• Haberler
  • Konya
  • Uğur Işılak: Türkiye insanlık sınavını geçti

Uğur Işılak: Türkiye insanlık sınavını geçti

Selçuklu Sosyal Ekran programının Ramazan'a özel konukları, birbirinden güzel sohbetleriyle evlere konuk oluyor. Sami Bayrakçı'nın hazırlayıp sunduğu Selçuklu Sosyal Ekran programının konuğu Türk Ses Sanatçısı, Besteci, Şair ve Siyasetçi Uğur Işılak oldu.

Uğur Işılak: Türkiye insanlık sınavını geçti
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Selçuklu Sosyal Ekran programının Ramazan’a özel konukları,  birbirinden güzel sohbetleriyle evlere konuk oluyor. Sami Bayrakçı’nın hazırlayıp sunduğu Selçuklu Sosyal Ekran programının konuğu Türk Ses Sanatçısı, Besteci, Şair ve Siyasetçi Uğur Işılak oldu. Türkiye’nin korona virüs sürecinde birçok ülkeye yardım ettiğini dile getiren Işılak, “Türkiye olarak bir insanlık örneği ortaya koyduk. Pandemi bir hastalık, pandemi bir süreçti. Bu süreç aynı zamanda toplumsal ve insanlık manasında bir sınavdı. Bir insanlık sınavıydı. Belki kısa sürdü ama Türkiye’nin nerede olduğunu biz bu sınavda gösterdik” dedi.

ugur-isilak-selcuklu-sosyal-ekran.jpg

Selçuklu Sosyal Ekran programı, her hafta birbirinden değerli konukları ağırlamaya devam ediyor. Ramazan’a özel programlarıyla izleyicisinin karşısına çıkan Selçuklu Sosyal Ekran’ın bu haftaki konuğu ‘Ozanca Muhabbet’ çatısı altında gerçekleştirdikleri sohbet ile Türk Ses Sanatçısı, Besteci, Şair ve Siyasetçi Uğur Işılak oldu. Söz ile kalp arasında bir bağlantı olduğunu vurgulayan Işılak, “Söz kalbin rengini alır. İnsanın kalbi neyse sözü odur. Kalbi neyse zaman içinde eylemi odur. Ama tersi ile bakmak da mümkündür. Eylem neyse kalp ona dönüşür. Yani zaman içerisinde inandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar” ifadelerini kullandı.

‘KONYA ÜLKEMİZİN MANEVİ DİNAMİĞİDİR’

Sözlerine Konya’nın önemine değinerek başlayan Işılak, şunları aktardı: “Konya ülkemizin manevi bir dinamiğidir. Konyalı birçok arkadaşım var. Konya uzun süredir arkadaşlıklarımın devam ettiği bir yerdir. Konya’da edebiyat okudum. Konya denilince akla bir sürü şey geliyor. Konya denilince Hz. Mevlana’yı anmadan geçmek olmaz. Hz. Mevlana sadece Konyalıların değil, Türkiye’nin hatta kalbini ve gönlünü hisseden herkesin bir manevi diyarıdır. Mevlana hazretleri de bu gönle, kalbe, dokunabilen orada varlığımızı, yaşam gayemizi hissettirebilen ve insanoğlunun metafizik boyutta bir açlığı vardır. Yani sabahtan akşama kadar yemek yeseniz bir tarafınızı yine doyuramazsınız. Sadece midenizi doyurursunuz. O mide doyduktan sonra başka açlıklar başlar. Elle tutulan, gözle görülen değil metafizik ötesi bir alemde bir şeyler bulmanız lazım ki o açlığı doyurabilirsiniz. İşte Mevlana hazretleri o açlığı doyurabilmek için son 900 yılın gerek Anadolu’da gerek dünyanın her tarafında bu hassasiyeti taşıyanlar için söylüyorum çok önemli bir isimdir, çok önemli bir gönül eridir. Bu yönüyle, manevi tarafı doyuran bir ildir aynı zamanda. Konya bu yönüyle de sembol olmuştur. Ne mutlu Konyalılara ki asırlardan beri Mevlana hazretleri gibi büyük bir zatı bünyesinde barındırıyor.”

‘EYLEM NEYSE KALP ONA DÖNÜŞÜR’

Kalp mi eylemden etkilenir, eylem mi kalpten etkilenir tartışmasına açıklık getiren Işılak, “Eylem neyse kalp ona dönüşür. Yani zaman içerisinde inandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar. Hakikaten bu ikisi birbirine girmiş iki farklı bir husustur. Kalp ve eylem her ikisi de birbirinden etkilenir. O sebeple eylemlerimize dikkat etmek zorundayız. Her eylem, her fiil, seçtiğimiz her söz bizim kalbimize bir şekil veriyor aslında biz farkında olmadan. Mesela gün içerisinde zamanı tükettiğimiz araçlar var. Televizyon, günceli takip etmek, haberleri takip etmek. Hepsi bir zaruret gibi görünüyor fakat hakikatte ne kadar zaruri olduğu tartışılır. Acaba zaruri olarak kalbimiz adına gün içinde neler yaptık. Bir gün aslında işi gücü bırakıp sadece bunun sorgulamasını yapsak ‘bugün yaşadım da ben bugün kalbim adına ne yaptım’ desek çok daha güzel olur. Ana konu kalbiniz değilse siz gündemi de yorumlayamazsınız. Birileri sizi nasıl yönlendiriyorsa, gündemi nasıl yorumlamanızı istiyorlarsa o şekilde yorumlarsınız. Ama kalbiniz size ait olursa, kalp dünyanız olursa siz olayları da kendi kalbinize göre yorumlayabilirsiniz. Maalesef o konuda bile kalbimizi dinleyemediğimiz için birilerinin istediği gibi yorumlamak zorunda kalıyoruz. Onun için gündemin ana konusu her zaman kalbimiz olmalıdır” şeklinde konuştu.

turkiye-yardim-1.jpg

‘TÜRKÜNÜN YAPILMASI DEĞİL YAKILMASI LAZIM’

Modern çağ içerisinde türkülerin hala varlığını sürdürdüğünün altını çizen Işılak, “Yaşadığımız çağ modern çağdır. Araçlar, gereçler değişti. Hayatımıza sosyal medya denilen bir şey girdi. Vaktin büyük bir kısmını da orada öldürüyoruz artık. Bu kadar değişime, gelişime rağmen hala o yangın yeri duruyor. Gerek Avrupa’da gerek Anadolu’nun her yerinde. Şimdi biz her ne kadar bu gelişmelerin içerisinde kendimizi bir yerde konumlandırsak da, zaman zaman kendimizi bu gelişmelere kaptırsak da yanık bir türkü duyduğumuz zaman eğer o türkü yapılmamış, yakılmışsa yanarız. Onun için türkünün yapılması değil yakılması önemlidir. Yakıldığı anda yakar. Aradan asırlar geçse de bu yine böyle olacak. Çünkü yürek aynı yürek, kalp aynı kalptir. Türküler bu manada insanın kendini kendine, kalbine hissettireceği en pratik yöntemlerden en pratik yollardan biridir. Yani insana insan olduğunu hatırladır. Bizim insan olmaya ihtiyacımız var. Çünkü yaşadığımız çağda en fazla yarış teknolojidedir.Bu günün genciyle oturduğunuz zaman hemen size birkaç tane yeni jenerasyon bir telefonun bir bilgisayarın ya da teknolojik araç ve gereçlerin üretildiği yerlerden bahseder ve biz neden bunlar gibi olamıyoruz der. İnsan için tek gelişmenin bunlardan ibaret olduğunu düşünen bir algı var. Sanki biz bu gelişmelere ayak uydurduğumuz vakit gelişmiş olacağız diye bir algı var. Ben buna katılmıyorum. Bir toplumun, bir ülkenin gelişimini sadece teknolojik birtakım araç ve gereçlerin üretilmesine bağlayamazsınız” diye konuştu.

turkiye-yardim-2.jpg

‘ÜRETMEK TÜCCARIN İŞİDİR’

