Bir gün Kasımpaşa Merkez Camisinde büyük bir mevlid vardı. Türkiye çapındaki bütün hocalar oradaydı. Tabii o zamanlar televizyon yok, herkes en iyi okuyan hocaları dinlemek için camilere geliyordu. Ben de dinlemek için iştirak ettim. Orada Sebilci hoca olarak bilinen Hüseyin Okurlar hocayla tanıştım. Benim için 'haftada bir gün gelsin' dedi. Kasımpaşa'da Rufa-i Tekkesi var, Kerbela'yı orada öğrendik. Hocam meğerse büyük bir mersiyehanmış. 21 sene peşinde dolaştık. İki ödül aldım ama bu hak ona aittir. İlkokulu dışarıdan bitirdim. Ortaokulu imam hatibe dışarıdan başladım. 3 aile geçindiriyorduk okulu bırakmak zorunda kaldık. Tahsili biraz geciktirdik ama Allah bize bunu nasip etti. Biz, yapılan zulmü anlatıyoruz. Cezayı verecek olan Allah'tır. Biz sadece hadiseyi naklediyoruz, içimizdeki hüznü yansıtmaya çalışıyoruz."

- "İhlassız, samimiyetsiz ibadet olmaz"

Mersiyeyi dinleyenin de o konu hakkında bilgisi olmasının önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Eskiden mersiyeyi hem okur hem ağlar hem de ağlatırdık. Bizi dinleyenle diyalog kurardık. Bugün onları pek göremiyoruz, çünkü karşındaki de bu hadiseyi bilecek. Ne okuduğunu, ne için okuduğunu bilecek. Kolay iş değil bu. Şu an ehlitasavvufların dışında bu işi halk pek bilmiyor. Muhabbet gerekiyor. İhlassız, samimiyetsiz ibadet olmaz, bu bir sevgidir. Her canlıyla muhabbet etmek lazım, her canlıyı seveceksin. Allah'ın yarattığı cisimlerdir. Allah'ın eseridir, onu seveceksin, sayacaksın." diye konuştu.

Hocasından dinlediği ilk mersiyeyi okuyan Yılmaz, daha sonra "Abidan-i Mustafayız Biz Hüseynilerdeniz" ve "Aktı Masum Kanı Kerbela Yazısına" mersiyelerini okudu.

Mersiye okumanın özel bir zamanı olduğunu aktaran Yılmaz, "Mersiye bu kıvamda, daha çok muharrem ayı içerisinde okunur. Günü, ayı, senesi bellidir. Bunu o ay içerisinde okursan hadiseyi daha iyi anlarsın, anlatırsın. Bunun dışında her gün, her yerde mersiye okunmaz. Tasavvufta 'Kalb-i Muhammedi rencide olur' diye bir söz var. Bizim başımıza bir şey gelse her zaman anlatılsa olur mu, onun bir zamanı vardır. Senede anma günü vardır, okursun ama her gün her şeyi anlatmazsın. Kerbela vakası da böyledir. Muharrem ayının 10'uncu günü dışında okunması pek elzem olmaz. Ancak özel toplantılar olursa, özel bir programda bu işi anlayanlar olursa birisi anlatır ve okunur." şeklinde konuştu.

- "Bu işin duayenliği tavırdır"

Mersiye okurken, okuyan kişinin okuma tarzının önemli olduğunu ifade eden Yılmaz, "Bizim meslekte tavır önemlidir. Bazılarının sesi boldur ama başkalarını da taklit edebilir. Mersiyehanlığın duayenliği tavrıdır, benim tavrım tektir mesela. Tavır demek, kendine ait bir stildir. Bu benim okuduklarım, uşşak makamında. Uşşak ve hüseyni birbirine yakındır zaten." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı çocukluğundan tanıdığını söyleyen Yılmaz, anılarını şöyle anlattı:

"Cumhurbaşkanımız o zaman talebe idi, imam hatip ortaokulu ya da lisesine gidiyordu. Kasımpaşa Camii Kebir'e gelirdi, çok güzel sesi vardı. Erdoğan dizimin yanında otururdu, ona muhakkak kamet verdirirdik veya ihlas okurdu ve çok da güzel okurdu. Erdoğan güzel yetiştirmiştir kendisini, güzel de insandır. Büyüyünce de beni dinlemeye geldi. Bana, 'Celal abi Bülbül Kasidesini okur musun?' derdi. Allah muvaffakiyetler nasip etsin. Herkese el uzatmaya çalışıyor, gayret ediyor, ciddi bir devlet adamı. 1994 yılındaki İstanbul yerel seçimlerinde entel bir grup arkadaşla konuşuyorduk. Profesör arkadaşlardan bir tanesi dedi ki, 'Tayyip Bey sıra bende demiş, olur mu Celal Hoca, sen Kasımpaşalısın?' Ben de cevap verdim, 'Bal gibi olur. Niye olmayacak, ne eksiği var? Çocuk çağından beri gençlik hayatını politikada yaşamış bugünlere gelmiş. Hizmetiyle gayretiyle kendini kanıtlamış bir adam, niçin olmasın? O olmasın da çalışmayan adam mı belediye başkanı olsun' dedim. Sonra o profesör arkadaş da durdu ve 'Doğru söylüyorsun Celal Hoca.' dedi."

Kaynak: