Umran Hareketi: 'Gizli bir el' defalarca seyrettiğimiz bu oyunu tekrar ortaya koydu
Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi tarafından, son günlerde yaşanan gelişmeleri 'Aynı Tezgah' başlığı ile değerlendirdiği bir basın açıklaması yapıldı.
Basın açıklamasında sözde şeyh Fatih Eyüp Şağban olayı kınanırken İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırken gündemin “gizli bir el” tarafından bir anda değiştiği ifade edildi.
Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi'nden "Aynı Tezgah" başlıklı basın açıklaması şöyle:
Son günlerde -12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu iddiası ile- Türkiye’nin gündemine oturtulan Fatih Eyüp Şağban adlı şahıs tutuklanarak hapse atıldı. Öncelikle Eyüp Şağban’ın sebep olduğu ifade edilen bu olayı şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz. En kısa zamanda olayın aydınlatılması için yetkili makamlarca soruşturmanın hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasını bekliyoruz.
Uşşak-i Tarikatı; bu şahsın kendileriyle herhangi bir bağlantısı bulunmadığını; 5 Ekim 2016, 15 Şubat 2018, 16 Mart 2018, 2 Eylül 2020 ve 4 Eylül 2020 tarihlerinde kamuoyuna yaptıkları açıklamaları ile bildirmelerine rağmen, bu şahsın hâlâ neden kendi isimleriyle anıldığını anlamadıklarını ifade ediyor.
İddialara göre sık sık Almanya’ya giden Şağban, “dinler ve kültürler arası diyalog” çalışmalarının organizatörü Prof. Rudolf Prinz Zur Lippe ile sıkı dostluklarda bulunmuş, medyada çıkan haberlere ve iddialara göre, bu şahıs tarafından kendisine “halifelik teklifi”nin yapıldığı söylenmişti.
Bazı medya kuruluşları ısrarla “şeyh”, “tarikat şeyhi”, “dini lider” olarak lanse ettikleri, dinle alakası olmayan bir şahıs üzerinden, tıpkı 28 Şubat Postmodern Darbe sürecinde olduğu gibi İslâm’a ve Müslümanlara saldırıya geçtiler...
TV programlarında birden olay köpürtülmeye, hatta işi tüm İmam Hatip öğrencilerine ve mezunlarına getirerek asıl niyetlerini de ortaya çıkardıkları görülmektedir. Böylece, Müslümanları karalayıp imaj kaybına uğratmak, camiayı bölüp parçalayarak kavgayı derinleştirmek, Müslümanlar arasındaki dayanışmayı, birlik ve beraberliği yok etmek istiyorlar. Bu tartışmalarla da gençliğin aklını karıştırarak bir yerlere kanalize etmeye çalışıyorlar. Yeni Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz ve Fadime Şahinler üretiyorlar. İnancımıza hakaret etmek için bir fırsat yakaladılar. Yeniden ülkeyi dizayn etmek için iyi bir bahane buldular.
Ne zaman bu ülkede olumlu şeyler yapmaya başlasak, ne zaman ayaklarımız üzerinde doğrulmaya çalışsak, ne zaman haklarımızı korumaya kalksak birileri içimizdeki şarlatanları devreye sokarak bizi içe kapamaya çalışıyorlar. Karadeniz’de bulduğumuz gazın sevincini doya doya yaşayamıyoruz. Başımızı kaldırıp Libya’ya, Doğu Akdeniz’e, Ege’ye, Suriye’ye ve Irak’a bakmaya başladığımızda, haklarımızı korumaya çalıştığımızda birileri ciddi anlamda rahatsızlık duyuyor. Savunma sanayiinde bir iki yerli ve milli hamle yaptığımızda içerden ve dışardan koro halinde saldırıyorlar, bir bardak suda fırtına koparıyorlar.
Bu millet için ölüm kalım meselesi olan “İstanbul Sözleşmesi”nin feshedilmesi ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırken “gizli bir el” daha önce defalarca seyrettiğimiz bu oyunu tekrar ortaya koydu. Bir anda gündem değişti, ortalık toz duman oldu.
Tezgâh aynı tezgâh, oyun aynı oyun, bölüm aynı bölüm, sahne aynı sahne, sadece figüranlar değişiyor… Ortalama her on yılda bir, bu tiyatro sahneye konuyor. Millet olarak bizim de tecrübemiz arttı. Yeter artık bir daha bu oyuna gelmeyelim.
Bu millet; Elif-Ba, Kur’an-ı Kerim ve İslâmî eserleri okumanın; takke ve tespih, çarşaf, başörtüsü bulundurmanın suç aleti olarak işlem gördüğü; Ezan’ın okunmasının yasak olduğu dönemlerden geçti. Bu millet, cenazesini kıldıracak imam bulamadığı dönemlerden, kurulan tuzakları parçalayarak bugünlere nasıl geldiyse, bundan sonra da inşallah bütün engellemelere rağmen yeniden eski ihtişamına kavuşacaktır.
Bunun için önce; “din, tasavvuf ve tarikat anlayışımızı” “Kur’an ve Sünnet”e uygun olarak yeniden gözden geçirmeliyiz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın koordinasyonunda; cemaat ve kanaat önderleri ile İslâm âlimlerinden oluşan kurullar oluşturup “Müslümanlar arasında iman ve inanç birliğini sağlamanın önündeki engelleri kaldırmalıyız. Sadece Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullar da değil, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm okullarda, bu milletin evlatlarına İslâm Dini gerçek kaynaklarından en saf, en temiz ve en berrak bir şekilde öğretilmelidir. Dinsiz insanlar gibi dinsiz toplumlar da yaşayamazlar. Siz gençlerinizi kendi kültür ve medeniyet değerlerinize göre yetiştirmezseniz başkaları sizin evlatlarınızı, size rağmen, kendi kültür ve medeniyet değerlerine göre yetiştirirler.
Tabiat boşluk kabul etmez. Sonra “Eyvah!” demenin de faydası yoktur.
Bakmadan Geçme