Günümüz çağındaki teknolojik süreçte üretim yapılırken kalbin ihmal edilmemesi gerektiğini savunan Işılak, “Zaman olacak bazı ülkeler öne çıkacaktır. Onlar daha fazla üreteceklerdir. Onlar bütün dünyanın ihtiyacını karşılayan bir şeyler üretmiş olacaklardır ama bu şu demek değildir: Üretilmesi ve insanlığa sunulması gereken tek şey budur. Çünkü en çok bu kazandırıyor. Bu tüccarın işidir. Onun için herkes tüccar mantığıyla eğer olaya bakarsa biz kalbimizi ihmal ederiz. Evet, teknoloji bir üretimdir. Peki, insanlığı bunun neresine koyacağız. Şu pandemi sürecinde İtalya’daki vahim durumu hepimiz biliyoruz. İtalya biraz hazırlıksız yakalandı ve bu hazırlıksızlıktan dolayı da bir sürü sağlık hizmetlerinde sıkıntılar yaşandı. Yeteri kadar maske yoktu. Sadece sağlık personeli için bile bir sürü yetersizliklere şahit olduk. Ve İtalya, Avrupa Birliği’nin bir üyesi olmasına rağmen istediği desteği göremedi. Biz Türkiye olarak İtalya ve pek çok ülkeye yardım ettik. Burada da bir insanlık örneği ortaya koyduk. Pandemi bir hastalık, pandemi bir süreçti. Bu süreçte aslında toplumsal ve insanlık manasında aynı zamanda bir sınavdı. Bir insanlık sınavıydı. Belki kısa sürdü ama Türkiye’nin nerede olduğunu biz bu sınavda gösterdik. Üretim dediğimiz hadiseyi sadece teknoloji ile sınırlarsak, sadece modayla sınırlarsak, sadece modern insanın bize empoze ettiği araç ve gereçlerle sınırlarsak, yüreği ihmal ederiz. Bin küsur yıldan beri bu coğrafya mana ikliminin coğrafyasıdır. Mana ikliminin merkezi olan bu coğrafyanın aslına ve kendine yakışan önermeleri de dünyaya da götürmesi ve sunması lazım” dedi.

turkiye-yardim-3.jpg

‘TAHAMMÜLÜ DE TÜKKETTİK’

Toplumda insanların birbirlerini olduğu gibi kabul etmeme hastalığının olduğunu belirten Işılak, “Tahammülü de tükettik. Karşı tarafı olduğu gibi kabul edemiyoruz. Bu eğitimle alakalı bir şey değil aslında. Biz irfan kültürünü kaybettikten sonra, birçok şeyi kaybettik. Ben felsefeyle de yakından ilgileniyorum. Edebiyatla zaten 35 yılımız Türk halk edebiyatı ve divan edebiyatı ile geçti. Bu geçen zamandan dolayı da bahtiyarız. Çok şeyi biz oradan öğrendik. Hayatı oradan öğrendik. Çünkü halk edebiyatı yaşanmışlıklarla doludur. Divan edebiyatı öyle değildir. Divan edebiyatı daha sanat eksenlidir. Yani kelime oyunlarıyla biraz daha kendi kulesindedir. Divan edebiyatı ciddi bir medrese eğitimi görmemiş birini ortaya koyacağı bir sanat türü değildir. Halk edebiyatı halkın içinden çıkmıştır. Yanık yüreği arıyorsanız divan edebiyatına değil halk edebiyatına bakın. Bu milletin hangi kültürlerde icra edildiğini görmek istiyorsanız da divan edebiyatına bakmanız lazım. Karşı tarafı olduğu gibi kabul edememenin bir hastalık olduğunu düşünüyorum. Bunun eğitimle hiçbir ilgisi yok” diye aktardı.

‘İLK DEFA BU KADAR MUHTEŞEM BİR SALON GÖRÜYORUM’

Selçuklu Kongre Merkezi’nin muhteşem bir salon olduğunu vurgulayan Işılak, “Ben bugün kongre merkezini gördüğümde ve içeriye ilk girdiğimde muhteşem olmuş dedim. Hakikaten mimari olarak da akustik olarak da çok muhteşem. Ayrılan alan da çok muhteşem. Yükseklik muhteşem, sahne muhteşem. Yani gıpta ettim. Ben Avrupa’yı karış karış gezmiş biriyim böyle bir salona bir ya da iki kere rastlamışımdır. Ama ilk defa bu kadar muhteşem bir salon görüyorum diyebilirim” ifadelerini kullandı. Işılak,” Bütün izleyicilerimizin, okuyucularımızın Ramazan Bayramını kutluyorum. Mevcut süreçten dolayı bu bayramı bayram gibi yaşayamayacağız ama inşallah Cenabı Allah Kurbanı, Kurban Bayramı gibi yaşamayı nasip eder” diyerek sözlerini noktaladı.

SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ

Bakmadan Geçme